02 Şubat '02
Sayı: 05 (45)


  Kızıl Bayrak'tan
  Liberal enkaza dönüşen ÖDP
  Demokratik hak ve özgürlüklerin kapsamı...
  Düzenin yaydığı sahte umutlar ve devrimci çözüm
  Kürt halkı üzerindeki faşist ablukaya son!
  İşçi kıyımlarına karşı mücadele yolu seçilmeli
  Direniş hergün kendisini yenileyen ve güçlendiren bir tarzda sürüyor"
  KESK kurullarına doğru...
  Kültür-sanat sorunları ve sınıf mücadelesi
  "Paralı eğitime hayır!" kampanyası sürüyor...
  Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi...
  İsviçre'de inşaat işçileri: "Mezarda emekliliğe hayır!"
  Emperyalizmin kanlı yüzü gizlenemiyor
  Devletin "muhtırası"na PKK yanıtı
  Kürt aydınlanmasının sorunları
  Ayşe Nur Zarakolu yaşamını yitirdi
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Örgütsüz işçi kaybetmeye mahkumdur!

Ürettiğimiz ürünleri Avrupa’ya ihraç eden işveren, son iki sene boyunca elde ettiği kârlarla işyerini büyüterek orta ölçekli bir fabrika haline getirdi. Patron 7 sene içinde nasıl oluyor da böyle kârlar elde edebiliyor. Tabii ki biz işçilerin emeğini sömürerek yapıyor bunu. Patronlar değişik yöntemlerle işçileri denetim altına almayı, böylece daha kolay sömürmeyi başarabiliyorlar.
Üretime çok az işçiyle başlanan fabrikada önce 50, sonra 100, şimdi de 150’ye ulaşıldı ve işçi sayısı yakında daha da artacak. Fransız ortaklı işveren ilk zamanlarda ikramiyeleri, yılbaşı alışveriş çekini düzenli olarak vermiş, fakat bu süre boyunca işten çıkarmalar sık sık yaşanmıştı.

Fabrikada Fransa’daki şirketin kuralları uygulanıyor: İdari yönetimin işçilerle yaptığı toplantılar, işçilerle geliştirilen diyaloglar, iş hakkında işçilerin düşüncelerinin sorulması, öneri vermelerinin istenmesi vb... Zam dönemlerinde de işçilerle toplantı yapılarak fikirleri alınıyor. Amaç, tepki vereceklerin kimler olduğunu saptayarak kapıyı göstermek...

Bu saydıklarımız işçilerin sendikalaşmaya gitmesini önlemek için de uygulanan yöntemler. Buna, çalışma ortamının biraz gevşek tutulması (şimdi öyle değil), rahat izin alınabilmesi, maaşların gününde ödenmesini eklersek, bunların işveren için iyi bir malzeme olduğunu söyleyebiliriz. Ama tüm bunlarla birlikte üretilen ürünler işverene öyle kârlar kazandırmıştır ki, fabrikaya yeni bir bölüm eklenmiş, bu bölüme yeni makineler ve işçiler alınmıştır. Patron hep “ben size iyi haklar veriyorum” havasında. Oysa biz işçiler patrona fazlasıyla kazandırıyoruz. Normalde ikramiye dışında bir sosyal hakkımız yok. İşçiler aynı alan içinde ve iki vardiya halinde çalışıyorlar. Vardiyalar arası rekabete sokuluyoruz.

İşçiler genelde sömürüldüklerinin, ezildiklerini farkındalar. Ama en ileri bilinçli işçiler bile sendika konusunda diğer işçilerden daha umutsuzlar; “bu işyerinde, bu insanlarla olmaz” fikri yaygın. Buna rağmen çoğu sendikaya olumlu gözle bakıyor. Örneğin geçen yılbaşında verilen çekler kriz gerekçesiyle kaldırıldı. Bir tarafta patron işyerini büyütürken ve düzenli yürüyen bir üretim varken, diğer taraftan kriz bahanesiyle çek uygulaması kaldırılıyor. İşçilerden bazıları, sendika olsaydı böyle olmazdı gibi ifadeler kullanırken, kimi de sesimizi çıkarmadığımızda patronun haklarımızı vermediğini söylüyor. Şimdi önümüzde Ocak ayı zammı var, ücretlerin asgari ücretin üzerine çıkmayacağı söylentisi dolaşıyor. Patronun “iyi haklar veriyorum” havsı gitti, yerine sınırlı hakları bile gaspetmeye niyetli bir patron geldi. Yarın ikramiyelerin de gaspedilmeyeceğinin bir garantisi yok.

Öncelikle fabrikadaki öncü işçilerin bir araya gelmesi, bir birlik oluşturması gerekiyor. Öncü işçilerin kurduğu bu sağlam birlik diğer işçileri de peşinden sürükleyecektir. Ancak bu başarıldığında işçiler, kendin söyle kendin işit misali homurdanmaktan kurtulup patronun karşısına çıkabilirler. Böylece korkularını atabilir, güvensizlik duygusunu yenebilir, birbirleriyle uğraşmayı bırakıp hakları için mücadele edebilirler.

Sınıf bilinçli bir işçi/İstanbul



Aydınlık bir dünya sosyalizmle gelecek!

Merhaba yoldaşlar,

Kapitalizmi ayakta tutan, onun taşları, duvarları, kaleleri değil. Onu ayakta tutan, ona bekçilik eden zihniyettir. Ülkemizin nüfusu 70 milyon. Bunun küçük bir azınlığı kapitalist patronlar, paşalar, ağalar, vekiller vb. kişilerdir. Geriye kalan en büyük kesim emeğiyle ve namusuyla geçinen, hiç kimseyi sömürmeden yaşayan işçi ve emekçilerden oluşuyor. Kapitalistler için zenginlik üretenler de bunlardır. Ve bu ülkeyi yönetenler ve bir avuç asalak bu ülkenin zenginliklerini istedikleri gibi kullanıp, istedikleri kadar işçileri sömürebiliyorlar. Bu bir avuç azınlığın işçi sınıfını kendi denetiminde tutması kapitalist devlet sayesinde mümkün olabiliyor. Kapitalist devleti ayakta tutan iki güç vardır. Birincisi silahlı, ikincisi silahsız güçler.

Silahlı güçleri; ordusu, polisi, ajanı, korucusu vb. birçok kurum ve kuruluştan oluşur. Silahsız güçleri; medya, boyalı basın, eğitim kurumları vb.’dir. Medya kapitalizmini sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapan, halkı bütün gerçeklerden uzak tutan ve halk tarafından yaygın izlenen kuruluşlardan oluşmaktadır. Hortumcuyu, hırsızı, katili, naylon fatura düzenleyen düzenbazları, halkın kanını emen asalakları halka dürüst tanıtırken, emeğiyle ve namusuyla geçinip hakkını arayan, kapitalist düzene karşı çıkan insanları da terörist olarak tanıtıyor.

Eğitimle de daha ufak yaşta çocukların o temiz beyinlerini zehirlemeye ve kapitalizmin savunucuları haline getirmeye çalışıyorlar.

Din ise insanları kapitalist egemenliğe bağımlı kılan en etkili afyondur. Yoksul halkın karşılaştığı bütün zorlukları, olumsuzlukları, sömürüyü halkın bilincinden uzak tutup onları kaderciliğe bağlayandır. Banka boşaltan, çalıp çırpan, halkı zorla vergilere bağlayan, açlığa, işsizliğe, yoksulluğa ve ölüme sürükleyen sistemi halka “iyi ve kötü her şey allahtandır” dedirten gücüdür.

Bu sömürü düzeninden kurtulmak için savaşanlar büyük bedeller ödediler ve onların bize öğrettikleri kavga sürüyor. Ve bedel ödemeye devam ediyoruz. Bize düşen görev, halkımızı bu çıkmaz düzenden kurtarıp aydınlıklara yöneltmektir. Sınıfsız, sömürüsüz ve aydınlık bir dünya ancak sosyalizmle mümkündür.

Kahrolsun kapitalizm ve faşizm!
Yaşasın sosyalizm yolunda devrimci mücadelemiz!

SY Kızıl Bayrak okuru bir işçi/İzmir



Bir işkenceciye mektup...

Seni gördüm geçenlerde...

“Ve cellat uyandı yatağında bir gece
Tanrım dedi bu ne zor bir bilmece
Öldükçe çoğalıyor insanlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe”

Seni gördüm geçenlerde, başın önde yürüyordun. Suratındaki korkuyu farketmemek imkansız, ama utancın izi bile yok korkak bakışlarında. Yanında dolaşıyor işkencede katlettiğin gencecik insanlar ve sen hissediyorsun onları... Birden adımlarını hızlandırıyorsun koşarcasına, korkak bir kedi gibi... Ah ne kadar acizsin öyle. Onlar ısrarla bakışlarını yakalamaya çalışıyorlar, ama sen, sorgu odasında savunmasız, yapayalnız bir insan gördüğünde aslan kesilen sen, koşar adımlarla, korkakça evine atıyorsun kendini. O kanlı ellerinle seni karşılayan hiçbir şeyden habersiz çocuklarına dokunuyor, sonra da ekmeğini bölüyorsun. Kurtulamıyorsun tabii, çevrede dolaşıyor katlettiğin insanlar. İşkence yaparak her yerini kan içinde bıraktığın o genç kız geliyor yanına kadar, o korkak bakışlarını yakalıyor ve haline gülüyor. Tedirginsin, bu hesapta yoktu diye düşün¨yorsun, oysa cinsel açlığını elindeki copla doyurmaya çalışırken, elektrik verirken, azgınca saldırırken bunların olacağını hiç düşünmemiştin. Şimdi ne olacak! Ne olacak biliyor musun? Yüzünü ezbere biliyoruz artık. Tanınmamak için ne yaparsan yap tanırız seni, unutmayız o iğrenç yüzünü, yoldaşlarımızın kanı var üzerinde.

Sen zulmün fotoğrafısın artık belleklerde, korku değil nefretsin.

Ama bak, iyi bak! Yıkamadın bizleri, yıkamazsın da yok edemezsin de... Bir gider bin geliriz bizler. Uğradığımız tecavüzlere, işkencelere rağmen ayaktayız, başımız dik ve senin katlettiğin yoldaşlarımızdan aldığımız mirasla yürüyoruz geleceğe. Çünkü biz işçi sınıfının kurtuluşuna, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya yaratmaya adamışız kendimizi. İşçi sınıfından alıyoruz bu gücü. Senini yaptığın katliamlar eğdiremez başımızı, yarım bıraktıramaz mücadelemizi.

Belki şimdi utanmazca sırıtabilirsin içindeki korkuyu gizlemek için, devam da edebilirsin işkencelerine. Ama yaptığın ve yaptırdığın herşeyin hesabını vereceksin, yaptığın işkenceler cezasız kalmayacak. Bizzat işçi sınıfı ve halk verecek senin cezanı. Düşün bir de bizim kinimizi, tecavüz ettiğin, katlettiğin genç insanların analarının kinini düşün.

Nereden doğdu bu açık mektubu yazma ihtiyacı, durduk yere niye hatırlattım korkunu? Yazmak istedim sadece, senden hesap sormak için hepimizin hazır olduğunu!

Bir okur/İzmir