20 Temmuz'02
Sayı: 28 (68)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD hesabına savaşacak ve sosyal yıkımı sürdürecek yeni bir yönetim arayışı
  Düzen çözümsüzlüğe mahkumdur
  Emperyalizm "seçim"ini yaptı!
  Yeni oluşum"un solculuğu!
  İMF-TÜSİAD koalisyon hükümetinin üç yıllık icraatları/1
  Esnek üretim saldırısı eylemli bir mücadeleyle püskürtülebilir
  Sınıfı köleleştirme saldırısına karşı kampanyamız sürüyor
  Türkiye nasıl yönetiliyor?
  Belediyelerde TİS süreci üzerine
  F tipinde intihar!..
  "Devrimci basın susturulamaz!"
  Irak'a karşı emperyalist savaş için son pazarlıklar...
  Direnişçi İSDEMİR işçileri ile dayanışmayı yükseltelim!
   Jandarma İSDEMİR işçilerinin eylemine saldırdı...
   İSDEMİR işçilerine!
   Saldırı ve ihanete karşı sınıf seferberliği!
   Yeni iş kanunu tasarısı: Sermayeye kuralsız ve sınırsız sömürü güvencesi!
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Pratik faaliyetlerden...
   İddialar ve gerçekler...
   Türkiye neden Irak'a girmemeli?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni’nin
Temmuz sayısından...

İSDEMİR işçileriyle dayanışmak için eylemli destek örgütlemeli, direnişi sahiplenmeliyiz...

Selam olsun direnen İSDEMİR işçilerine!

İSDEMİR'de 40 ayrı taşeron firmaya bağlı olarak gösterilen yaklaşık 4800 işçiden 820 taşeron işçisi, kadrolu işçilerle aynı işi yapmalarına rağmen düşük ücret almaları, TİS'lerden faydalanamamaları, hatta sendika seçimlerinde dahi oy kullanma haklarının olmaması üzerine sosyal haklarını talep ederek Dörtyol İş Mahkemesi’ne dava açtılar. Davanın kazanılması sonucu 2 bini aşkın işçi daha dava açtı. Dava açan işçilerden ilk önce 200 işçi, işveren ve sendikanın baskıları sonucu davadan vazgeçerek işe geri döndü. Davadan vazgeçmeyen işçiler işten atıldı. 1 Temmuz tarihinde de 590 işçinin daha işten atılmasıyla atılanların sayısı 1000'i buldu.

Davanın açılmasında öncülüğü çeken hatta davanın kazanıldığını ilk işçilere müjdeleyen Hak-İş' e bağlı Öz Çelik-İş Sendikası daha sonra işçilere ihanet ederek işverenle işbirliği yapmıştır. İşçilere davadan vazgeçmeleri için her türlü baskıyı uygulamıştır. Hatta bu hain çete işi, İskenderun'daki esnafları tek tek gezerek işçilerin bu önemli çıkışını karalamaya, direnme kararlılığını ifade eden işçileri moral olarak yıpratmayı amaçlayan tutumlara kadar vardırdı. Bir parantez açıp belirtmek gerekiyor ki, sendikanın bu tavrının arkasında İSDEMİR'in ERDEMİR’e hibe edilmesinden aldığı %11'lik payın önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu pay sendikanın İSDEMİR işçilerine karşı işverenle aynı tavrı takınmasına neden olmaktadır.

Tüm bu saldırılara karşı işten atılan ve halen işten atılma tehdidi ile yüz yüze kalan işçiler komiteler kurarak yanıt verdi. Komiteler toplantılar sonunda bir de sonuç bildirgesi yayınladı. Bildirgede; meşru ve fiili mücadeleye yaslanarak, direnerek kazanacaklarını ifade ettiler. Bazı eylem kararlarını gerçekleştirmek istedilerse de devletin kolluk kuvvetleri tarafından engellendiler. Dörtyol'da bir basın açıklaması yapan işçiler İSDEMİR önüne direniş çadırı kurmak istedi. Çadır jandarma zoruyla söküldü. Dağıtmak istedikleri bildiri bazı ilçelerde yasaklandı. İMF patentli ekonomik ve sosyal saldırıların had safhaya geldiği, ancak bu saldırılara sınıf cephesinden anlamlı bir yanıt gelmediği böyle bir süreçte, İSDEMİR işçisinin göstermiş olduğu mücadele dinamizmine karşı sermaye devletinin saldırgan tavrının anlaşılır bir yanı var. Direnişin yayınlaşıp, güçlenmesinden korkuyorlar. Bu yüzden İSDEMİR’de açığa çıkan ve örnek teşkil edebilecek bu tutumu dizginlemek adına her türlü yolu deneyecekler. İşçiler davayı Yargıtay'da da kazandı. Ancak İSDEMİR patronu buna karşı işçilere kadro hakkı tanımıyor. Onları fabrikaya almıyor. Kuşkusuz sermaye ve onun sağ kolu sendikaya karşı en iyi cevap, sadece yasalarla değil, haklılığın vermiş olduğu güçe meşru ve fiili bir eylem dalgasıyla verilecektir.

Türkiye işçi sınıfı için önemli olan bu direnişin, elbette bölgemiz açısından önemi büyüktür. İSDEMİR işçilerinin direnişi, biz Adana'daki işçi ve emekçileri doğrudan etkilemektedir. İSDEMİR işçileri de Adana’lı sınıf kardeşlerinden eylemli destek beklemektedir. Zaten sermayenin topyekûn saldırılarını püskürtebilmelerinin ilk adımı da bölgesel, eylemli bir sınıf dayanışmasını örmektir.

Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi olarak İSDEMİR işçilerinin direnişini selamlıyor, direnişlerini maddi ve manevi olarak desteklemek için elimizden geleni yapacağımızı ilan ediyoruz!

Yaşasın sınıf dayanışması!
İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!



SASA’da biten grevin ardından...

İhanetçi sendika bürokratlarına
geçit vermemek için
taban örgütlülüklerimizi oluşturalım!

SASA'da coşkuyla başlayan grev bir gün içerisinde sessiz sedasız bir şekilde bitirildi. Bir dönem önceki grevde de 13. gününde taleplerin çok gerisinde, hatta işverenin grev öncesi vermiş olduğunun da altında bir ücreti sendika onaylamıştı. Bugün de işçilerin talep ettiğinin altında bir ücrete imza atılarak grev bitirildi. SASA işçisi bu kadere zorla razı edildi.

Grev öncesi tıkanan TİS görüşmelerinin ardından sendikanın açıklamaları, işverenin öne sürdüğü şartların kabul edilemeyeceği, işçileri enflasyona ezdirmeyeceği doğrultusundaydı. Ancak gelinen noktada enflasyon oranının yarısı kadar bir ücrete, %37'ye imza attı.

Peki bu aşamaya nasıl gelindi? Sendikalar greve çıkmadan neden bitirmediler görüşmeleri? İşçilerin büyük bir çoğunluğu istedikleri ücreti almadıkça anlaşmaya razı değildi. Grevde kararlıydılar. İşçilerin bu basıncı sendikayı greve zorlayan önemli bir etkendi. Grevden bir gün önce sendikanın işverenle yaptığı görüşmede işveren %37 vermişti. Grev sabahı yapılan son görüşmede sendika bu rakama razıydı. Ancak fabrika önünde toplanan yüzlerce işçinin önünde bu anlaşmayı açıklayacak cesareti kendinde bulamamıştı. Ve göstermelik grev kararı alındı. Ancak işçiler dağıldıktan sonra işverenle anlaşmaya varıldığını basına açıkladı.

Sendikanın greve çıkmak konusunda isteksizliği ta başından kendini gösterdi. Mayıs’ın ilk haftası greve çıkacakken Haziran'a kadar süreyi bir ay uzatarak hem işverene zaman kazandırmayı, hem de işçilerin ilk günkü heyecanını ve coşkusunu yatıştırmayı hedefliyordu.

Petrol-İş Sendikası’nın işbirlikçi tutumunu daha iyi görmek için 2001 yılında işverenin istemleri doğrultusunda ücretsiz izin uygulamasını nasıl hayata geçirdiklerine bakmak gerekiyor. İşçiler birer-ikişer ay, hatta dörder ay ücretsiz izine çıkarılırken, sendika işçiden yana değil işverenden yana tutum almıştı. İşverenin krizde olduğunu, işçilerin de fedakarlık yapmaları gerektiğini söyleyerek işçilerin tepkisini bastırmıştı. O zaman anlamlı bir karşı duruş ve tepki göstermeyen işçiler bunu sineye çekmek zorunda kaldılar. Bundan cesaret alan işveren bir yandan TİS görüşmeleri devam ederken, tekrar ücretsiz izin uygulamasını gündeme soktu. Bunun karşısında sendika göstermelik olarak esip gürlemeye başladı. Ücretsiz izine ayrılanların haklarını savunmak için yargı yoluna gideceğini söylemesine rağmen bunu dahi gerçekleştirmedi. Satış sözleşmesinde bir kazanım olarak, ücretsiz izine ayrılan işçilerin izinlerini ücretli izine çevirdiklerini böbürlenerek söylüyorlar.

SASA'da bir gün içerisinde başlayıp biten greve baktığımızda; Petrol-İş Sendikası yönetimi bir kez daha işbirlikçi tutumunu sergiledi, tescilli bir ihanet şebekesi olarak karşımıza çıktı. SASA işçisi bu ihanetçi güruhu alaşağı etmeden her sözleşme satışla bitirilecektir. Bugün SASA'da çıkan yangın vesile edilerek yine o bölümde çalışan yüzlerce işçi ücretsiz izin dayatmasıyla karşı karşıya. İşverenin ve sendika yönetiminin “Fabrikanın durumunu dikkate alalım” sözlerine izin vermeyelim. Bugün yanan bölüm vesile edilerek yarın başka bir bölüm bakıma alınacak, böylelikle bütün işçiler ücretsiz izin dayatmasıyla karşı karşıya kalacaktır. Bu saldırıya karşı hep birlikte bir karşı duruş örgütleyelim.