23 Mart '02
Sayı: 11 (51)


  Kızıl Bayrak'tan
  Herşeye rağmen yanan isyan ve özgürlük ateşi
  ABD'nin Ortadoğu planları ve Filistin sorunu
  Sıra işçi ve emekçi çocuklarının cepheye sürülmesinde!
  Newroz teslimiyet ve ihanete karşı direniştir
  Çeşitli kentlerde Newroz kutlamaları...
  Cejna Newroz be!
  Yoğunlaşan saldırılara karşı metal işçilerinin örgütlü gücü harekete geçirilmelidir
  Biz kazanacağız!..
  7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
  Feminizm yol değil, bir çıkmaz sokaktır!
  Gençlikten eylem ve etkinlikler...
  Dünyada ve Türkiye'de neo-liberal eğitim politikaları
  "Sermayenin Avrupa'sına hayır!"
  İşgale katılmayı reddediyorum
  ÇHD İstanbul Şubesi'nin suç duyurusundan...
  Sesimizi boğmaya gücünüz yetmez!
  Zorbalık değil devrimci dayanışma!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!

Türkiye’de işçi sınıfının çalışma yaşamına ilişkin temel sorunlarından biri de çalışma sürelerinin uzunluğudur. Sermaye devletinin yasalarına göre bir işçinin haftalık çalışma süresi 43 saattir. Gene aynı yasalara göre işçi fazla mesaiye kalması için zorlanamaz. Fakat gerçek yaşamda bu yasaların hiçbir hükmü yoktur. Yasal işgünü süreleri bugün sadece büyük ölçekli ve örgütlü fabrikalarda uygulanmaktadır. Geri kalan hemen hiçbir yerde işverenler, bu konudaki kurallara uymamakta, işçinin işe geliş-gidiş saatlerini, o gün mesaiye kalıp kalmayacağını kendi çıkarlarına göre belirlemektedir.

Günlük çalışma süresini uzun tutmak, bu da yetmedi işçiyi zorla mesaiye bırakmak Türkiye’de sömürüyü arttırmanın en geçerli yollarından biridir. Başta tekstil olmak üzere kimi sektörlerde işçiler her türlü olumsuz koşul altında ve günde ortalama 12-14 saate varan sürelerde çalıştırılmaktadır.

Uzun çalışma süreleri sadece sanayide değil, tarım ve hizmet sektörlerinde de yoğun sömürünün en önemli araçlarından biri olarak kullanılmaktadır.

Uzun işgünü ve fiziksel, moral yıpranma

Çalışma sürelerinin uzun olması ve fazla mesailer sadece işçinin daha fazla sömürülmesi demek değildir. Sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar tezgah başında kalan işçi ayrıca fizik ve moral bakımdan da yıpranmakta, sosyal yaşantısı harap olmaktadır.

Tekstilde sipariş yetiştirme bahanesiyle “sabahlama” uygulamasına çok sık rastlanmaktadır. Bunun anlamı işçinin bazı günler kısa dinlenmelerle iki-üç gün boyunca sürekli işyerinde kalması ve üretime devam etmesidir. Ayrıca birçok sektörde vardiyalı gece çalışması vardır. Bu durum işçilerde yorgunluk, uykusuzluk ve buna bağlı aşırı sinirlilik, iştahsızlık gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Sınırlı uyku dışında zamanının hemen hepsini fabrikada geçiren işçinin sosyal yaşamı da neredeyse sıfıra inmektedir. Eşiyle, çocuklarıyla ve hatta fabrikadaki arkadaşlarıyla herhangi bir sosyal paylaşım imkanı kalmamaktadır. Okumakmış, bir yerlere gidip gezmekmiş, birileriyle oturup iki laf etmekmiş, bütün bunlar işçilerin yaşamından tümüyle çıkmaktadır. İş bitimi bir an önce eve gidip uyumak en büyük özlemleri haline gelmektedir. Tüm bu sorunlarla yoğun olarak karşı karşıya kalan bir işçi, yavaş yavaş sağlığını ve normal bir insanın davranış özelliklerini yitirmekte, adeta çürümektedir.

Uzayan işgünü ve işsizlik

Uzun çalışma süreleri ve zorunlu mesailer, işçi sınıfının diğer bir temel sorunu olan işsizlikle de sıkı sıkıya bağlantılıdır.

Uzun çalışma süreleri ve yaygın fazla mesai uygulaması patronların işgücüne olan ihtiyaçlarını azaltmaktadır. Kapitalist sınıfsal konumu gereği sokaktaki işsizin nasıl geçineceğini değil kendi kârını nasıl arttırabileceğini düşünmektedir. Dolayısıyla 8 saat çalıştırdığı iki işçiye ücret ödemek yerine tek işçiyi 16 saat çalıştırmak onun daha çok işine gelmektedir. Patronlar teknolojik yenilikleri ve yeni üretim metodlarını, çalışma sürelerini kısaltmak ve daha fazla insana iş imkanı sağlamak için değil, tersine işçi sayısını daha da azaltmak için kullanmaktadır.

Öte yandan patronlar işçileri daha kötü koşullara, daha düşük ücretlere ve daha uzun çalışma sürelerine ikna etmek için onları işten atmakla tehdit etmektedir. Yani uzun işgünü işsizliği arttırırken, işsizlik de uzun işgünü uygulamasının daha da yaygınlaşıp kuralsızlaşmasına zemin oluşturmaktadır.

Bir taraftan işçilerin kuralsızca, ölümüne koşullar altında geceli-gündüzlü çalıştırılması, diğer taraftan büyük bir işsizler ordusunun sokakları doldurması. Bunlar kapitalist düzenin birbirini tamamlayan iki temel özelliğidir.

Çareyi kapitalist düzenden beklememeliyiz

İşçiler kapitalistler için herhangi bir makinadan daha değerli değildir. İşe aldıkları işçiyi ondan verim aldığı sürece çalıştırmakta, verimi düşmeye başlayınca da kaldırıp bir kenara atmaktadırlar. Bugün modern üretim tekniklerinin gelişmiş olması ve yaygın işsizlik sermaye sınıfına bu konuda pervasız davranma imkanı vermektedir. Kırılan bir makina dişlisi nasıl yenisiyle değiştiriliyorsa yıpranan işçiyi de bir yenisiyle değiştirmek onların işine gelmektedir. İşçi sınıfının yıpranmasının önüne geçmek, onun çalışma koşullarını iyileştirmek, kapitalistin sömürdüğü artı-değerin azalması demektir. Bu nedenle kapitalistlerden işçileri fiziki ve moral yıpranmadan koruyacak tedbirleri almasını beklemek boş bir hayaldir.

Türkiye’de 8 saatlik işgünü 1936’da yasalaşmıştır. Fakat bugün dahi işçi sınıfının önemli bir kısmı bu haktan yararlandırılmamaktadır. Sadece bu bile kapitalist sınıfın soruna nasıl yaklaştığını göstermeye yeterlidir.

Fiziksel ve moral yıpranmaya karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz

İşçi sınıfını bedenen yıpratan, zihinsel olarak gelişmesinin önünde engel oluşturan, onun sınırsızca sömürülmesine yol açan çalışma ve yaşam koşullarına karşı mücadele bugün sınıfın en önemli görevlerinden biridir.

Kapitalizm sömürü ve kâra dayalı bir sistem olduğu için, işçilerin insanca çalışıp yaşayacağı koşulları tam anlamıyla elde etmek mümkün değildir. Ama sınıf mücadeleleri tarihinin de somut olarak gösterdiği gibi, kapitalizm koşullarında mücadeleyi yükseltmek yoluyla sömürüyü sınırlamak, belli haklar elde etmek mümkündür.

Uzun çalışma süreleri, işçiyi sadece gece geç saatlere kadar değil hafta sonu tatillerinde de fabrikaya hapseden fazla mesailer ancak ve ancak işçi sınıfının mücadelesiyle sınırlandırılabilir.

Söz konusu olan sadece bedensel yıpranmanın ve dizginsiz sömürünün önüne geçmek değildir. İşgünün sınırlanması mücadelesi aynı zamanda bugün giderek yoğunlaşıp yaygınlaşan işsizliğin yarattığı yıkımı bir parça hafifletmenin de olanaklarını sunacaktır.

Fakat bundan daha da önemlisi, işçi sınıfının zihinsel gelişiminin olanaklarını yaratmaktır. İşgünü makul bir düzeyde sınırlandırılır, fazla mesailer yasaklanırsa, işçiler kendilerini geliştirecek başka etkinliklere zaman ayırabilirler. Bu da işçi sınıfı kitlelerinin siyasal bilinçlenmesini ve sınıf hareketinin gelişimini kolaylaştırır. İşçi sınıfını kapitalizmi yıkma tarihsel görevine daha hazırlıklı hale getirir.

Elbette bunun için sadece işgününün sınırlandırılması kendi başına yeterli değildir. İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili talepler bir bütündür. Duruma göre bunlardan en önemli olan biri ya da bir kaçı öne çıkarılmakla birlikte taleplerimiz belli bir bütünlük içinde dile getirilmelidir.

Bu durum gözetilmek kaydıyla, sınıf kitleleri içerisinde “7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!” ve “Her türlü fazla mesainin yasaklanması!” taleplerini “Herkese iş tüm çalışanlara iş güvencesi!” talebiyle birlikte yaygınlaştırmak için seferber olmalıyız.

Yoğunlaşan saldırılara karşı sınıf kitleleri içerisinde hoşnutsuzluğun giderek arttığını, bunun eylem isteğini beslediğini son Türk-İş toplantısı yeterli açıklıkta göstermiştir. Bu, bahar aylarının yoğun gündemini kullanarak sınıf hareketine müdahale etmenin, şiarlarımızı yığınlara taşımanın artan olanaklarına da işaret etmektedir.



TKİP Programı’ndan...

Emeğin korunması

TKİP, işçi sınıfının fiziki ve moral yozlaşmadan korunması, kendi kurtuluşu uğruna verdiği mücadelede savaşma gücü ve yeteneğinin yükseltilmesi için, ayrıca şu istemler uğruna mücadele eder:

1) 7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası. Sağlığa zararlı ve tehlikeli işlerde azami 5 saatlik işgünü.

2) Kesintisiz iki günlük hafta tatili. 6 haftalık yıllık ücretli izin.

3) İnsanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret.

4) Eşit işe eşit ücret.

5) Her türlü fazla mesainin yasaklanması.

6) Teknik nedenlerle ya da toplumsal hizmetlerin gerektirdiği zorunlu durumlar dışında, gece çalışmasının (22.00-06.00 arası) yasaklanması. Zorunlu gece çalışmasında 4 saatlik işgünü ve artı ödeme.

7) Kadın işçilerin kadın, ana ve çocuk sağlığına zararlı işlerde çalıştırılması yasağı. Doğumdan önce ve sonra 3’er aylık ücretli izin, tıbbi bakım ve yardım. Kadınların çalıştığı tüm işyerlerinde kreş ve emzirme odaları.

8) 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılmasının yasaklanması. 14-18 yaş arası çocuklar için maddi üretimin genel ve mesleki eğitimle birleştirilmesi. 16-18 yaş arası için 4 saatlik, 14-16 yaş arası için 3 saatlik işgünü.

9) Ortaçağdan kalma bir yarı-feodal uygulama olan çıraklığın tasfiyesi.

10) İş güvenliğine ve sağlıklı çalışma ortamına ilişkin teknik ve sıhhi düzenleme ve önlemler. Bunun işyeri temsilciler kurulu ve sendikalar tarafından sürekli denetimi. İşçi temsilcilerinin yönetiminde, teknik ve sağlık uzmanlarından oluşan iş müfettişliği.

11) Esnek üretim, prim, parça başı, akord vb. çalışma sistemlerinin ve taşeronlaştırmanın yasaklanması.

12) İş yasasında tarım işçileri aleyhine olan tüm hükümlerin kaldırılması.



Geçmişten bugüne
işçi sınıfının işgünü mücadelesi

İşçi sınıfının uzun mücadeleler sonucu ve büyük bedeller ödeyerek kazandığı haklar son 30 yıldır sermaye tarafından ayaklar altına alınıyor. Sosyal güvenlik, parasız sağlık ve eğitim, örgütlenme hakkı ve işgüvencesi gibi işgününün sınırlandırılmasıyla ilgili haklar da örgütsüzleştirme ve esnek çalışma yöntemleri aracılığıyla burjuvazi tarafından sistemli bir saldırı altında tutuluyor. İşçi sınıfına daha fazla sömürü ve yıkım dayatılıyor.

Çalışma sürelerinin kısaltılması 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren işçi sınıfı hareketinin temel taleplerinden biri oldu. O dönemde günlük çalışma süreleri çok uzundu. Yerleşik kural, çocuklar da dahil bütün işçilerin günde 16 saat çalıştırılmasıydı. Bu, son derece vahşi bir sömürü çarkı içinde işçilerin fiziksel ve moral açıdan öğütülmesi anlamına geliyordu.

1 Mayıs ve 8 Mart gibi günlerin ortaya çıkmasına vesile olan büyük mücadelelerin en önemli taleplerinden biri tam da bu nedenden dolayı “8 saatlik işgünü” idi. İşçi sınıfı bu talep uğruna önemli mücadeleler verdi, büyük eylemlilikler gerçekleştirdi. Bunun karşılığında katliamlardan geçirildi, burjuvazinin baskı ve terörüyle yüzyüze kaldı.

Sonuç olarak burjuvazi özellikle üretici güçlerin ve üretim tekniklerinin büyük ölçüde geliştiği 20. yüzyıl başlarından itibaren daha kısa çalışma sürelerini kabul etmek, yasalarında buna yer vermek durumunda kaldı. Fakat bu konudaki asıl büyük kazanım Ekim Devrimi’nden sonra elde edildi. Ekim Devrimi’ni izleyen 1920’li yıllarda Avrupa ülkelerinin çoğunda haftalık çalışma süresi 48 saatle sınırlandırıldı. 1970’lerde yürütülen mücadeleler sonucunda ise 45 saate indirildi.

8 saatlik işgünü, 1936’da çıkarılan İş Kanunu ile Türkiye’de de kural haline geldi. 1983’te yapılan son yasal düzenlemeyle ise 45 saatlik iş haftası kabul edildi.

İşçi sınıfının işgününün kısaltılması mücadelesi ‘70’li yıllardan bu yana yeni bir aşamadadır. Bir taraftan kimi Avrupa ülkelerinde ve özellikle bazı sektörlerde işçi sınıfı artık 35 saatlik çalışma haftası için mücadele vermektedir. Bazı sektörlerde daha şimdiden 38 saatlik iş haftası uygulamasına geçilmiş durumdadır. Elbette bu o ülkelerde sınıfın belli bir örgütlülük düzeyini korumayı başardığı sektörlerde söz konusu olabilmektedir.

Örgütlenmenin zayıfladığı sektörlerde ve emperyalizme bağımlı ülkelerde ise tersinden, burjuvazinin esnek çalışma yöntemlerini, taşeronlaştırmayı ve örgütsüzleştirmeyi dayattığı, böylelikle de diğer ekonomik-sosyal hakların yanısıra işgünü, hafta tatili ve yıllık izin gibi kazanımların içini boşaltmaya çalıştığı görülmektedir.

Elbette ki sonucu bir kez daha işçi sınıfının haklarına sahip çıkma ve geliştirme konusunda ortaya koyacağı mücadele belirleyecektir.