02 Martt '02
Sayı: 08 (48)


  Kızıl Bayrak'tan
  İdam tartışmasının gizledikleri
  Emperyalist saldırganlığa karşı safları sıklaştıralım!
  Emperyalist savaşa ve sömürüye karşı 8 Mart’ta mücadele alanlarına!
  Sermaye iktidarı Türkiye’yi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşuyor
  Dışarda saldırganlık ve savaş, içerde baskı ve terör
  TİS’lerde bir kez daha “hedeflenen enflasyon” aldatmacası
  Özelleştirme saldırısı tüm hızıyla sürüyor
  Karen Fogg olayı ve emperyalizmle ilişkilerin içyüzü
  Emekçi kadın ve savaş
  Bir anket deneyimi ışığında kadın...
  Sınıf çalışması ve kültür-sanat cephesi
  Ek mesailer ve sınıfa etkileri
  İzmir İHD’nin ÖO Direnişi etkinliği...
  YÖK yasası meclisten geri çekilsin talebiyle direnişe!
  Güney Kore’de görkemli işçi eylemi
  Filistin halkıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Emperyalist saldırganlık örgütü NATO tahkim ediliyor
  Partili yoldaşlarımıza, devrimci yurtseverlere ve halkımıza açık çağrı!..
  Tasfiye ve karşıtına dönüşmede yeni bir boyut...
  İşçi sınıfının devrimci programı altında
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Partili yoldaşlarımıza, devrimci yurtseverlere ve halkımıza açık çağrı!..

İçinde geçmekte olduğumuz günler çok önemli, halkımızın, halklarımızın kaderini, geleceğini doğrudan ilgilendiren ve etkileyen kritik bir dönemeç...

Bu döneme etkili ve sonuç alıcı müdahaleler yapılmazsa özgürlük, bağımsızlık ve emeğin kurtuluşu davalarında yılların kaybedileceği çok açık!.. Son üç yılın gelişmeleri, neden olduğu sonuçlar bu gerçekliği tartışmasız bir biçimde kanıtlıyor...

O nedenle mutlaka devrimci yurtsever görevlerimize sahip çıkmak, bunu örgütlü ve sonuç alıcı biçimlere kavuşturmak sorumluluğu ve zorunluluğuyla karşı karşıyayız!

Hep soruluyor: Ne yapmalı?

Sürece devrimci tarzda müdahale etme, kendi devrimci sorumluluklarını yerine getirme konusunda ciddi, samimi ve tutarlı olanlar için bu sorunun yanıtı çok açıktır! On yılların devrimci birikimini, deneyimini, kazanımlarını ve tarihini arkasına alan ve bunları aşarak kendisini yeniden üreten devrimci yurtsever çizgide birleşmek, bir araya gelmek, örgütlenmek, politik güç haline gelmek, politik güç araçlarını geliştirmek, var olanları teslimiyetçi-tasfiyeci çizginin egemenliğinden kurtarmak! Ama öncelikle bu iddianın kesin kararını vermek!

Nasıl? Nereden başlamalı?

Bu soruların öncelikli yanıtı, sürece devrimci tarzda müdahale etme zorunluluğunu etinde kemiğinde hissetmekten, bu noktada kesin ve net bir karara sahip olmaktan, bunun ciddi, tutarlı ve samimi duruşu içinde olmaktan geçiyor...

Tasfiyecilik, gericilik, teslimiyet ve çözülmenin, yozlaşmanın egemen olduğu bir süreçte sağlam bir ideolojik duruş, davada ciddi, tutarlı, samimi ve kararlı olmak çok önemlidir; çünkü bozulma, yıkım ve çözülme, düzene savruluş en başta bu temel noktalarda olmaktadır... Özellikle İmralı Partisi’nin bütün değer ve kazanımlarımızı parça parça Türk sömürgeciliğine sunma konusundaki kararlılığı düşünüldüğünde, herkes kendisine ‘hala neyi bekliyorum’ sorusunu sorup cevabını mutlaka vermelidir. İmralı Partisinin “geri çekilmesiyle” birlikte ortaya çıkan boşluk, hızla TC Sömürgeciliğinin istediği bir biçimde doldurulmaktadır. Kuşkusuz TC, doldurmak istediği alanlardaki Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin değer ve kazanımlarının bozulmasını, çürümesini beklemekte ve kendi politikalarını tek seçenek olarak sunmaktadır. Zaman TC lehine işlemekte ve her geçen gün geniş halk yığınlarının bilinci karartılmakta, devlet politikaları tek seçenek olarak bilinçlere kazınmaktadır. Asıl tehlike budur ve TC, Öcalan ve İmralı Partisi üzerinden Kürt halkının sadece bugününe değil, geleceğine ve muhtemel direniş seçenekleri üzerine ipotek koymaktadır...

Elbette her şey, devrimci tutarlılık, samimiyet ve kararlılıkla, sorumluluk duygusuyla bitmiş olmuyor, bu temel öğeler, çok önemli ve ilk vuruşta harekete geçirici ateşleyici öğeler. Ancak eskiyi aşan, geçmiş deneyimleri ve dersleri özümseyen bir tartışma, kendini yeniden üretme ve bu zeminde birleşerek örgütlenme ve politika araçlarını üretme süreci de kaçınılmazdır. Bu, aynı zamanda nasıl, ne yapmalı ve nereden başlamalı sorularına da temel bir çerçeve cevaptır!

İmralı sürecinin neden ve sonuçlarıyla değerlendirilmesi konusunda önemli bir mesafe kaydedilmiş, tarihimizin temel dersleri konusunda önemli bir zihinsel açıklığa ulaşılmıştır. Yani devrimci yurtsever çizginin ana çizgileri, dönemin ideolojik, politik görevleri en kaba hatlarıyla belirlenmiştir. Üzerinde yürünmesi gereken devrimci platform bellidir. Bu platform üzerinde birlikte yürüyüşü gerçekleştirmek mümkün ve aynı ölçüde kaçınılmazdır! Geleceğimizin tek güvencesi olan bu zemin hiçbir gerekçe ve mazeretle bulanıklaştırılamaz. Saflar nettir... Ya TC’den ve onun ‘Kürt ayağı’ olan İmralı zemininde yer alınacak, ya da karşısında ‘Özgürlüğün kanla sulanmış yolunda’... Tarihsel bir yol ayrımında bulunuyoruz... Ya özgürlüğümüze giden yolu yüruml;yeceğiz, ya da bugün şekere bandırılmış köleliğe boyun eğeceğiz!.. Bugün susanların, yarın kendilerine dayatılacak köle bir yaşamı reddetme olanakları ve hakları olmayacaktır!

Bizim platformumuzun ana çizgileri nelerdir?

Uluslararası karşı-devrimci hareketin bir sonucu ve Kürt ayağı olan İmralı sürecine karşı olmak, devrimden, özgürlükten, bağımsızlıktan, emekten ve ezilenden yana olmak, bu temelde mücadele etmeyi esas almak; işte, sözünü ettiğimiz platformun ana çizgileri...

Asgari olarak bu platformu kabul eden güç, çevre ve kişilerin mücadele birliklerini ve bunun çeşitli nitelik ve düzeylerdeki biçimlerini geliştirecekleri, bunun yoğun çabalarını sergileyecekleri kesindir... Bu çabalar sudan bahaneler ve gereksiz arılıklarla savsaklanamaz. Devrimci Direniş hattında olmak, en az İmralı Partisi’nin TC ile bütünleşmesi için gösterdiği cesaret ve kararlılığı gerektirir...

Bugün, acil olan, hemen yapılması gereken, ertelemeksizin döneme müdahale etmek ve bunun etkili araçlarını oluşturmaktır!

Bu noktada bütün devrimciler, yurtseverler, sosyalistler görev ve sorumluluklarının bilinciyle hareket etmek, taşıdıkları kimliklere uygun, onunla tutarlı bir duruş içinde olmak durumundadırlar... Özellikle de kendisini “öncü” sıfatıyla tanımlayanlar... Öncelikle partili yoldaşlarımız böyle davranmak durumundadırlar; omuzlarındaki tarihsel yükün bilinciyle hemen harekete geçmek sorumluluğu ile karşı karşıyadırlar!... Bu anlamda hiç bir yoldaşımız, hiçbir yurtsever bulunduğu alanı boş bırakmamalı ve bütün yeteneklerini harekete geçirerek Devrimci Direniş Çizgisinde ustaca yürümesini bilmelidir. Bunun için bir yerlerden talimat beklenmemelidir. TC ile kucaklaşma ayinlerinden daha etkili itaatsizlik eylemleri geliştirmeli ve böylece milyonları Devrimci Çizgi ile bütünleştirmenin etkin yollarını mutlaka bulmalıyız...

Değerli Yoldaşlar,

Son üç yıl içinde Öcalan’ın, Başkanlık Konseyi’nin partimizin, devrimimizin, halkımızın başına neler getirdiği biliniyor. Bunlar üzerinde uzun uzadıya durmanın bu nedenle pek gerekli olduğunu sanmıyoruz. Bir yanınıza, çevrenize, arkadaşınıza bakın! Biz böyle miydik? Gerçekten geriye ne kaldı, ne bırakıldı? Son değer kırıntıları da son hızla yok edilmeye çalışılmıyor mu? Peki neden, ne uğruna? Bütün laf cambazlıklarının, demagoji ve yalanlarının altında basit, onursuzca bir af, bir “yaşam dilenciliğinden” başka tek bir amaç var mı? İdeolojik tasfiye, politik ve askeri silahsızlandırma, etkili ve yoğun bilinç, ruh ve bellek katliamı, emperyalist ve TC’nin dayatmalarının bir sonucu, ana çizgileri ve ayrıntıları bu merkezler tarafından çizilmiş karşı-devrim stratejisinin adım adım uygulanması değilse nedir?

Bu kapsamlı tasfiye hareketi, aynı zamanda halkımızı alternatifsiz, çaresiz, ufuksuz, umutsuz bırakmayı hedeflemektedir!

O nedenle lafta “demokrasiden” tapınma düzeyinde söz edilmesine rağmen parti içinde, halk arasında her türlü tartışmayı, soru sormayı, farklı düşünmeyi ve davranmayı en sert biçimde bastırmaya, bu bağlamda korku ve tecridi egemen kılmaya, bunun için her türlü yolu denemeye çalıştılar. İlginçtir; hemen hemen her çevre ve kişi, İmralı sürecini, onun anlamını ve sonuçlarını tartışıyor, ama partililer ve halk açıktan açığa tartışamıyor. Onlara denilen şudur: “Önderliğin dediklerini özümseme tartışmalarını yap ve özümse, bunun dışında düşünme, soru sorma, tartışma, yoksa gerisini sen düşün!...” Kuşkusuz bu, Öcalan sisteminin özüdür, tüm demokrasi çığırtkanlığına ve laf cambazlıklarına rağmen en kaba despotizmi anlatmaktadır!

“Demokratik uygarlık” mı?

Peki neden, en sıradan farklılığa, tartışmaya, soru sormaya ve düşünmeye izin verilmiyor? Bu, dün de böyleydi, ama devrim, ulusal kurtuluşçuluk kavramlarıyla gizletilebiliyordu... Bugün ise ek olarak TC, kendisine dayatıyor: “Tek bir fire vermeden Kürdistan, Kürt ve devrim adına ne varsa her şeyi tasfiye et, bütün kazanımları yok et ve olası alternatif düşünce ve eğilimleri, farklılıkları bastır, uç vermelerine izin verme!” Öcalan, bunu başaracağının sözünü verirken, öncelikle 3. Kongrede egemen kıldığı sistemine, onun kültürüne, yarattığı “kullarına”, “iktidar” mevzilerine yerleştirdiği egemen ve orta sınıf unsurlarına güveniyordu... Biz ise Hayrilerin, Kemallerin, Mazlumların, Agitlerin ve Onların şahsında Onbinlerce şehidimizin bize öğrettiklerine güvendik. Ve bugün Milyonların ruhlarında, bilinçlerinde yer eden bu güvendir...

Öcalan gerçeğini yaşayarak gören, İmralı süreciyle birlikte daha derinlemesine kavrayan, tasfiyeciliğin her gün kendilerinden neler alıp götürdüğünü gören çok sayıda arkadaşımızın olduğunu biliyoruz. Ancak, bu arkadaşlarımız şu anda örgütsüz, donanımsız ve çaresizlik psikolojisi içinde çürümeye terk edilmiş bulunuyor. Güneyde tutulan binlerce arkadaşımızın sömürgeci ve emperyalist iradeyle tutsak tutulması, orada her türlü imha ve çürütme politikasına açık hedef halinde bulundurulması boşuna değil. Umutsuzluğu, çaresizliği egemen düşünce ve ruh haline getirmek, her türlü alternatif eğilim ve girişimi ta işin başında yok etmek, anılan tutsak ve rehin tutmanın çok önemli bir boyutu olmaktadır.

Peki, bu kader mi? Çok yönlü tutsaklık, çaresizlik ve çürüme içinde beklemek kaçınılmaz mı?

Hayır! Çaresiz değiliz, alternatifsiz değiliz!
Bugüne dek uğruna her şeyimizi ortaya koyduğumuz ideallerimiz ve hayallerimiz, çeyrek yüzyılı aşan deneyimlerimiz ve birikimimiz çarenin, seçeneğin ne olduğunu çok net ve kesin bir biçimde anlatıyor!..

Peki, ne yapmalı, nasıl yapmalı, nereden başlamalı?

İmralı sürecine, İmralı Partisi’ne yönelik net bir bilince sahip olmak, bulunduğumuz zeminlerde tasfiyeciliğe karşı uygun ve sonuç alıcı bir tutum geliştirmek, giderek değerlere sahip çıkan yoldaşların ortak duruşunu ve eylemini örgütlemek, bu tür çabaları her zeminde ve bölgede çoğaltmak, böylece devrimci çizgide ısrar hareketini yaygınlaştırıp güçlendirmek yapılması gereken görevlerin başında gelmektedir! Daha fazla beklemeden, zaman ve değer yitirmeden...

Bu, mümkün ve gereklidir!

Yoksa yarın çok geç olabilir!

Devrimci çizgide harekete geçmek, ayağa kalkmak ve devrimci partimizi yeniden inşa etmek için ileriye atılma zamanıdır!
Durmak ise ölümdür! Durmak çürümedir, çürümenin ise ölümden beter olduğu kesindir!

Yurtsever Kürdistan Halkı,

Tüm saptırıcı, çarpıtıcı ve devlet güdümlü politikalara rağmen halkımız, ulusal taleplerindeki ısrarını, taşıdığı devrimci birikim ve dinamizmi her fırsatta açığa vuruyor. Bu, TC’yi korkutan en temel etkenlerden biri. Ancak buna rağmen çeyrek asırlık mücadele birikiminin yarattığı etki sonucu bugün, İmralı Partisinin etkisinde bulunmaktadır. Var olan bu paradoksal durum, hem çok büyük bir tehlikeye, hem de yeniden toparlanmanın ve ayağa kalkmanın güçlü zeminine işaret etmektedir. Egemen yan ve süreç, çok yönlü tasfiyecilik biçimindedir. Bu noktada sorun tasfiyeciliğe karşı alternatif ve umudu somut politik güce dönüştürmekte düğümlenmektedir. Kuşkusuz bu tarihsel önemdeki görevin başarılmasında halkımızın tutumu, kendi davasına sahip çıkması çok önemlidir. Halkımız İmralı rtisi’nden hesap sormalı, devrimci yurtsever talepleri konusundaki ısrarını sürdürmeli, bunların utanç verici af ve yaşam dilenciliği ile trampa edilmesine izin vermemelidir!

Kendisinden beklenen budur, kendisine yakışan budur!

Açık ki çok kritik bir süreçten, kaderimizin ve geleceğimizin büyük ölçüde belirlenmek istendiği bir dönemeçten geçmekteyiz. Ya değerlerimize ve kaderimize sahip çıkar, bu sürece müdahale etmenin duruşu içinde olur, bunun etkili araçlarını yaratırız; ya da gericilik, tasfiyecilik ve yozlaşmanın karanlık egemenliğinde yitip gideriz!..

Evet, kendi değerlerinden ve emeğinden yana, hayallerine ve şehitlere ihanet etmek istemeyen arkadaşlarımızın önünde duran uzlaşmaz ikilem budur!
Elbette devrimci yurtsever arkadaşlarımızın tercihi ve duruşu besbellidir: Devrimci çizgide ısrar etmek, devrimci çizgide birleşerek ayağa kalkmak ve bize ait olan herşeye sahip çıkmak!...

Ayağa kalkalım, devrimci çizgide birleşelim, özgür ufukları fethetme yürüyüşünü kararlıca sürdürelim!...

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları
27 Şubat 2002