23 Mart '02
Sayı: 11 (51)


  Kızıl Bayrak'tan
  Herşeye rağmen yanan isyan ve özgürlük ateşi
  ABD'nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu
  Sıra işçi ve emekçi çocuklarının cepheye sürülmesinde!
  Newroz teslimiyet ve ihanete karşı direniştir
  Çeşitli kentlerde Newroz kutlamaları...
  Cejna Newroz be!
  Yoğunlaşan saldırılara karşı metal işçilerinin örgütlü gücü harekete geçirilmelidir
  Biz kazanacağız!..
  7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
  Feminizm yol değil, bir çıkmaz sokaktır!
  Gençlikten eylem ve etkinlikler...
  Dünyada ve Türkiye'de neo-liberal eğitim politikaları
  "Sermayenin Avrupa'sına hayır!"
  İşgale katılmayı reddediyorum
  ÇHD İstanbul Şubesi'nin suç duyurusundan...
  Sesimizi boğmaya gücünüz yetmez!
  Zorbalık değil devrimci dayanışma!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Barselona yarım milyon işçi, emekçi ve gencin protestosuyla sarsıldı...

“Sermayenin Avrupa’sına hayır!”

AB’nin yıllık olağan bahar toplantısı, dönem başkanlığını yapan İspanya’nın Barselona kentinde gerçekleşti.

İspanya hükümeti, ev sahipliği yapacağı 15 üye ve 13 aday ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını protestolardan koruyabilmek için haftalar öncesinden hazırlıklara başladı. Kent özel bölgelere ayrıldı, polis alarma geçirildi, uçaksavarlar, KWACS keşif uçakları, paraşütçü komando birlikleri hazır bekletildi.

Mart ayının başından itibaren otel ve toplantı salonunun çevresine yüksek tel örgüler dikildi. Bu özel bölgeler 10 bin polis ve asker tarafından koruma altına alındı. ‘92 olimpiyatlarından beri hiç böylesi bir polis yığınağı görülmemişti. Üniversiteler iki gün boyunca tatil edilmiş, kampüse giriş-çıkışlar yasaklanmış, bazı metro durakları da kapatılmıştı. Şengen anlaşması 11-16 Mart tarihleri arasında uygulamadan kaldırılmış, ülkeye Avrupa’nın diğer ülkelerinden gelecek protestocuların engellenmesi için sınır kontrolleri yeniden başlatılmıştı. 1500 kişiye giriş izni verilmedi, ama göstericiler sınır kapılarını eylem alanlarına çevirdiler.

İspanya hükümetinin AB zirvesi için aldığı tüm önlemler, yarım milyon kişinin Barselona sokaklarında protesto eylemleri gerçekleştirmesini engelleyemedi. Avrupa’nın dört bir yanından işçiler, emekçiler ve gençlik Barselona’ya akarak, “Sermayenin Avrupa’sına” karşı protestolarını yükselttiler.

Emperyalist zirve başlamadan yapılan geleneksel çağrıyla Barselona’da büyük bir protesto eylemi gerçekleşti. Barselona sokakları 100 bin kişinin eylemiyle sarsıldı. Tüm Avrupa’dan Barselona’ya gelen 100 bin işçi ve emekçi, özelleştirme ve sosyal hakların kısıtlanmasını protesto ettiler.

Sendikaların bu yürüyüşüne orta ve yüksek öğrenimde okuyan öğrenciler de destek verdiler. İspanya’da öğrenciler eğitimin özelleştirilmesine karşı aylardır direniyorlar. Yüzlerce yüksekokul öğrencisi, fakültelerini AB zirvesi süresince işgal ettiler.

Barselono’da protestolar diğer günlerde de sürdü. Hatta AB şefleri için kurulan barikatlar kaldırıldıktan sonra bile. Bu kez gözaltına alınan 100 kişinin serbest bırakılması için yüründü.

Cuma gecesi polis gösteri yapan küçük gruplara azgınca saldırdı. Onlarca kişiyi yaraladı ve onlarcasını gözaltına aldı.

Cumartesi günü gerçekleşen protesto eylemiyle Cenova’nın kitleselliği aşıldı. Ve yarım milyona yakın kişi Barselona sokaklarına aktı. Kapitalist globalleşmeye karşı bir kez daha başka bir dünyanın mümkün ve zorunlu olduğunu haykırarak “Sermayenin Avrupa’sına hayır!” sloganını Göteburg’dan Barselona’ya taşıdılar. Yürüyüşe katılanlar arasında sol radikal örgütlerden komünistlere, ev işgalcilerinden emperyalist küreselleşme karşıtı gruplara, orta ve yüksek öğrenimde okuyan öğrencilerden köylülere ve sendikalara kadar geniş bir yelpazede bir birlik kurulmuştu. Protestolara Bask sendikaları ve ETA’ya yakınlığı ile bilinen Batasuna partisi de katıldı.

Protestocular sokakların hakimiyken, devlet güçlerince oluşturulmuş barikatlar ardında, Avrupa’daki işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırı bakımından bir dönüm noktası olacak zirve de sürüyordu.

Barselona’daki bu son AB zirvesinde, 2010 yılına değin AB’yi dünyanın rekabete açık en güçlü, en dinamik ekonomisine sahip bir bölgeye dönüştürmek hedefi çerçevesinde, 2 yıl önce Lizbon zirvesinde çizilen yol haritasının ara bilançosu çıkarılacaktı.

Zirvede AB’nin dünya ölçeğindeki ekonomik gücünü artırma, özelleştirmelerin önündeki bütün engellerin kaldırılması konusu görüşülecekti. Ayrıca Avrupa ordusunun yapılanmasının yanında, eğitim alanı da dahil özelleştirmelerin tam anlamıyla gerçekleşmesi, esnek ve düşük ücretle çalışmanın yaygınlaşması karara bağlanacaktı.

Gündemde Avrupa’nın elektrik ve gaz pazarlarının liberalleşmesi de vardı. AB tüm enerji pazarlarının özelleştirilmesi konusundaki kararını kamuoyuna açıkladı. Böylece elektrik sektöründe özelleştirmelerin de yolu açıldı. Ama AB üyeleri enerji sektörünün rekabete açılmasından, ortak ekonomi ve maliye politikasına dek uzlaşmakta zorlanıyor. Çünkü ulusal çıkarlar adı altında her ülke burjuvazisinin kendi hesapları ağır basıyor.

Enerji pazarının 2004 yılına kadar liberalleşmesi hedefi zirve öncesi başkanlık seçimlerine hazırlanan Fransa ile genel seçim öncesinde bulunan Almanya’yı karşı karşıya getirdi. Fransa Başbakan’ı Jospin, Fransa’da 2004-05 yılından sonra elektriğin özelleştirileceğini, özelleştirmeler ile ücretlerin düşeceği ile ilgili sözlerin ise doğru olmadığını söyledi. Aynı şekilde İngiltere ve İsveç yöneticileri de, özelleştirmeler sonucu ücretlerin düşmediğini, aksine yükseldiğini iddia ettiler. Fransa Başbakanı’nın asıl korkusu, elektrik ve gaz kurumunun özelleştirilmesi ile bu sektörde 300 bin kişinin işini kaybedecek olması ve bunun tam da seçim öncesinde yolaçacağı büyük bir protesto dalgasıydı.

Zirvenin diğer ana konusu ise, 2 yıl önce Lizbon zirvesinde kararlaştırılan ve 2010 yılına kadar topluluk içinde %100 istihdam hedefine ulaşmak için iş piyasasının daha fazla esnekleşmesini ve düşük ücretle çalışmanın önünün açılmasını düzenleyecek politikaydı.

Avrupa’da halen 14 milyon kişi resmi kayıtlara göre işsiz bulunuyor. %7.7 olan bu işsizlik oranı geçtiğimiz 13 ay içinde değişmedi. İspanya işsizlik oranında %12.8 ile ilk sırada bulunuyor. Hollanda 2.4 ile en altta, Almanya ise %8 ile ortalarda yer alıyor. İşsizliğe çare olarak da Avrupa sınırlarını aşan, küresel serbest rekabet gösteriliyor. Avrupa’nın atılımı için özelleştirmenin zorunlu olduğu vurgulanıyor. Açıkçası şu: Bir yanda sosyal haklar sisteminin yokedilmesi, çalışma koşullarının en alt standarda indirilmesi, diğer yanda ise tekellerin vergilerden muaf tutulması ve Avrupa pazarlarının liberalleşmesi.

Zirvede iş pazarının liberalleşmesi konuları sonuçsuz kaldı. İspanyol Başbakanı Aznar, kendilerinin işsizlik oranını %5’e düşüreceklerini, bunun için finans sisteminde ve sosyal sistemde değişikliğe gideceklerini söyledi. Bu arada emeklilik yaşının da 2010 yılına kadar 58’den 65’e yükseltilmesi planlanıyor.

Tüm bunlar Avrupa’da işçi ve emekçiler için sosyal hakların kısıtlanması, böylece ucuz iş ve esnek çalışma ile daha fazla sömürülmesi anlamına geliyor.

Avrupa sermayesinin ve emperyalist şeflerinin bu ölçüsüz saldırılarına karşı işçiler, emekçiler ve gençler yüzbinler halinde bir kez daha sokaklara aktılar, kitlesel ve militan protestolarıyla gereken cevabı bir kez daha verdiler:

“Başka bir dünya mümkün ve zorunlu! Sermayenin Avrupa’sına hayır!..”



Uygarlığın göbeği Belçika’da azınlıklar sorunu

Federal Belçika devleti, Hollandaca konuşan Flamanların yaşadığı Vlaanderen bölgesi, Fransızca konuşan Walonların yaşadığı Walonië ve ayrı bölgesel yapı oluşturan Brüksel’den oluşuyor. Alman sınırında oturan ve Almanca konuşan Belçikalılar ise resmen “ulusal azınlık” olarak tanınıyor.

Avrupa Konseyi uzmanları, Federal Belçika Kraliyeti’nin Vlaanderen bölgesinde yaşayan Walonlar ile Walon bölgesinde yaşayan Flamanların, “azınlık haklarından yararlanması”, “kültürel haklarının tanınması” gerektiğini savunuyorlar. Bu görüşe katılmayan Belçika, Avrupa Konseyi’nin azınlıklara ilişkin sözleşmelerini onaylamıyor.

Vlaanderen hükümeti bu talebe karşı çıkıyor. Brüksel çevresindeki Flaman bölgesinde çok sayıda Walon ve Fransızca konuşan yabancı bulunuyor. Walonië’da ise fazla Flaman yaşamıyor.

Avrupa Konseyi’nin baskıları, 10 milyon nüfuslu Belçika’nın yasalarını gözden geçirmesini ve “ulusal azınlık” tanımını yapmasını gerektiriyor. Vlaanderen İçişleri Bakanı, Belçika’da Almanca konuşanlar dışında azınlık tanımayacaklarını, bunun “ülkenin zaten hassas olan kurumsal dengesini bozacağını” söylüyor.

Flaman aşırı sağcı parti Vlaams Blok da, Vlaanderen’da “Walonlar’ın azınlık olarak tanınamayacağı”nı savunuyor. Flaman bölgesinde yaşayan Walonlar resmi dairelerde kendi dillerini kullanamıyorlar. Özel sektörde ve ticari alanda Fransızca konuşanlar dışlanıyor. Televizyon kablo dağıtımı ve eğitim gibi konularda kültürel hakka sahip değiller.

Belçikalılar, özellikle Flamanlar, Avrupa kurumlarında diğer ülkelerde azınlık haklarının korunması konusunda en fazla talepte bulunanlar arasında yer alıyor!

SY Kızıl Bayrak okuru/Belçika