23 Mart '02
Sayı: 11 (51)


  Kızıl Bayrak'tan
  Herşeye rağmen yanan isyan ve özgürlük ateşi
  ABD'nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu
  Sıra işçi ve emekçi çocuklarının cepheye sürülmesinde!
  Newroz teslimiyet ve ihanete karşı direniştir
  Çeşitli kentlerde Newroz kutlamaları...
  Cejna Newroz be!
  Yoğunlaşan saldırılara karşı metal işçilerinin örgütlü gücü harekete geçirilmelidir
  Biz kazanacağız!..
  7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
  Feminizm yol değil, bir çıkmaz sokaktır!
  Gençlikten eylem ve etkinlikler...
  Dünyada ve Türkiye'de neo-liberal eğitim politikaları
  "Sermayenin Avrupa'sına hayır!"
  İşgale katılmayı reddediyorum
  ÇHD İstanbul Şubesi'nin suç duyurusundan...
  Sesimizi boğmaya gücünüz yetmez!
  Zorbalık değil devrimci dayanışma!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Devrimci kamuoyuna açıklama...

Zorbalık değil devrimci dayanışma!

16 Mart Cumartesi günü bir grup MLKP’li zorba tarafından bir yoldaşımıza yönelik çirkin bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Saldırıdan bu yana geçen 5 gün boyunca, tüm olanaklar zorlanarak, saldırı hakkında bilgi almak üzere yurtdışındaki MLKP yöneticileri ile görüşme yolları aranmış, fakat bu girişim kendileri tarafından kasıtlı bir tutumla boşa çıkarılmıştır. Kamuoyuna bu açıklamayı yapmadan önce gerçekleşen saldırı konusunda MLKP’nin resmi tutumunu ve açıklamasını öğrenmek partimiz için konunun hassasiyetinden gelen sorumlu bir davranıştı. Fakat öyle anlaşılıyor ki, devrimci bir örgüte karşı provokasyona girişmekte bu denli sorumsuzca davrananlar bu olanağı değerlendirecek sorumluluk anlayışından da yoksundurlar.

Bu durumda tümüyle partimize yönelik olan bu provokatif saldırı hakkında aşağıdaki noktaları devrimci kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

1) Saldırıya uğrayan yoldaş eski bir MLKP kadrosudur ve bir süre önce saflarımıza katılmıştır. Partimizin devrimci gruplar arasında yaşanan bu tür geçişlere ilişkin ilkesel tutumu gereğince, söz konusu yoldaş hakkında MLKP yurtdışı örgütünden zamanında bilgi istenmiştir. Kişiliğine ve yaşamına ilişkin tümüyle öznel değerlendirme kapsamına giren bazı iddialar dışında devrimci konumu ve kişiliğine ilişkin herhangi bir olumsuz bilgi bize verilmemiştir. Bu andan itibaren yoldaşın sorumluluğu saflarımızdaki bir sempatizan devrimci olarak tümüyle partimiz tarafından üstlenilmiş ve bu MLKP yurtdışı örgütüne de bildirilmiştir.

2) Bu gelişmeden aylar sonra MLKP’liler, kendisiyle “bitmemiş bir süreçleri” olduğu iddiasıyla, yoldaşla bazı görüşmeler yapmak istemişlerdir. Gerek yoldaş gerekse partimiz, devrimciler arasında konuşulmayacak hiçbir şey olamayacağı anlayışıyla, bu isteme olumlu yanıt vermişlerdir. Fakat muhataplarımız bu iyiniyeti sorumluca değerlendireceklerine, bir süre sonra sorunu yoldaşa karşı saygısızlığa ve tacize dönüştürmüşlerdir. Bu sorumsuzca tutumun dozajı zaman içerisinde artmış, yoldaşın davranışlarına çerçeve çizmek ve sınırlamalar getirmeye kalkmak densizliğine varmış, dolayısıyla partimiz için incitici bir hal almıştır.

3) Türkiye’nin bozulmuş küçük-burjuva devrimciliğini iyi tanıdığımız ve bu gibi davranışların zamanında önü alınmazsa neye varacağını çok iyi bildiğimiz için, yurtdışı örgütümüz olaya çok yönlü müdahale etme yoluna gitmiştir. Öncelikle söz konusu yoldaştan MLKP yurtdışı örgütünün sözünü ettiği “bitmemiş süreç”in mahiyeti hakkında gerekli bilgiler alınmış ve bu bilgiler yine aynı alandan saflarımıza katılmış bir başka eski MLKP kadrosu tarafından doğrulanmıştır. Sonuçta ortada MLKP yurtdışı örgütünün sorumsuzluğu aşıp tehdite ve tacize varan davranışlarını meşru kılacak hiçbir şey olmadığı görülmüştür.

4) Bu gelişmenin ardından konu MLKP yurtdışı örgütünü en ileri düzeyde temsil ettiği bilinenlerle konuşulmuş, yoldaş hakkında yeniden bilgi istenmiş, yoldaşın devrimci kimliği hakkında bir iddiaları varsa bunu partimiz önünde ortaya koymaları istenmiştir. Böyle bir iddia ortaya konulmamış, tersine, yoldaşın bir devrimci olduğu, bu alanda herhangi bir sorun bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Bunun üzerine yoldaşa yönelik tehdit ve tacizlerin bir yana bırakılması, açıklığa kavuşturulacak ya da çözülecek bir sorun varsa, bu konuda partimizin yurtdışı örgütünün muhatap alınması önemli hatırlatılmıştır. Bu uyarı, sorumsuzca davranışlar terkedilmediği için, değişik defalar tekrarlanmıştır.

5) 16 Mart Cumartesi günü yoldaşımıza yöneltilen saldırı bütün bu gelişmelerin sonrasında ve MLKP yurtdışı örgütüne yapılan uyarıdan kısa bir süre sonra gerçekleşmiştir. Sürecin toplam seyri gözetildiğinde, saldırı bir kişiye değil tümüyle partimize yönelik bir mahiyet taşımaktadır. Kendilerine önden bunun böyle kabul edileceği net sözlerle hatırlatıldığı halde saldırının yapılmış olması, bu konuda herhangi bir tartışmaya yer bırakmıyor.

6) Bu mahiyetiyle saldırı partimize karşı ölçüsüz bir provokasyondur. Bu saldırı aynı zamanda MLKP’ye karşı da bir provokasyondur. Zira olayın siyasi ve manevi ağırlığı ve önemi iki devrimci örgütü her düzeyde karşı karşıya getirecek niteliktedir. MLKP’ye yönelik düşüncelerimiz ve eleştirilerimiz ne olursa olsun, parti olarak onun bu denli bir sorumsuzluğa kolayca yönelebileceğine inanmadığımız ve inanamadığımız için, bunu ona karşı da bir provokasyon sayıyoruz. Saldırıdan bu yana 5 gün geçmesine rağmen herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınmamızın ve konuyu öncelikle MLKP yönetimiyle görüşmek istememizin gerisinde de bu düşünce ve inanç vardır. Fakat muhatap alabileceğimiz MLKP yöneticilerinin bu olanağı tepmeleri, bize bu provokasyonun sorumluluğu konusunda bir bütün olarak MLKP.yi muhatap almaktan başka yol bırakmamıştır.

7) MLKP yurtdışı örgütünün bu gibi sorunlarda pek de temiz bir sicile sahip olmadığı devrimci kamuoyunca bilinmektedir. Bir devrimcinin hayatına durduk yerde kastetmek anlamına gelen Kemal Yazar cinayetine yolaçan zihniyet, yolaçtığı ağır siyasal faturaya rağmen, belli ki bugün hala varlığını sürdürüyor. Bağış kampanyalarında çeteci zihniyetle halktan insanlara zorbalık yapıldığını daha yakın zamanda MLKP’nin Merkez Yayın Organı bizzat yazdı ve mahkum etti. Bu çeteci zihniyetin kamuoyuna yeterince yansımamış başka bazı örneklerini ise biz ayrıca biliyoruz.

8) Anlaşılıyor ki, hala altedilememiş olan bu çeteci zihniyet son olayla birlikte şimdi de bizimle sorunlar yaratmaya yelteniyor. Bu konuda MLKP yönetimini ve MLKP’nin devrimci tabanını duyarlı ve sorumlu olmaya çağırmak, partimizin devrimci sorumluluğunun bir gereğidir. Biz solun mücadeleye ölçülemez zararlar veren kötü gelenekleri ve davranışlarıyla araya yıllar öncesinden kalın çizgiler çizdik. Sol içi didişmeler ve çatışmalar bizim geleneğimizde ve pratiğimizde yoktur. Kimse bizi bu alana çekmeye yeltenmemelidir. Bunca deneyimden sonra bu eğilimleri gösterip bunda ısrar edenler hakkında biz ağır kuşkular taşımak meşru hakkına sahip oluruz. Zira iki devrimci örgütü karşı karşıya getirebilecek denli kontrolden çıkabilmeyi biz ne kolayca gözü dönmüşlük, ne de basitçe aşırı bir dargörüşlülük olarak görürüz. Düşmana yarayacağı en kör gözlerin görebileceği ve en kısır beyinlerin bile kavrayabileceği bir açıklıkta olan davranışlar, bunda ısrar edenleri şaibe altında bırakır. Bu sözlerimiz kesinlikle parti olarak MLKP’yi hedeflemiyor. Fakat saflarına hakim olmak ve saflarında gerçekleşen bu tür olayların sorumluluğunu taşımak, her devrimci partinin olduğu gibi MLKP’nin de görevidir.

9) 7-8 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilen saldırı, İsviçre’nin başkentinde yapılan büyük bir işçi gösterisinin ardından ve gösterici işçileri taşıyan trende yapılmıştır. Yoldaşımızı zorbaların elinden bu işçiler almışlardır. Geçmiş yıllarda çeşitli kitle eylemlerinde, bu arada onbinlerce kişinin katıldığı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht gösterilerinde, kendilerinden ayrılan kişilere karşı benzer zorbaca davranışlar gösterenleri daha önce de ibretle izlemiştik. Bu anlaşılması güç davranışları partimizle yazışarak anlamaya çalışan Alman sol partileri bile oldu. MLKP’li zorbalar bunun kötü bir örneğini bu kez büyük bir gösteriden dönen İsviçreli işçiler önünde sergilemiş oldular. Uzun yıllar boyunca, “devrimci şiddet” adı altında sola, emekçilere ya da düzen yanlısı sıradan insanlara ilkesiz ve kralsızca yönelen şiddetin ya da zorbalığın, bugün toplumda bir bütün olarak devrimci hareketi ne kadar yıprattığı gerçeğini üzerine birilerinin hala doğru dürüst düşünmediği, bunu düşünme yeteneği gösteremediği anlaşılıyor.

10) Dahası ve daha beteri var. Gösterici işçileri taşıyan trende saldırıya uğrayan yoldaşımızın yanında bir de henüz 20 aylık bir bebek olan çocuğu var. Saldırı babasına bu çocuğun gözleri önünde yöneliyor. Aynı günün gecesinde bu 20 aylık bebek krizler içinde sabaha kadar uyuyamıyor. Bir çocuğun yanında ebeveyinlerine dokunmamak, geçtik devrimciliği, değerleri olan sıradan bir insanın gösterebileceği bir davranış tarzıdır. Devrimci geçinen zorbalar, öyle anlaşılıyor ki, bu sıradan insani değerlerden bile yoksundurlar. 7-8 kişilik bir grup oldukları halde, içlerinden bir tek kişinin bile bunu akıl edememesi ve saldırının önüne geçememesi, devrimcilik adına saflarda tutulan insan malzemesinin bilincine, değerler sistemine, dolayısıyla kalitesine de ibret verici bir gösterge sayılmalıdır.

11) Bu son noktayı geleneksel küçük-burjuva hareketin bozulmuş kimliği ve değerler sistemi üzerinden önemsediğimiz için, bu konuda bir çift söz daha söylemek istiyoruz. Zamanında bireysel şiddet çizgisi izleyen ve bir tek suikast için uzun ayları bulan büyük emekler harcayan Rus Sosyalist-Devrimcileri örneğini hatırlayalım. Tarihçiler, 4-5 aylık zorlu hazırlıkların ardından nihayet uygulamaya konulan suikastlerin birinde, bombayı atacak militanın son anda öldürülecek generalin yanında çocuklarını farkedince bombayı savurmaktan vazgeçtiğini, böylece eylemi boşa çıkardığı gibi kendini ve arkadaşlarını da tehlikeye attığını kaydederler. Örneği tek olmayan bu türden davranışlar, bu yiğit ve erdemli devrimcilere, tüm teorik ve pratik kusurlarına ve neticede ne olduğunu bildiğimiz tarihsel akıbetlerne rağmen, tarih önünde onur kazandırmıştır.

Fakat bizde küçük-burjuva devrimciliği zaman içerisinde öylesine bozulmuş ve dejenere olmuştur ki, mahallede MHP’li diye ev basmayı, küçücük çocuklarının önünde anne-babalarına silah dayamayı ciddi ciddi siyasal eylem ve başarı hanesine yazabilmekte, tutup eylem bildirgelerinde bununla övünebilmektedirler. PKK’nın bu alandaki keyfi ve kuralsız davranışlarının, ölçüsüzce uyguladığı çeteci geleneğin ona ve onun şahsında tüm devrimci harekete nasıl ağır bir siyasal faturaya dönüştüğü bilinmektedir. Uzun yıllar süren gözü kapalı PKK hayranlığının onun bazı en kötü yanlarını taklit etmeye yolaçtığını, çeteci zihniyetin bozulmuş küçük-burjuva kimliğin kendi yansıması olduğu kadar biraz da (birileri için belki de büyük ölçüde)buradan kaynaklandığını da bu vesileyle hatırlatmak gerekir. Bütün bunların önünü açan Abdullah Öcalan şimdi İmralı’da bunun sorumluluğundan kurtulmak için bin dereden su getiriyor. Fakat bazıları hala onun zihniyetinden öğrendiklerini, üsteliklik devrimci bir örgütle karşı karşıya gelme riskine aldırmaksızın, uygulamaya devam edebiliyorlar.

12) Son olarak devrimci kamuoyu önünde şunu hatırlatmak istiyoruz. Biz bugüne kadar hiçbir devrimciye ya da devrimci örgüte, en ufak bir zorbalığa bile yeltenmedik. Fakat tam da bu aynı nedenle, kimsenin ama hiç kimsenin de bizim, dolayısıyla saflarımızdaki herhangi bir devrimcinin kılına dokunmasına katlanamayız, bunu hiçbir biçimde kabul edemeyiz. Bizim için sol içi zorbalığın hiçbir mazereti, açıklaması ya da sığınağı yoktur. Sol içinde tartışmayla çözülemeyecek, dolayısıyla zorbalığı haklı gösterecek hiçbir sorun kabul etmiyoruz, tanımıyoruz. En zor, aşılması en güç durumlarda bile başvurulabilecek tek meşru yol, kamuoyu ve kitleler önünde teşhir olabilir ancak. Gerçeği ve doğruyu temsil ettiklerine inananlar için bundan daha etkili bir silah olabileceğini sanmıyoruz.

Bir kez daha yineliyoruz. Sol içi zorbalığı reddedenlerin soldan kendilerine yönelebilecek zorbalığa karşı da aşırı bir hassasiyet içinde olacakları gerçeği üzerine birileri iyi düşünmek zorundadırlar. Sol gruplar arasında ilişkiler yazık ki yeterince zayıf ve sorunlu. Bu ilişkileri daha da zayıflatmaya, varolanlara yeni sorunlar eklemeye; hele hele düşmanın elini ovuşturarak izleyeceği, olanaklıysa körükleyeceği, dahası mümkünse hiç yoktan yaratacağı türden olaylara kimsenin mahal vermek bir yana, bir gün seyirci kalmaya bile hakkı yok. “Kimse” derken, elbette en başta devrimci parti ve grupları, burada kamuoyuna açıkladığımız olay çerçevesinde ise elbette MLKP’yi kastediyoruz. MLKP’yi, İsviçre’de başvurulan zorbalığa açıklık getirmeye ve hiçbir gerekçenin arkasına saklanmaksızın onu açık&cceil;a mahkum etmeye çağırıyoruz. Bundan TKİP ve MLKP başta olmak üzere bir bütün olarak devrimci hareket kazançlı çıkacaktır.

Kahrolsun provokasyon, yaşasın devrimci dayanışma!

TKİP Yurtdışı Komitesi
21 Mart 2002