23 Mart '02
Sayı: 11 (51)


  Kızıl Bayrak'tan
  Herşeye rağmen yanan isyan ve özgürlük ateşi
  ABD'nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu
  Sıra işçi ve emekçi çocuklarının cepheye sürülmesinde!
  Newroz teslimiyet ve ihanete karşı direniştir
  Çeşitli kentlerde Newroz kutlamaları...
  Cejna Newroz be!
  Yoğunlaşan saldırılara karşı metal işçilerinin örgütlü gücü harekete geçirilmelidir
  Biz kazanacağız!..
  7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
  Feminizm yol değil, bir çıkmaz sokaktır!
  Gençlikten eylem ve etkinlikler...
  Dünyada ve Türkiye'de neo-liberal eğitim politikaları
  "Sermayenin Avrupa'sına hayır!"
  İşgale katılmayı reddediyorum
  ÇHD İstanbul Şubesi'nin suç duyurusundan...
  Sesimizi boğmaya gücünüz yetmez!
  Zorbalık değil devrimci dayanışma!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kapitalizmin yarattığı insan tipi...

Kapitalist sistem, doğası gereği artı-değer sömürüsüne dayandığı için, bunu sağlam bir zemine oturtmak zorunda. O sömürüsünün sürekliliğini sağlamak üzere kültürel, ahlaki, psikolojik vb. olarak da kitleleri kendi denetimine almaya çalışır. Bunda başarılı olduğu da söylenebilir. Suskun bir toplum yaratıldığı ölçüde herşeye hakimdir.

Bunlar ışığında, bulunduğum ortamı anlatmaya çalışacağım. Ben bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Daha doğrusu tekstildeki sirkülasyondan dolayı sürekli iş değiştirmek zorunda kalıyorum. Türkiye’de sistemin özellikle 12 Eylül sonrası dönemde yarattığı toplumun bir yansıması işyerimde net bir biçimde görülmektedir. Gemisini kurtaran kaptan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlayışı pompalanarak, bencil, çıkarcı, pop-arabesk kültürüyle bunalım yaşayan, pasif, edilgen ve sorgulamayan tipler yaratılmıştır.

Burada özellikle değinmek istediğim konu, “ilaç gibi radyo” söyleminde vücut bulan hasta-ilaç ilişkisi. Bu bir radyo kanalının sloganıdır. Büyük bir kapitaliste ait olan bu kanal tekstil işletmelerinde %85-90 oranında dinleniyor. Kapitalist önce toplumu hasta etmekte, sonra da bu hastalığın kronikleşmesi için ilaç diye tabir ettiği uyuşturucuyu vermektedir. Bu tarz, geleceksiz ve günlük kaygılarla yaşayan insan tipi üretmektedir. İşverene tam bir kul itaati ile hizmet eden işçi için ise bu “kaderin bir cilvesi”dir.

Bildiğimiz gibi, “biz bir aileyiz, ekmek teknemiz aynı, çalışmak ibadettir” gibi sloganlarla tam bir sükun durumu yaratılmıştır. Böylece patronlar için dikensiz bir gül bahçesi haline geliyor dünya. Tekstil sektöründe bunun yanısıra, işçileri rekabete sokup yarıştırmak yoluyla, insanlar arası düşmanlık körükleniyor. Amaç birleşip örgütlenmelerini engellemek.

Kapitalistlerin işçi ve emekçilerde kişilik erezyonu yaratan ve işçi sınıfının bilincini körelten, hasta eden bu oyunlarını bozmamız önemli bir görevdir. Tabii bunun başarılabilmesi için, sosyalist değerleri taşıyan kişilerin örnek bir kişiliğe ve kültüre sahip olmaları gerekmektedir. Alternatif bir insan olmanın yolu, bencil olmayan bir kişilikte ve sınıf çelişkilerini gündelik yaşam içinde yakalayıp en ufak bir ayrıntıda bile dalgalar yaratabilmesinde yatar. İnsanların karşısına kuru sloganlarla çıkmadan önce bir güven ortamı yaratıp onlardan biri olmak gerekiyor. Geleceğimizi ilmik ilmik dokuyarak sabırla örmeliyiz.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!

Dersimli Yiğit/Tekstil işçisi



Unutmamalıyız!..

Emekçi arkadaş!..

Bugün “unuttuklarımızdan” bir demet sunuyoruz:

- 12 Mart 2002 günü İHD Ankara Şubesi Ankara 1 Nolu DGM’de kapatma istemiyle yargılandı. Duruşma 25 Nisan 2002 gününe ertelendi.

- 12 Mart 1995 Gazi katliamının 7. yıl dönümünde 2 Mart 2002 günü saat 12.30’da Yüksel Caddesi’nde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından katliamı kınayan bir basın açıklaması yapıldı. (Toplam katılım 30-40 kişi kadardı).

- 13 Mart 2002 günü Saat 09.00’da Yargıtay’da Tüm Yargı-Sen yöneticilerinin temyiz duruşması yapıldı. Karar; “suç oluşmadığı” gerekçesi ele esastan bozuldu...

- 16 Mart; tarihimizde iki katliamın; 16 Mart 1978 Beyazıt katliamının ve 16 Mart 1988 Halepçe katliamının yıldönümü...

- 19 Mart’ta ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney Türkiye’ye geliyor. İlla da Genelkurmay Başkanı ile görüşecekmiş!.. Ortadoğu’da yeni bir emperyalist saldırı için düğmeye mi basılacak?..

Bu savaşta kimin çıkarları için kimin evlatları cepheye sürülecek?..

- 21 Mart Newroz; başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının sömürüye, zulme başkaldırı günü; ve halkların eşit, özgür, kardeşçe, barış içinde yaşama taleplerinin haykırıldığı bayram...

Son sürecin ilk ölüm orucu şehidi Cengiz Soydaş’ı da bir yıl önce, 21 Mart 2001 günü ölümsüzlüğe uğurlamıştık...

- 30 Mart Kızıldere katliamının yıldönümü... Onlar; “teslim ol” çağrılarına; “biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik!..” diye yanıt verdiler ve ölümsüzlüğe yol aldılar.

- 8 Nisan 2002 günü aydın ve sanatçılar düşünceleri nedeniyle Ankara 1 Nolu DGM’de yargılanacaklar.

- Aydınlar, onurlu politikacılar, insan hakları savunucuları, aileler düşünceleri nedeniyle cezaevlerine doldurulmaya devam ediyorlar:

- Doç. Dr. Fikret Başkaya Kalecik Cezaevi’nde...

- TSİP Genel Başkanı Turgut Koçak ve MYK üyesi Necmi Özyurda Ulucanlar Cezaevi’nde..

- DEP’li Milletvekilleri Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Leyla Zana 10 yıldır Ulucanlar Cezaevi’nde...

- “Ana dilde eğitim istiyorum” diye dilekçe hakkını kullananlar cezaevinde...

- “Tecrit kalksın ölümler dursun” diyen analar, babalar, kardeşler, sevgililer, eşler, öğrenciler, insan hakları savunucuları, aydınlar cezaevi yolunda...

- İHD her Cumartesi saat 12:30’da Kızılay Postanesi’nden Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e; “Daha kaç insan ölecek? Üç kapı üç kilit açılsın ölümler dursun” diye kart gönderiyor. Ama katılan 40-50 kişiyle...

8 Mart 2002 günü Ankara Numune Hastanesi’nde Yusuf Kutlu’yu, 9 Mart 2002 günü İstanbul’da Yeter Güzel’i son ölüm orucu şehitleri olarak uğurladık. 19 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonunda katledilenlerle birlikte bu süreçte 89 devrimci öldü, yüzlercesi sakat kaldı.

- ...Ve tamı tamına 17 aydan beri ölüm oruçları; katliamlara, işkencelere, tecrite, sessizliğe inat devam ediyor. Aileler de hergün hastane kapısında, evlatlarının başucunda nöbet tutuyor. Hergün birer-ikişer ayrılıyorlar aramızdan; ölümsüzlüğe doğru; sessiz, sahipsiz, bazen gazetelerde minnacık bir dipnot gibi “haber”le...

"... Kurt uyur,
Kuş uyur,
Zindan uyurdu.
Bir ben uyumadım, kaç leylim bahar:
Hasretinden prangalar eskittim..."

... diyordu şair.

Saydınız mı?.. Kaç mevsim geçmiş?..

Biz unutsak da gerçekler yakamızı bırakıyor mu?...

Bir grup işçi ve kamu emekçisi



Kapitalizm savaş demektir!

1989 Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle dizginlerinden boşanan ABD emperyalizmi yayılmacı politikalarını ve savaş programını hayata geçirmek için kolları sıvadı.

Afganistan’ı El-Kaide ve Usame bin Ladin'i bahane ederek yerle bir ettikten sonra, Irak'ta yıllardır olduğu gibi Saddam’ı bahane ederek, Ortadoğu’yu ateşe vermeye hazırlanıyor. Böylece, Ortadoğu’nun zengin petrol yataklarına sahip olmak, anti-emperyalist bir potansiyel taşıyan Ortadoğu halklarına boyun eğdirmek, İsrail'in siyonist saldırısına kılıf uydurarak işgale meşruluk kazandırmak istemektedir. Filistinle benzer bir kaderi paylaşan Kürdistan meselesine de el atılmakta, Kürt dinamiği tümüyle tasfiye edilmek istenmektedir.

Afganistan’da kukla bir hükümet kurduktan sonra sıra Irak'a geldi. Hedefte başka ülkeler de bulunuyor. Afganistan’daki savaşta olduğu gibi bu savaşta da Türkiye’ye kredi rüşveti karşılığında önemli sorumluluklar verildi. Ecevit ABD bizim haberimiz olmadan Irak'a bir operasyon düzenleyemez diyerek, Türkiye’ye verilen rolün önemini vurguluyor. Bu savaşta Türkiye doğrudan yer alacak.

Bu emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı komünistleri ağır sorumluluklar bekliyor. Terörle mücadele adı altında halkların kanı dökülmeye çalışılırken, bizler enternasyonalist mücadele bayrağını yükseltmeliyiz.

Antakya’dan bir komünist