23 Mart '02
Sayı: 11 (51)


  Kızıl Bayrak'tan
  Herşeye rağmen yanan isyan ve özgürlük ateşi
  ABD'nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu
  Sıra işçi ve emekçi çocuklarının cepheye sürülmesinde!
  Newroz teslimiyet ve ihanete karşı direniştir
  Çeşitli kentlerde Newroz kutlamaları...
  Cejna Newroz be!
  Yoğunlaşan saldırılara karşı metal işçilerinin örgütlü gücü harekete geçirilmelidir
  Biz kazanacağız!..
  7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
  Feminizm yol değil, bir çıkmaz sokaktır!
  Gençlikten eylem ve etkinlikler...
  Dünyada ve Türkiye'de neo-liberal eğitim politikaları
  "Sermayenin Avrupa'sına hayır!"
  İşgale katılmayı reddediyorum
  ÇHD İstanbul Şubesi'nin suç duyurusundan...
  Sesimizi boğmaya gücünüz yetmez!
  Zorbalık değil devrimci dayanışma!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD’nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu

İsrail’in Filistin’e yönelik işgal ve katliam saldırıları sürerken iki önemli gelişme yaşandı. ABD Ortadoğu temsilcisi Zinni apar topar bölgeye geldi ve İsrail’e, ABD’nin saldırıları durdurma çağrısını iletti. Aslında dünyaya ilan etti demek daha doğru. Çünkü Zinni’nin bu çağrısıyla birlikte İsrail, güya işgal ettiği topraklardan geri çekilmeye başladı. Çağrı ilanının ardından dünyaya yayılan haber bu. Ne var ki, tıpkı ateşkes ve barış görüşmelerini başlatma çağrısında olduğu gibi, çekilmeye ilişkin haberler de ABD ve İsrail’e ilişkin gerçekleri ifade etmiyor. Sadece dünyayı yanıltmayı amaçlıyor. Zira İsrail tankları son dönemde işgal edilen Filistin topraklarında dolaşmaya ve Filistinli çocukları katletmeye devam ediyor.

İkinci önemli gelişme, Barcelona’da toplanan AB zirvesinde yine İsrail’e, saldırıları durdurması ve son dönemde işgal ettiği topraklardan çekilmesi içerikli bir çağrı çıkarılmasıydı. Aynı zirvede Belçika’nın, ABD’nin Irak’a saldırı hazırlıkları üzerine görüşme önerisi ise adeta yanıtsız bırakıldı. Daha doğrusu, birlik şimdilik bu konuda bir “tavır belirlemeye” yanaşmadı.

AB’nin bu tutumunun, Cheney’in gezdiği Ortadoğu ülkelerinde karşılaştığı tutumla dikkat çekici bir benzerlik taşıdığı açık. Görünen o ki, kimse ABD’nin Ortadoğu’da (ve giderek tüm dünyada) tam hakimiyet kurmasını arzulamıyor. Ancak cepheden karşı çıkmaya da cesaret edemiyor. İşte ABD’nin, İsrail’in katliamlarına bu kadar zaman göz yumduktan sonra ve tam da Cheney’in Irak için ikna turuna çıktığı bir sırada, Ortadoğu temsilcisini bölgeye göndererek bir kez daha barış havariliğine soyunması da bu yüzden. Ancak, göründüğü kadarıyla şimdilik pek bir işe yaramadı. Cheney’in Ortadoğu gezisinden eli boş döndüğü söyleniyor.

İsrail: ABD’nin Ortadoğu’daki kanlı eli

Aslında, Cheney’in her gittiği ülkede karşısına Filistin sorununun çıkarılmış olması, bir gerçeğin bir kez daha ve açık biçimde ortaya dökülmesinden başka bir anlam ifade etmiyor: İsrail’in saldırganlığının arkasında ABD emperyalizmi durmakta ve İsrail Filistin halkına yönelik katliamlarını onun sayesinde, onun gücü ve desteğiyle gerçekleştirebilmektedir. Bu elbette tüm dünyanın bildiği bir durum. Ancak konuya ilişkin anlatımlarda açıklıkla ifade edilmekten mümkün mertebe kaçınılıyor. Ancak bu gibi vesilelerle ABD’ye arabuluculuk çağrısı çıkarılmaya kalkıldığında, asıl efendi/asıl saldırgan/asıl katil kimmiş itiraf edilmiş oluyor. Cheney’in karşısına, (Türkiye hariç) dolaştığı tüm Ortadoğu ülkelerinde Filistin sorununun çıkarılması hep bunun teyidi.

Amerika’nın en büyük çıkmazlarından birini bu sorun oluşturuyor. Bir yandan, Filistin direnişi ezilmeli ki tüm Ortadoğu (hatta tüm dünya) halklarına ders olsun. ABD’ye karşı konulamayacağını herkes görsün. Çünkü ezilmediği sürece tam tersinden örnek olmaya devam ediyor. Özellikle Ortadoğu’ya yönelik hesap ve planların yapıldığı bir süreçte, Filistin direnişi, tüm Ortadoğu halklarına güven aşılıyor. Ama diğer yandan, Filistin’de katliam sürdüğü müddetçe, bölgenin ABD uşağı iktidarları Irak’a yönelik bir müdahale için açıktan destek de çıkamıyorlar. Cheney’in geçen haftaki temasları bölge devletlerinin bu açmazlarını yeterince göstermiş bulunuyor. Dolayısıyla, eğer ABD Irak’a doğru bir adım atmak istiyorsa, Filistin&146;den bir adım geri çekilmeyi göze almak zorundadır. Nitekim Zinni’nin şu sıralardaki görevi de budur ve Suudi barış planı adı verilen oyun da bu amaçla sahnelenmeye çalışılmaktadır.

Suudi barış planı bir Amerikan planıdır

Plana göre, İsrail saldırılarını durduracak, son dönemde işgal ettiği topraklardan çekilecek. Buna karşılık olarak Arap ülkeleri İsrail’i tanıyacak. Planın bu kabaca özeti, onun aslında bir Amerikan-İsrail planı olduğunu göstermeye yetiyor. Bu planda sorunun özüne, yani Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına yönelik hiçbir önerme yoktur. Bu açıdan, Amerika’nın bugün çoktan çökmüş bulunan eski barış planlarından bir farkı yoktur. Tek fark, bu kez güya bir Arap ülkesi tarafından öne sürülüyor, Amerika tarafından da destekleniyor görüntüsü verilmesidir. Uygulanabildiği taktirde, planın, Amerika’nın Ortadoğu’daki manevra alanlarını genişletmesi umulmaktadır. Daha çok da, kimi bölge devletlerinin Amerika için manevralarını rahatlatacağı, yani Amerika’nın bölgeye tümüyle yrleşme operasyonunda ihtiyaç duyduğu Arap desteğini sağlama kolaylığı vereceği...

Diğer yandan, yine uygulanabildiği taktirde, Filistin’deki direniş ateşinin de küllenmesi beklenmektedir. Bu son İntifada’da bir kez daha görüldü ki, İsrail’in saldırıları, ne kadar vahşi olursa olsun, direnişi bitirmeye yetmemekte, tersine direniş ateşini daha da körüklemektedir. Ve bu, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Amerika’nın bölgeye yönelik saldırı planlarını sabote edecek bir durumdur ve ortadan kaldırılması gerekmektedir. Amerika için bu belki de Arap desteğinden daha önemli ve acil bir ihtiyaç durumundadır.

AB zirvesinden çıkan Filistin’e destek kararı mı?

Yazının başında ikinci önemli gelişme olarak ifade ettiğimiz AB kararının arkasında da kuşkusuz emperyalistlerin kendi çıkarları yatıyor. Daha doğrusu, Avrupalı emperyalistlerin Amerikan emperyalizmiyle çelişen çıkarları. Yoksa, bir direniş mevzisinin, bir “kötü” örneğin ortadan kaldırılması onların da işine gelecektir. İsrail’in aylardır sürdürdüğü vahşeti görmezden-duymazdan gelmeleri, bırakın müdahaleyi, bir uyarı, bir kınama ihtiyacı dahi duymamaları bundandır.

Fakat diğer yandan, Ortadoğu’nun hakimiyetini tümüyle ABD’ye teslim etmek de işlerine gelmiyor. Cepheden karşı çıkamadıkları Irak’a saldırı planına, dolaylı fakat daha uygun görünen Filistin sorunu üzerinden müdahale etmeyi tercih ediyorlar. Bu yolla, Ortadoğu’da ve dünyadaki Amerikan müdahaleciliğine karşı kampı arkalarına almış, Amerika karşısında ellerini güçlendirmiş olacaklar.

Avrupalı emperyalistlerin Amerika’ya karşı kullanmaya çalıştığı tek koz Filistin de değil. Amerika’nın Türkiye ve Iraklı Kürt liderlerini kullanma tutumu karşında, Avrupa da PKK’yı kullanmaya çalışıyor. Hem Türkiye’nin AB üyeliğine adaylık süreci, hem Amerika’nın Irak’a yönelik hesaplarına karşı... Güney Kürdistan için pek güçlü bir koz olmasa da, Türkiye üzerinde ne kadar etkili olduğu ortada.