20 Temmuz'02
Sayı: 28 (68)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD hesabına savaşacak ve sosyal yıkımı sürdürecek yeni bir yönetim arayışı
  Düzen çözümsüzlüğe mahkumdur
  Emperyalizm "seçim"ini yaptı!
  Yeni oluşum"un solculuğu!
  İMF-TÜSİAD koalisyon hükümetinin üç yıllık icraatları/1
  Esnek üretim saldırısı eylemli bir mücadeleyle püskürtülebilir
  Sınıfı köleleştirme saldırısına karşı kampanyamız sürüyor
  Türkiye nasıl yönetiliyor?
  Belediyelerde TİS süreci üzerine
  F tipinde intihar!..
  "Devrimci basın susturulamaz!"
  Irak'a karşı emperyalist savaş için son pazarlıklar...
  Direnişçi İSDEMİR işçileri ile dayanışmayı yükseltelim!
   Jandarma İSDEMİR işçilerinin eylemine saldırdı...
   İSDEMİR işçilerine!
   Saldırı ve ihanete karşı sınıf seferberliği!
   Yeni iş kanunu tasarısı: Sermayeye kuralsız ve sınırsız sömürü güvencesi!
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Pratik faaliyetlerden...
   İddialar ve gerçekler...
   Türkiye neden Irak'a girmemeli?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Halkların katili Wolfowitz’in Türkiye ziyareti...

Irak'a karşı emperyalist savaş için
son pazarlıklar...

Burjuva siyasal arenada yaşanan hükümet darbesinin yarattığı toz duman arasında ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Wolfowitz Türkiye’ye geldi. ABD’nin Irak’a yönelik emperyalist saldırı savaşı için artık geri sayımın başladığı bugünlerde yapılan bu ziyaret açıktır ki Türkiye’nin bu savaşta ABD hesabına üstleneceği rolün kesinleştirilmesi amacına bağlıdır.

Amerikan yönlendirmeli olduğu kesin olan hükümet darbesiyle aynı günlerde yapılıyor olması bu geziye ayrıca bir anlam kazandırmaktadır. Burjuva siyasetinde yaşanan gelişmeler ABD’nin Irak’a yönelik savaş planları içerisinde Türkiye’ye verilen rolün gerekleriyle tam bir örtüşme halinde. Dolayısıyla birbirleriyle iç içe ve tamamlayıcı biçimde yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin yakın dönem iç ve dış politik konumunu ve yönelimini belirler nitelikte.

Nitekim Wolfowitz’in Türkiye ziyareti boyunca ayyuka çıkan pazarlıklar ve hesaplar tümüyle bu gerçeği doğruluyor. Türkiye’nin iç politik süreci ile bölgesel gelişmeler tam bir bütünlük içerisinde gelişerek, esasta ABD emperyalizminin çıkar ve hesaplarına dayalı olarak biçimlendiriliyor. Bu düzlemde doğrudan ve kaba müdahaleler olağan bir siyasal ilişki biçimi haline geliyor.

Bush'un "kurt sürüsü" Ankara'da

ABD Savunma Bakanı yardımcısı Paul Wolfowitz, Dışişleri Bakan yardımcısı Marc Grossman, Avrupa'daki ABD Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Joseph W. Rolston ve kalabalık bir heyet Türkiye'ye geldi. Heyet ziyaret boyunca "genel güvenlik" adı altında Irak ve civarı bölgeye ilişkin görüşmelerde bulundu, perde arkasında, demek oluyor ki halktan gizli, kirli pazarlıklar yapıldı.

Bakan yardımcısı Wolfowitz, ABD'de şahinler diye adlandırılan en saldırgan çevrelerin başını çekiyor. Bundan dolayı Wolfowitz Pentagon'da "Kurt" ya da "yırtıcı dinazor" lakaplarıyla, ekibi ise, "Wolfowitz'in kurt sürüsü" olarak anılıyor.

Bu lakaplar Wolfowitz'e boşuna yakıştırılmamış. 30 yılını ABD Savunma ve Dışişleri bakanlıklarında geçirmiş, askeri faşist cuntalarla yakın işbirliği içinde olmuş (özellikle Güney Kore, Filipinler, Endonezya’da) bu soğuk savaş artığı, İsrail siyonizminin Filistin halkına uyguladığı teröre tam destek vermekte, ABD'deki Yahudi lobisi ile yakın ilişkiler içinde bulunmaktadır. Afganistan'ı yakıp yıkan ekibin ve Irak halkına karşı topyekûn bir saldırıyı savunanların başında da Wolfowitz bulunmaktadır.

Eli kanlı bu katil, devlet erkanının yanı sıra ünlü iş adamları, siyasetçiler ve medyanın satılık kalemleri tarafından özel bir ilgiyle karşılanmış, verdiği konferans dikkatle izlenmiştir.

Wolfowitz ve kalabalık heyetinin önceden planlanan gezisi, Türkiye'de ciddi bir hükümet olmadığı halde ertelenmemiştir. Bu, işin siyasilerle değil, onların da üstünde yeralan güçlerle halledilmek istendiğini gösteriyor. Kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi Wolfowitz'in asıl muhatabı Genelkurmay’dır. Bu, belirleyici görüşmelerin generallerle yapılmak istendiğinin önden bir göstergesiydi.

Rahatlatıcı, okşayıcı ama aynı zamanda
hatırlatıcı açıklamalar

Amerikancı Türk generallerinin Kürt sorunu konusundaki hassasiyetlerini iyi bilen Wolfowitz'in ilk mesajı da bu konuyla ilgili oldu. Yaptığı açıklamada; Kuzey Irak'ta ayrı bir Kürt devletinin kurulmasının Türkiye'nin hoşuna gitmeyeceğini belirterek, “bu ABD için de kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Türkiye’ye, Amerikan işgalinin Irak'ın toprak bütünlüğünü bozmayacağına dair “güvence” verdi.

Türkiye ve ABD'nin son olarak Bosna, Kosova ve Afganistan'da birlikte görev yaptıklarını hatırlatan Wolfowitz, "bundan çıkan sonuç, Türkiye-ABD ortaklığının ne derece önemli olduğudur" dedi. ABD, NATO ve Batı’nın çok şanslı olduğunu söyleyen bakan yardımcısı bunu şöyle gerekçelendirdi: "Çünkü bu son derece önemli stratejik kesişme noktasında, son derece güvenilir, kendine güvenen bir müttefikimiz var.”

Irak'a saldırının ABD'nin baş gündem maddesi olduğu bir zamanda yapılan bu açıklama rahatlatma ve okşamanın yanı sıra, temel önemde bir hatırlatmayı da içeriyor. Türkiye'nin saldırıda üstleneceği rolün belirleyici bir önem taşıdığı hesaba katılırsa bu mesajlar daha iyi anlaşılır.

Saldırıda hava operasyonunun ana merkezi İncirlik olacak. Ancak ABD'nin, Diyarbakır ve Malatya'daki üsleri de kullanmak istediğini göz önüne aldığımızda "koç başı" olarak Türkiye'nin önemi artmaktadır. Amerikalı emekli general Thomas G. Mclnerney bunu özlü ifadelerle dile getirmiştir. Ünlü bir Amerikan gazetesinde yayınlanan makalesinde general şöyle diyor: “Irak'a karşı bir operasyonda Türkiye'den daha önemli bir müttefik olmayacak.” General haklı olarak şu gerçeği dile getiriyor, “ABD'nin ihtiyacı olduğunda, Türkiye her zaman yardımına koşmuştur.”

Yine de emekli generalin en çarpıcı sözleri ordu ile ilgili olanlarıdır. “Türkiye mükemmel bir orduya, olağanüstü bir hava üssüne ve seçkin bir liderliğe sahip Müslüman bir ülkedir.” Bu övücü sözlerle varılmak istenen sonucu tahmin etmek güç değil. Dolayısıyla Irak'ın yeniden yapılandırılması sürecinde Türkiye'ye önemli bir rol de düşüyormuş!..

İMF kredileriyle hizaya getirme

Son üç yıl içinde İMF-Türkiye arasında 35 milyar dolara varan kredi anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar bir yıkım programı şartına bağlı olmakla beraber, söz konusu rakam bir rekor anlamına geliyor. Bütün taraflar bu "cömertliğin" Türkiye'nin "stratejik konumuna" biçilen bir fiyat olduğu konusunda hem fikirdir. Nitekim Afganistan'daki işgal kuvvetlerinin komutası Türk ordusunda bulunmaktadır.

Irak'a saldırının gündemden düşmediği son günlerde, Türkiye'nin 2003 yılında borcunu çevirip çeviremeyeceği tartışılıyordu. Bu noktada "stratejik önem" yeniden gündeme geldi. Burjuva basına göre İMF 2003 yılında Türkiye'ye 10 milyar dolara kadar kredi verebilecek.

Irak'a saldırı konusunda kararlı görünen Amerikan emperyalizminin, Türkiye'ye olan ihtiyacı yüzünden İMF'nin Ankara'yı mali açıdan yalnız bırakmasına izin vermeyeceği dile getiriliyor. Zira ABD, Ankara'nın desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Krizlerden bir türlü kurtulamayan işbirlikçi sermaye iktidarının da emperyalizme her zamankinden daha çok bağımlı hale geldiği olayın bir diğer boyutudur.

Efendi-uşak pazarlığı sınıra dayandı

Tüm hazırlık, açıklama ve senaryolar, savaş olasılığının gittikçe artmakta olduğuna işaret ediyor. Bush'un son açıklamaları da bu yönde. Irak sorununun çözümünde askeri seçenekten başka bir çözüm yolu görmediğini, Irak'taki rejimi değiştirmeden dünyanın o bölgesinin güvenli hale gelemeyeceğini buyuruyor haydut başı.

Öte yandan Amerikan işbirlikçileri olan sözde Irak muhalifleri de harekete geçirilmiş durumda. İngiltere'de bir araya gelen bu çevreler, Amerikanın askeri müdahalesine doğrudan destek veriyor. (Irak'a demokrasi getirme iddiasında olan ABD uşağı generaller arasında, Kürt halkını kimyasal silahlarla katledenlerin de yer aldığını belirtelim). İngiliz basınında yer alan yorum ve haberler, İngiliz hükümet kaynaklı açıklamalar da savaş olasılığının yüksek olduğuna işaret ediyor.

Wolfowitz’in ziyareti sırasında da gerek kendisinin, gerekse Türkiye cephesinden muhataplarının yaptıkları açıklamalar, ABD’nin Irak’a yönelik olarak uzun zamandır hazırlanmakta olduğu emperyalist savaşın uygulamaya konmasının artık kesin olduğu gerçeğine dayanıyordu. Bu zemin üzerinden rollerin ve karşılığında ödenecek bedelin netleştirilmesi, gerçekleşmiş bulunan ziyaretin asıl gündemini oluşturuyordu. Bu nedenle Wolfowitz, kendisinden önce gelen ABD temsilcilerinden çok daha kesin ve net biçimde, ABD’nin isteklerini Türkiye’yi yöneten işbirlikçi takımının önüne koydu. ABD uşağı iktidara ise bu kararlılık karşısında sadece üstleneceği kirli role fiyat biçmek kaldı. Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, ABD’nin isteklerini şöyle formüle ediyor: Ne istiyorsanız, biran önce listenizi hazırlayıp bize verin... Pazarlık asasında durum işte bu denli kaba, çirkin ve sinikçe!..

Bu da gösteriyor ki, Türkiye’nin ABD hesabına savaşa girip girmeyeceği bir pazarlık konusu değildir artık. Pazarlık konusu bu kirli hizmetin fiyatının ne olacağıdır. Wolfowitz’de zaten bu fiyatı kesinleştirmeye gelmiştir. Bu durumda Türk sermaye devletinin Irak’a ilişkin çekincelerinin hiçbir önemi kalmamıştır. Ülkeyi yöneten uşak takımının başka türlü davranmasının imkanı da zaten yoktur. Onlar söz konusu çekincelerini salt “kan parası”nın miktarını yükseltmeye bağlı olarak öne sürüyorlardı. Yoksa sermaye devletinin Irak’a ilişkin çekincelerinin nedenleri ortadan kalkmış değildir.

Ancak efendi ile uşak arasındaki ilişkinin başka türlü olması da beklenemez. Uşak daha yüksek bir bahşiş için mızmızlanabilir ama hepsi bu kadar. İstediği karşılığın neye bağlanacağı, pazarlıklarda neyin ne kadar koparılacağı, yapacağı hizmetin zamanında ve gereğince yapılmasına engel oluşturmaz. İşte işbirlikçi sermaye iktidarının ABD ile kurduğu ilişki de tam tamına bu biçimde gelişmiş ve bu sınırlarda kalmıştır.

Wolfowitz bu gerçeği Conrad Oteli’nde, farklı bir bağlamda sorulmuş olsa da, “ABD tek taraflı mı davranıyor?” sorusuna verdiği yanıtta zaten tüm çıplaklığıyla ifade ediyor: Bizim asgari noktada uzlaşma sorunumuz yok, ABD’nin liderlik yapması gerekiyor.

Bu sözler ABD’nin özellikle Bush yönetimiyle birlikte ölçüsünü iyice kaçırdığı küstahlığının bir örneğidir? Ama mevcut ilişki ve pazarlıkların gerçek özü de tamı tamına budur, böyledir. Avrupa, Rusya vb. emperyalist güç odaklarıyla ilişkilerini böyle tanımlayabilen bir emperyalist gücün her bakımdan avucunun içine aldığı, borç kıskacı içinde nefessiz bıraktığı bağımlı Türk devletiyle ne temelde ilişkilere girdiğini tahmin etmek güç değildir herhalde.

Savaşın ön cephesinde aktif rol

Wolfowitz’in sermaye devletinin siyasi ve askeri yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, Türkiye’ye biçilen rol büyük ölçüde ortaya çıkmış bulunuyor. Yapılan görüşmeler sonrasında gerek ordu, gerekse hükümet sözcüleri savaşta İncirlik, Türk hava üsleri ve hava sahasının ABD’nin kullanımına açılacağını ifade ettiler. Ancak ordu tarafından yapılan açıklamalarda, Türk topraklarının kara savaşında kullanılmasına izin verilmeyeceği de belirtiliyordu.

İlki için bir pazarlığın dahi ABD tarafından yapılmayacağı bilindiği yerde, Wolfowitz ile uşak takımı arasındaki görüşmelerin daha etkin bir rol, yani maşalık üzerinde yürütüldüğünü anlamak zor olmasa gerek. Öyle ki Wolfowitz henüz resmi görüşmelere başlamadan önce verdiği konferans da, Aydınlık muhabirinin “İncirlik’in kullanımına ordu izin verecek mi?” sorusunu alaycı bir dille; “Biz zaten on yıldır İncirlik üssünü kullanıyoruz” biçiminde yanıtlıyordu. Bu yanıt küstühçadır, ama gözler önündeki kaba bir olguyu dile getirdiği de bir gerçektir. Bu durumda, Wolfowitz’in ordu ve hükümet yetkilileri ile yaptığı görüşmelerde bunun ötesi üzerine pazarlıkların yapıldığı, Irak’a karşı gündeme getirilecek emperyalist savaşta Türk ordusunun ABD hesabına ¨stlenebileceği askeri rol üzerinde durulduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Wolfowitz’in söz konusu konferansında sık sık Kore’ye atıf yaparak, Türk ordusunun bu savaştaki “kahramanlığı”ndan ve “ABD ile omuz omuza savaşması”ndan duyduğu memnuniyeti dile getirmesi boşuna değildir. Yine İstanbul-Kabil-Ankara hattının Kabil durağında, Wolfowitz’in "uluslararası güç"ün Türk komutanıyla boy göstermesi, bu komutandan övgüyle sözetmesi de boşuna değildir.

Tıpkı Kore’de olduğu gibi Türk ordusu ABD çıkarları hesabına savaşa sürülecektir. Bu kirli ve gerici savaşta kahramanlık (!) yapacak, kardeş bölge halklarının kırımında birinci dereceden rol alacaktır. Hükümet darbesi sırasında Tansu Çiller tam da bu hesaba dayanarak konuşmuştu: “Irak savaşında ben başbakan olmak istiyorum, çünkü bölgeyi ve terörle mücadeleyi iyi tanıyorum.” Bu sözler hükümet darbesinin ABD’nin Ortadoğu hesapları doğrultusunda yapıldığına ilişkin bir bilinç açıklığının ürünüdür. Burjuva siyasal arenada ABD ve TÜSİAD hesabına yapılan düzenlemelerle önleri açılan siyasal aktörlerin üstlendikleri rol de budur zaten. Tansu Çiller bilinen arsızlığıyla hazırlanan role soyunmuş, ABD hesapları çerçevesinde gereken neyse yapacağını açığa vurmuştr. (Bu arsızlık nedensiz de değildir; amaç, Türkiye’de hükümet olmak için vazgeçilmez olan ABD desteğini arkasına almaktır).

Koç’un evinde ABD memurlarıyla...

Conrad’daki konferans sonrasında Wolfowitz’in Koç’un evinde Derviş ve TÜSİAD üst düzey yöneticileriyle yaptığı gizli kapaklı görüşme, düzenin gerçek iktidar odaklarının ABD ile özel ilişkilerini tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. İşbirlikçi tekelci burjuvazinin ön plandaki unsurları, Türkiye’nin geleceğini Derviş gibi ABD ajanlarıyla birlikte şekillendirmektedir. Bu ilişki, ülkenin yağmasının sürdürülmesi kadar, ABD hesabına emekçi halkı savaşa sürmeyi de kapsamaktadır. ABD ve TÜSİAD, artık tüm ipleri doğrudan ellerine almış durumdalar. Bundan dolayıdır ki, onlar adına ülkeyi yeni dönemde yönetmeye hazırlananlar da (Kemal Derviş, İsmail Cem, Memet Ali Bayar türünden adamlar), artık doğrudan tescilli ABD memurları oluyor. ABD ve TÜSİAD bunu artık saklama gereği bile duymuyorlar.

Milliyet’e Washington’dan yazan ve Amerikan görüşlerini dolaysız yansıtmakla tanınan Yasemin Çongar ziyaretin hemen öncesinde yayınlanan bir yazısında, Wolfowitz’in ziyaretinin gündeminde Irak, Kıbrıs, AB gibi meseleler yanında “Türkiye’de yakından tanıdıkları siyasi aktörlerin yeni dönemde oynayabileceği rol ile erken seçim ve hükümet senaryolarının” da olduğunu yazıyordu. Yani ABD, yaptırdığı hükümet darbesi sonrasında Wolfowitz’i göndererek, Türkiye’nin siyaset sahnesine sürdüğü memurlarına yeni dönemde oynayacakları rolleri dağıtıyor, bundan sonra ABD hesabına yapacakları işlerin ve izleyecekleri siyasetin çerçevesini bildiriyor.

ABD Irak’ta "Türkiye modeli" istiyor!

Wolfowitz'in ziyareti boyunca yaptığı çeşitli konuşmalarda sık sık kullandığı ifadelerden biri de "Irak'ta istediğimiz Türkiye modelidir" biçiminde oldu. Wolfowitz bu ifadesiyle Irak'a yönelik savaşın temel hedefini de ortaya sermiş oluyor. "Türkiye modeli", ülke yönetiminin tüm dizginlerini ABD'ye vermektir. Her açıdan ülkenin bir Amerikan çiftliği haline getirilmesidir. Amerikan hesabına halklara düşmanlık ve maşalıktır. Uşaklıkta sınır tanımamak, ABD'nin basit bir oyuncağı haline gelmektir. Tüm siyasal ve iktisadi kurumların ABD'ye teslim edilmesidir.

ABD emperyalizminin yere göğe koyamadığı "Türkiye modeli" işte budur. Irak'ta istenen işte bu modeldir. Irak'ın tümüyle ABD'nin çıkarlarına açılması, yağmalanması, bölgede halklara düşman bir koç başı haline gelmesidir. Dolayısıyla Wolfowitz'in bu sözlerinden ülkenin emekçileri adına çıkarılacak bir onur payesi yoktur. Tam tersine bu, ülkeyi yöneten uşak takımından kurtulmanın ve ABD hesabına haksız niteliği bu kadar açık bir savaşa katılmayı reddetmenin zorunluluğunu gösteriyor.

ABD hesabına savaşa sürülecek emekçi
çocuklarının kanına fiyat kesildi

ABD'nin savaş planını ve rolünü önüne koyduğu bir durumda sermaye devletinin üst kademedeki temsilcilerinin işi sadece Wolfowitz'le kan parası pazarlığı yürütmek olmuştur. Conrad Otel'de yapılan toplantıda TÜSİAD patronlarının yaptığı budur. Yine Ecevit, Kıvrıkoğlu ve diğerleri de bundan başka bir şart öne sürememişlerdir. Farklı mekanlardaki pazarlıklarda farklı öncelikler öne çıkmış olabilir. Ordu askeri borçları ve modernleşme kapsamındaki ihtiyaçlarını, hükümet borçların çevrilmesini, TÜSİAD sefil çıkarlarına dayalı öncelikleri öne çıkarmış olabilir. Fakat her halükarda hepsi ülkenin ve onmilyonlarca emekçinin kaderini pazarlamaya soyunmuştur. Kapalı kapılar ardında hepsi kendi yeteneğince bu kana bir fiyat biçmiştir.

ABD'nin daha önce aynı mesele üzerinden ülkeye ziyaret eden temsilcileriyle de bundan farklı bir pazarlık yapılmamıştı. Bir takım çekincelerine karşın esasta bu isteklerini karşılamanın sınırlarını bildikleri için esas pazarlık konusu dökülecek kanın fiyatı olmuştur. Bilindiği üzere bu pazarlığın sonucu olarak ABD’de birileri kamuoyu önünde, İMF’nin Türkiye’yi ABD hesabına satın aldığını, tam da Irak’a emperyalist saldırıyla ilişkilendirerek, açık açık söyleyebilmişlerdir.

İşbirlikçi burjuvazi ve onlar adına ülkeyi yönetenler bu kez de Wolfowitz'den sefil çıkarları için yeni bir satış fiyatı kopartmış görünüyorlar. Wolfowitz'in giderayak yaptığı açıklamaya bakılırsa bu fiyat; güvenlik sistemleri şartına bağlanan 28 milyar dolardır. Wolfowitz üzerine basa basa bunun "doğallığında" hibe olacağını vurguluyor. Güvenlik sistemleri için, yani ABD'nin savaşı için kullanılmak üzere verilecek bu para hiç de hibe değil emekçilerin kanı karşılığında ödenecek paradır.

ABD ve suç ortaklarına karşı direniş!

Wolfowitz'in gezisi ABD'nin Ortadoğu'yu kana bulayacak haksız savaşının son hazırlıkları kapsamında değerlendirilmelidir. Bu savaşta Türk sermaye devleti etkin ve ön cephede bir rol oynayacaktır. Yani ABD hesabına Ortadoğu halkının kırımdan geçirilmesi için Türk ordusu ve beraberinde her türlü imkan ABD'nin hizmetine sunulacaktır. Bu herşeyden önce emekçi halkın Ortadoğu halkının kırımında suç ortağı haline getirme sonucunu doğuracaktır.

ABD'nin artık basit bir oyuncağına dönmüş, tüm iradesini ona teslim etmiş ülke yönetenlerinin bugün üstlendiği misyon da budur. Bu misyon emekçilere açık bir düşmanlık ve yıkım getirecektir. Ama bu işbirlikçi uşak takımının umrunda değildir. Onların tek hesabı bu uşaklık misyonunu yerine getirmenin karşılığında sefil bazı çıkarlarını güvenceye almaktır.

Wolfowitz'in ziyaretinden tüm bunlar artık ayan beyan hale gelmiştir. Herşey çıplak biçimde yaşanmış, bu anlamda savaşın sıcaklığına da bağlı olarak tüm kartlar açıktan oynanmıştır. Satış bitirilmiş, roller paylaştırılmış, savaş düzeni alınmıştır.

Savaş, bölge halklarının karşısında somut bir tehdit olarak durmaktadır. Bu ciddi tehdide karşı tüm bölgeyi kapsayan emperyalist savaş karşıtı bir kampanya başlatmak vazgeçilmez bir görevdir. Halkların kardeşliği temeline dayalı bir dayanışma örmek için bütün olanakları seferber etme zamanıdır.

Türkiye emekçi halkı tüm bu kirli ve kanlı suç ortaklığı ile onun tüm sonuçlarına karşı direnmek durumundadır. Ortadoğu'nun kardeş halklarıyla omuz omuza, gerici emperyalist savaş koalisyonuna ve bu koalisyonun aktif bir bileşeni olan sermaye iktidarına karşı enternasyonal mücadele hattında kararlıca yürünmelidir.

Kahrolsun emperyalist savaş!
Yaşasın Ortadoğu halklarının kardeşliği!