02 Martt '02
Sayı: 08 (48)


  Kızıl Bayrak'tan
  İdam tartışmasının gizledikleri
  Emperyalist saldırganlığa karşı safları sıklaştıralım!
  Emperyalist savaşa ve sömürüye karşı 8 Mart’ta mücadele alanlarına!
  Sermaye iktidarı Türkiye’yi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşuyor
  Dışarda saldırganlık ve savaş, içerde baskı ve terör
  TİS’lerde bir kez daha “hedeflenen enflasyon” aldatmacası
  Özelleştirme saldırısı tüm hızıyla sürüyor
  Karen Fogg olayı ve emperyalizmle ilişkilerin içyüzü
  Emekçi kadın ve savaş
  Bir anket deneyimi ışığında kadın...
  Sınıf çalışması ve kültür-sanat cephesi
  Ek mesailer ve sınıfa etkileri
  İzmir İHD’nin ÖO Direnişi etkinliği...
  YÖK yasası meclisten geri çekilsin talebiyle direnişe!
  Güney Kore’de görkemli işçi eylemi
  Filistin halkıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Emperyalist saldırganlık örgütü NATO tahkim ediliyor
  Partili yoldaşlarımıza, devrimci yurtseverlere ve halkımıza açık çağrı!..
  Tasfiye ve karşıtına dönüşmede yeni bir boyut...
  İşçi sınıfının devrimci programı altında
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Tasfiye ve karşıtına dönüşmede
yeni bir boyut...

İmralı Partisi yönetimi yayınladığı 5 Şubat tarihli bildiri ile bundan böyle TC ve AB sınırları içinde PKK adına hiçbir faaliyette bulunmayacaklarını açıklamışlardı. Bu, tasfiye sürecinin hızla nihai hedefine götürülmesinin yeni bir göstergesiydi. Bu anılan bildiride ortaya konulan görüşler ve belirlenen tutum, sürecin sadece bir tasfiye, devrime ve halkımıza ait son değer kırıntılarının yok edilmesi değil, aynı zamanda bir tersine dönüş, karşıtına dönüşme süreci olduğunu da bir kez daha gösterdi ve kanıtladı. İmralı süreci, salt bir teslimiyet ve tasfiye süreci değil, aynı zamanda, PKK ve Kürdistan halkını tersine çevirme, karşıtına dönüştürme, TC’nin ve emperyalist sistemin çizgisine çekme ve bir kontra gücüne dönüştürme sürecidir.

Bu iki yön içiçe ve bir bütündür. Sürecin ilk aşamalarında tasfiye ve silahsızlandırma, bilinç ve ruh katliamı öğeleri öndeyken, bu, giderek karşıtına dönüşme öğelerinin belirginleşmesini ve egemen hale gelmesini de sağlayacaktır. Devrime, ulusal kurtuluşa ve halka ait bilinç, ruh ve değerler yok edilmeden, onun yerine karşıt eğilim ve davranışların konulmasının ve söz konusu hareketi karşıtına dönüştürmenin olanağı yoktur.

Kuşkusuz tasfiye sürecinin tamamlanması ve karşıtına dönüşme hareketinin egemen yan haline gelmesi bugünden yarına ve kısa sürede gerçekleşemez. Buna her şeyden önce yılların mücadele birikimi, Kürdistan halkının taşıdığı devrimci potansiyel ve dinamizm engeldir. Bu nedenlerle süreç kendi içinde çelişkili ve çatışmalı yol alıyor. Çoğu zaman İmralı Partisi yönetenlerinin Kürt sosuna batırılmış lafları sık sık ve üst perdeden dillendirmeleri, bu çelişki ve çatışmaların etkisiyledir.

Tasfiye ve karşıtına dönüşme süreci, Kürtlerin veya diğer halkların tarihlerinde yaşadığı yenilgi ve tasfiyelerden çok temelli farklılıklar sunmaktadır. Askeri ve politik yenilgi, ardından gelişen ruhsal çöküş ve pasifikasyon, kuşkusuz o halklar açısından tarihsel olarak büyük bir darbedir. Ama bir de bu yenilgi ve tasfiyenin kendi karşıtına dönüşme, düşmanlarının çizgisine gelme ve onların bilinçli uşaklığına oynama hareketi biçimini alırsa, bunun tahribatları ve vuracağı darbeler tanımlanamaz boyutlar kazanır. Şimdi Kürt halkına, oradan Türkiye ve Ortadoğu halklarına dayatılan budur.

Burada tam anlamıyla bir saf değiştirme, düşman güçlerin ve politikalarının etkin bir unsuru haline gelme durumu söz konusudur. İmralı süreci ve İmralı’dan dayatılan politikaların özü ve yönü budur! Bunun terminolojideki karşılığı İHANET’tir. Ama herhangi bir ihanet de değildir. Basit bir ihbarcının, sıradan bir itirafçının durumu da ihanet olarak adlandırılır, ancak ihanet kavramı, İmralı’yı açıklamada yeterli değildir.

Tasfiye ve karşıtına dönüşüm süreci, başını ABD’nin çektiği uluslararası karşı-devrim hareketinin iradesinin bir sonucudur ve her ayrıntısı bu gerçekliği yansıtmaktadır. İmralı Partisi’nin yukarda sözünü ettiğimiz bildirisinde “Kraldan daha kralcı” değerlendirmeler yapması, salt utanç verici bir durumun değil, salt geldikleri noktanın neresi olduğunu göstermesi bakımından da değil, ama bunlarla birlikte İmralı sürecinin kimin iradesinin ürünü olduğunun ibret verici göstergesidir.

Bu bildirilerinde kendilerini, siyasal duruşlarını, kimden yana, hangi politikaların dümen suyunda olduklarını pervasızca itiraf etmekten çekinmiyorlar. Fiilen PKK’yi fesh etme anlamına gelen kararlarını açıkladıkları bildiride (5 Şubat 2002 tarihli PM’nin bildirisi) şu utanç verici değerlendirmelerde bulunuyorlar:

“Değişim süreci hangi yöntemlerle yaşanırsa yaşansın, sonuçta 21. yüzyıla damgasını vuracak olan yeni uluslararası sistem, insanlığın her alanda yaşadığı küresel bütünleşmeye uygun olarak daha demokratik, barışçıl ve işbirliğini esas alan bir karakterde olacaktır.”

“Yeni uluslararası sistem” dedikleri, ABD emperyalizminin bütün dünyaya egemen kılmaya çalıştığı, bugüne kadar kazanılan tüm demokratik mevzileri ayaklar altına almada çekinmediği 21. yüzyıl stratejisinden başka bir şey değil. 21. yüzyıl, “insanlığın her alanda yaşadığı küresel bütünleşmeye uygun olarak daha demokratik, barışçıl ve işbirliğini esas alan bir karakterde olacak...”mış! Öyle mi? 11 Eylül olaylarını fırsat bilen ABD’nin dünyayı tek başına ve bir imparatorluk biçiminde yönetme stratejisinin Afganistan ayağında sergiledikleri vahşet ve barbarizm, emperyalist merkezlerde “Terörizme karşı global savaş” konseptiyle başlattıkları “cadı avları”, alelacele geçirilen “anti-terör yasaları”, İmralı Partisi’nin vaaz ettiği “yeni uluslararası sistemin” ne demek olduğu, “Demokratik Uygarlık” diye halkımıza yutturmaya çalıştıkları düzenin niteliklerinin ne olduğunu bütün çıplaklığı ile anlatıyor.

Gerçekten ABD’yi açıktan savunan ideologlar, siyasetçiler kendi stratejilerini “bizim” cumhuriyetçiler kadar, İmralı Partisi kadar teorileştirip meşrulaştırıyorlar mı? İsteyen bir karşılaştırmasını yapsın. İsteyen ABD’li 60 “aydının” imzaladığı ve ABD’nin 21. yüzyıl stratejisini, bu bağlamda Afganistan paylaşım ve hegemonya savaşını destekleyen bildiriyle İmralı Partisi’nin 5 Şubat 2002 tarihli bildirisini karşılaştırsın!

İmralı Partisi, karşıtına dönüşmeyi ve ABD çizgisine gelmeyi kendi dışındaki bölge güçlerinden de istemeden edemiyor. “Bunun için de daralmış ve baskıcı içerik kazanmış olan milliyetçi, dini ve sol düşünce sisteminin aşılıp demokratik düşünce sistemine ulaşmanın gerekliliğine dikkat çeki”yor...

İmralı Partisi, bunlarla yetinmiyor, ABD emperyalizminin Ortadoğu ve Irak politikasını, olası Irak’a yönelik askeri saldırıyı yüzündeki bütün maskeleri bir kenara atarak teorileştiriyor, meşrulaştırıyor. Bu noktada “Kraldan daha kralcı” bir tutum sergiliyor. Anılan bildirilerinde bu konuyla ilgili yazdıklarını birlikte okuyalım:

“Irak’taki sistem mücadelesi yeni Ortadoğu sisteminin nasıl olacağını belirleyecek, bu da yeni uluslararası sistemin temel ölçü ve özelliklerini yaratacaktır. Açıkça görülüyor ki Irak üzerinde yoğunlaşan mücadelenin bölgesel ve uluslararası karakteri vardır ve bu mücadele eski sistem ile yeni sistem, eski statüko ile yeni statüko arasındaki bir mücadele olmaktadır. Önümüzdeki süreçte siyasi ve askeri düzeyde daha da keskinleşerek çözüm yaratmaya çalışacak olan böyle bir mücadelede Partimizin ve halkımızın yeri, hiç kuşkusuz Kürdü inkar eden ve yok etmek isteyen eski statüko cephesinde değil, yeni bir sistem yaratmak isteyen değişim cephesinde olacaktır. Yine Partimiz ve halkımız baskı, parçalama ve terör cephesinde değil, demokrasi, barış ve özgür birlik cephesde saf tutacaktır. Çünkü Kürt halkının olduğu gibi, bölge halkalarının ve dünya demokrasi güçlerinin çıkarları burada yatmaktadır.”

Evet, çok açık. Nedir demokrasi cephesi”? Kimdir “dünya demokrasi güçleri”, İmralı Partisi bu değerlendirmesiyle “Demokrasi cephesi ve güçleri” olarak ABD ve onun liderliğindeki sistemden başkasına işaret ediyor mu?

ABD’nin emperyalist hegemonya ve Ortadoğu’ya tek başına egemen olma stratejisinin bir gereği olarak Irak’a yapacağı askeri müdahale, emperyalist savaş, İmralı Partisi tarafından “eski sistem ile yeni sistem, eski statüko ile yeni statüko arasındaki bir mücadele” olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirme ile kimin iradesini yansıttıklarını, karşıtına dönüşme yolunda geldikleri noktayı bir kez daha kanıtlıyorlar. Ayrıca ABD’ye yaranmak için nasıl utanç verici çırpınışlar içine girdiklerini de gösteriyorlar. Gerçekten gerçeklere azıcık saygıları kalsaydı ABD ve emperyalist politikalarını bu kadar açık ve pervasızca överler miydiler? ABD’nin Ortadoğu’da ve dünyanın başka bölgelerinde katliam, işkence, “sahte operasyonlar”, cinayetler ve özel savaş uygulamaları dışında tek bir olumlu ve “demokratik” davranışı &ml;rnek gösterilebilir mi?

Bütün bu gerçekleri tersyüz eden, çarpıtan değerlendirmelerin yapılması boşuna değil, karşıtına dönüşme, emperyalist politikalar içinde yer alma istem ve tutumlarını meşrulaştırmak içindir. ABD, Irak’a müdahale hareketiyle bölgeye barış ve demokrasi getirecek, “yeni bir statüko” kuracak, bu yeni statükoda TC’nin de inkarcılığı aşılacak ve Kürtler de kültürel haklarına kavuşmuş olacaklardır. Bundan dolayı, “Partimizin ve halkımızın yeri, hiç kuşkusuz Kürdü inkar eden ve yok etmek isteyen eski statüko cephesinde değil, yeni bir sistem yaratmak isteyen değişim cephesinde olacaktır. Yine Partimiz ve halkımız baskı, parçalama ve terör cephesinde değil, demokrasi, barış ve özgür birlik cephesinde saf tutacaktır.”

Saflarını, cephelerini işte bu kadar açık bir biçimde dile getiriyorlar... Hem ABD’nin geliştireceği politikalardan ve savaştan yan olacaksın, hem bunu “yeni statüko” diye selamlayacaksın; ardından Ortadoğu halklarının yanında olduğunu vaaz edecek ve bunu, “halkların Demokratik Ortadoğu Birliği” biçiminde formüle edeceksin! Bu, düpedüz sahtekarlık olduğu kadar, halklarla alay etmekten başka bir şey değildir!

Kuşkusuz, ortada bir “Akıl tutulması” değil, bilinçli tercih, saf tutuş var. Bu, halkımız da dahil halklara ve emekçilere kan kusturan ABD’nin saldırgan, emperyalist savaş politikalarının yanında, içinde yer almak, onun piyonluğuna soyunmak, açıkça bunu talep etmektir.

Hesapları şu: “Biz ABD politikalarına yatarsak ABD de bize bir rol verir, bunun karşılığında kimi yaşam kırıntılarını elde edebiliriz!” Peki bu kadar alçaltıcı yaranma ve dalkavukluğa rağmen ABD, halkımızın değerleri ve geleceği üzerinde ipotek kuran bu baylara figüranlık, piyonluk rolü verecek mi?

Hayır, ABD, İmralı Partisi yönetenlerine istedikleri figüranlık rolünü de vermeyecektir. Bir kontra güç olarak kullanmaya çalışacak, ama işleri bittikten sonra bir kağıt mendil gibi buruşturup çöp sepetine atacaktır. Olası bir Irak savaşında TC’nin tavrı da bundan başkası olmayacaktır.

Yani, “yaşam ve af dilenciliği”, bunun karşılığında karşıtına dönüşmede sınır tanımama çizgisinin sonu yok...

Tasfiye ve karşıtına dönüşme sürecinde alınan yol ve gelinen nokta çok açık ve belgeliyken bunu görmemek, görüp de tavır almamak, yaşanan büyük felaketin sorumluluğuna ortak olmak değilse nedir?

O halde bugün devrimci yurtseverlerin yapması gereken görev ve sorumluluklar çok açık değil mi?

İmralı sürecine karşı tavır almadan yurtsever kalmak mümkün mü?

İmralı Partisi safını ve tavrını açıkça belirlemiş!

Ya yurtsever duygulara sahip olanlar?..

Ülkesinden, onun özgürlüğünden ve bağımsızlığından, emekten ve tarihsel tüm değerlerimizden yana olanları bekleyen tek bir görev var: Devrimci yurtsever çizgide birleşmek ve politik bir güç haline gelmek!

19 Şubat 2002
PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları