02 Martt '02
Sayı: 08 (48)


  Kızıl Bayrak'tan
  İdam tartışmasının gizledikleri
  Emperyalist saldırganlığa karşı safları sıklaştıralım!
  Emperyalist savaşa ve sömürüye karşı 8 Mart’ta mücadele alanlarına!
  Sermaye iktidarı Türkiye’yi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşuyor
  Dışarda saldırganlık ve savaş, içerde baskı ve terör
  TİS’lerde bir kez daha “hedeflenen enflasyon” aldatmacası
  Özelleştirme saldırısı tüm hızıyla sürüyor
  Karen Fogg olayı ve emperyalizmle ilişkilerin içyüzü
  Emekçi kadın ve savaş
  Bir anket deneyimi ışığında kadın...
  Sınıf çalışması ve kültür-sanat cephesi
  Ek mesailer ve sınıfa etkileri
  İzmir İHD’nin ÖO Direnişi etkinliği...
  YÖK yasası meclisten geri çekilsin talebiyle direnişe!
  Güney Kore’de görkemli işçi eylemi
  Filistin halkıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Emperyalist saldırganlık örgütü NATO tahkim ediliyor
  Partili yoldaşlarımıza, devrimci yurtseverlere ve halkımıza açık çağrı!..
  Tasfiye ve karşıtına dönüşmede yeni bir boyut...
  İşçi sınıfının devrimci programı altında
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Üniversiteleri kapitalist işletmeye dönüştüren, eğitimi piyasalaştıran YÖK yasa tasarısı meclis komisyonunda…

YÖK yasası meclisten geri çekilsin
talebiyle direnişe!

Sermaye iktidarı işçi-emekçilere ve gençliğe dönük saldırılarına her geçen gün bir yenisini ekliyor. Bu saldırıların gençliğe dönük son ayağı mecliste görüşülen yeni YÖK yasa tasarısı. İMF ve Dünya Bankası politikaları çerçevesinde hazırlanan ve rektörler eliyle pazarlanmaya çalışılan YÖK VE İLGİLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN YASA TASARISI, üniversiteleri sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmayı öngörüyor. YÖK’ün kurulmasıyla birlikte adım adım “paralı” hale getirilen eğitim kurumları artık tümüyle birer ticarethaneye çevriliyor.

Saldırıya gerekçe olarak, öğrencilerin öğrenim maliyetlerine katılması gösteriliyor. Oysa bu tam bir aldatmaca. Geçen yıl bütçeden eğitime ayrılan pay %8.1 iken, bu yıl %7.4’e düşürüldü. Üniversitelerin bu yılki asgari ihtiyacı 2.5 katrilyon iken, ancak 1.3 katrilyon alabildiler. Kaldı ki bu payın tamamı da öğrencilere harcanmadı. Bunun son 20 yılın en düşük ödeneği olmasına rağmen, öğrenci başına ayrılan 1190 doların ancak 828 doları öğrenciye harcandı. Diğer yandan vakıf ve özel okullara çok daha fazla kaynak aktarılıyor. Yani sermaye devleti tümüyle sermayenin çıkar ve ihtiyaçları doğrultusunda eğitim politikaları oluşturuyor.

Rektörlerce gündeme getirilen “kaynak yetersizliği”, yeni yasayla birlikte öğrenci harçlarına yapılacak astronomik zamlarla kapatılmaya çalışılıyor. Yasa tasarısıyla harçların dolar baz alınarak en az dört kat artırılması gündemde. Harçların milyarları bulmasıyla birlikte, işçi-emekçi çocuklarının önemli bir kısmı okul kapılarının dışında kalacak.

Ayrıca her üniversite farklı miktarda harç belirleme yetkisine sahip olacak. Böylece Ankara ve Diyarbakır’da, hatta aynı ildeki üniversitelerde bile aynı bölüm için farklı miktarda harç istenebilecek. Böylece parası olanlar metropollerde iyi üniversitelere giderken, işçi-emekçi çocukları en iyi ihtimalle tabela üniversitelerinden birine girebilecekler. Bunun sonucunda burjuvazi kendi gençliğini eğitimli bekçiler olarak yetiştirirken, işçi-emekçi çocukları en fazla sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yetişmiş teknikerler olabilecekler. Böylelikle eğitim tam anlamıyla piyasalaştırılacak. Ne kadar paran varsa o kadar eğitim!

Yeni yasa tasarısının diğer bir maddesi “torba bütçe” uygulaması. Buna göre üniversitenin tüm geliri tek bir havuzda toplanacak ve bu bütçenin nasıl kullanılacağına rektörler ve onların atadığı bir kurul karar verecek. Böylece üniversiteler bilimin değil, kârlılığın esas alındığı şirketlere dönüşecek.

Bu tasarıyla YÖK tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle birlikte araştırma profesörlüğü uygulaması da başlatılacak. Böylece bilim adamları sermayeye hizmet eden ve onun ihtiyaçları doğrultusunda araştırma yapan teknik elemanlara dönüştürülecek. Bu uygulama üniversiteleri sermayeye bağımlı hale getirirken, bilimsel araştırmalarda da kârlılık esas alınacak. Üniversiteler sermayenin AR-GE laboratuvarlarına dönüştürülecek. Herhangi bir sermaye grubu kendi çıkarları doğrultusunda araştırma yapmak için öğretim görevlisi kiralayabilecek.

Görüldüğü üzere, yeni yasayla birlikte üniversiteler birer kapitalist işletmeye, eğitim büyük bir piyasaya dönüştürülüyor. Öğrenciler bu piyasanın yolunacak ve parasına göre eğitim alacak müşterileri, öğretim görevlileriyse basit memurları haline gelecekler.

Sermaye devleti ve YÖK yasanın çıkması için elinden geleni yapıyor. Milyonlarca öğrencinin eğitim hakkını ortadan kaldıracak böylesine hayati bir yasanın geçirilmesi için geceli-gündüzlü çalışıyorlar. Halen meclis komisyonunda olan yasa tasarısı yakın zamanda meclis genel kuruluna getirilecek. Eğer öğrenci gençlik başta olmak üzere işçi ve emekçi kitleler bu saldırı yasasına dur demezlerse, tasarı yasalaşacak.

İşçiler-emekçiler ve gençlik olarak bir araya gelerek, bu yasaya karşı mücadele cephesini örmek, bu pervasız saldırıya gereken yanıtı vermek durumundayız.

Yasa meclisten geri çekilsin ve her düzeyde parasız eğitim talebini öne çıkararak saldırı yasasına geçit vermeyelim!



Yoğun devlet ablukasına rağmen etkinliğimizi gerçekleştirdik

SES Ankara Şube’de örgütlü bir emekçi olan Mahmut Konuk’un Çankaya Belediyesi temizlik işçilerinin iş sağlığı ve iş güvenliğini konu eden çalışması 11 Şubat’ta Mamak İşçi Kültür Evi’nde sergilendi.

Ancak aynı gün ve saatte Mamak halkı imzalı basın açıklaması çağrısı yapıldığı için, Mamak İşçi Kültür Evi saat 14:00’ten itibaren çevik kuvvet ve panzerler tarafından abluka altına alındı. Basın açıklamasının konusu doğalgazdaki vurgunlarla ilgiliydi. Kolluk kuvvetleri eylemin örgütleyicisi olarak kurumumuzu düşündüğü için, 2.5 saat boyunca yoğun bir terör estirdi. Kimlik kontrolleriyle beraber kültür evinde giriş çıkışlar bu süre boyunca engellendi, sözlü tacizlerde bulunuldu ve içerisi kamerayla görüntülenmeye çalışıldı. Doğalgazla ilgili eylem yapılamadı.

Bir kaç haftadır Valiliğin genelgesiyle Ankara’nın emekçi mahallelerinde huzur sağlama adı altında estirilen terör, Tuzluçayır’da İşçi Kültür Evi’nin ablukaya alınmasıyla devam etmiş oldu. Devlet bölge üzerinde korku salmaya ve İşçi Kültür Evi’ni hedef göstermeye çalıştı.

Etkinliğimizin ön hazırlığı Çankaya ve Mamak’ta 6 işyeri gezilerek temizlik işçilerine ulaşmak, sendikalara ve bölgeye çağrı afişlerini asmak şeklinde oldu. Yaşanan olumsuzluktan dolayı Nisan ayında sunumu tekrar sergilemek kaydıyla etkinliğimizi 1.5 saat geç de olsa 30 kişilik bir katılımla gerçekleştirdik.

Tuzluçayır’da devletin gündüz gerçekleştirdiği terör akşam 25-30 kişinin katıldığı bir eylemle protesto edildi.

***

Mahmut Konuk’un çalışması işçi sınıfına yönelik saldırılardan biri olan ağır çalışma koşullarını ele alıyordu. Çalışma toplam 522 işçiyle, 18 bölge ve 1 seyyar ekiple bire bir görüşülerek yapılmış. Dinlenme yerlerinin fiziksel koşulları, koruyucu malzemelerin durumu, koruyucu aşılar, periyodik muayeneler, çalışma ortamında ve alanında karşılaşılan sorunlar, tehlikeler ve riskler hakkında sorulan sorular ve işçilerin anlatımı üzerinden şekillenen çalışma video görüntüleri ve slayt gösteriminden oluşuyordu. İşçilerin çöp arabalarında gece hangi koşullarda çalıştıkları gözler önüne seriliyordu.

Dinlenme yerlerinde 2 bölgenin soyunma dolabı varken, bölgelerde tuvalet-lavabolar hijyenik değil, bakımsız ve kırık dökük. Duş yeri 3 bölgede var, ancak kullanılır durumda değil. Koruyucu malzemelerin durumu ise, tehlikeli ve riskli işler için olması gereken sağlık koşullarını taşımıyor. Eldivenler yetersiz, çizmeler astarsız lastik. Yağmurluklar su geçiriyor. Maske ise verilmiyor.

Çöp toplayan işçilerin karşı karşıya oldukları riskler ise şöyle:

* Çöp toplarken çıkan toz ve gazların ağız ve burun yoluyla vücuda girerek çeşitli hastalıklara yolaçması riski.

* Evsel atıklar arasında sık rastlanan tıbbi atıklara, iğne batmasıyla enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski.

* Ağır bidon kaldırırken kas ve iskelet sakatlanmaları ve yaralanmalar.

* Çoğunlukla burjuvaların yaşadığı sitelerde bulunan ve “sandık” denilen büyük çöp depolarını boşaltırken düşerek, dengesini kaybederek yaralanma riski.

İşten çıkarılan ya da emekli olan işçilerin yerine kadrolu işçi alınmadığı için, işçi sayısı azalırken iş hacmi artıyor. Taşeronlaştırma ise gün geçtikçe artıyor. Ve bir araç 30-40 ton çöp topluyor.

İşçi sınıfı sermayenin kapsamlı saldırılarının bir sonucu olarak insanca yaşam için gereken koşullardan gün geçtikçe uzaklaşıyor. Ve bugün insanca bir yaşam için gerekli ücret talebi kadar iş güvenliği ve iş sağlığı da önemli bir yer tutuyor.

Mamak İşçi Kültür Evi çalışanları