02 Şubat '02
Sayı: 05 (45)


  Kızıl Bayrak'tan
  Liberal enkaza dönüşen ÖDP
  Demokratik hak ve özgürlüklerin kapsamı...
  Düzenin yaydığı sahte umutlar ve devrimci çözüm
  Kürt halkı üzerindeki faşist ablukaya son!
  İşçi kıyımlarına karşı mücadele yolu seçilmeli
  Direniş hergün kendisini yenileyen ve güçlendiren bir tarzda sürüyor"
  KESK kurullarına doğru...
  Kültür-sanat sorunları ve sınıf mücadelesi
  "Paralı eğitime hayır!" kampanyası sürüyor...
  Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi...
  İsviçre'de inşaat işçileri: "Mezarda emekliliğe hayır!"
  Emperyalizmin kanlı yüzü gizlenemiyor
  Devletin "muhtırası"na PKK yanıtı
  Kürt aydınlanmasının sorunları
  Ayşe Nur Zarakolu yaşamını yitirdi
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Direnişe ilişkin olarak TÜMTİS Perpa temsilcisi Tuncay Sağıroğlu ile konuştuk...

“Direniş hergün kendisini yenileyen ve
güçlendiren bir tarzda sürüyor”

Sendikalaşmak istedikleri için işten atılan Aktif Dağıtım işçilerinin direnişi 6. ayını bitiriyor. Şu güne kadar belli noktalarda mutabakat sağlandıysa da, işçilerin tümünün işe alınması konusunda anlaşma sağlanamadı. Bir hafta öncesine kadar süren görüşmelerin kesilmesi üzerine toplanan işçiler, direnişi ileri bir düzeye sıçratma kararı aldılar. Hedeflerin başında da direnişin sınıfa maledilmesi ve daha geniş bir kamuoyunun yaratılması var.

Sermayenin karşısına dikilen her hareketlilik gibi bu direniş de baskı ve zor yoluyla kırılmaya çalışıldı. İşçiler ve TÜMTİS Başkanı Sabri Topçu’nun da içinde olduğu sendikacılar birçok faşist uygulama ve baskıya maruz kaldılar. Günlerce gözaltında tutma, sık sık ifade alma bunların başında geliyor. Buna rağmen işçilerin kararlılığı sayesinde direniş sürüyor.

Bugüne kadar yaşananları ve 6 aylık süreci anlatır mısınız?

Yaklaşık bir senedir sendikamızın Aktif Dağıtım’da örgütlenme çalışması var. Bu çalışma işveren tarafından duyulduktan sonra sendikal örgütlülüğe yönelik yoğun bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırılar işten atmalardan tutun da sendikadan istifaya zorlamalara, hatta işçilerin sendikaya üye olduğu takdirde devreye sokacakları işten istifa dilekçelerinin istenmesine kadar vardırıldı. Bunlar çeşitli eylemlerle geri püskültüldü. Özellikle de İstanbul’da.

Ama işletmenin yaklaşık 64 ilde bürosu var. Oralarda saldırılar büyük oranda gerçekleştirildi. Bu saldırılar karşısında örgütlü güç kendini koruduğu için işveren son çare olarak toplu çıkış hazırlıklarına başladı ve arkadaşlar böyle bir aşamada direnişe katıldılar. Direnişin gelişim süreci içerisinde polis baskınından tutun da 17. maddeden arkadaşlarımızın işten atılmaları gündeme geldi. Ama mücadele içerisinde bunların hepsi aşıldı. İşveren önce, “benim bu işçilerle bir ilişkim kalmamıştır” dedi. İşverende, ne yaparsanız yapın ben kendi işime bakarım anlayışı vardı. Ama mücadele sonucunda farklı bir noktaya geldi. Tabii ben yenildim, talepleri kabul ettim tarzında olmadı bu. Farklı biçimlerde işçilerle görüşme talebi geldi ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirildi.

Sendikal örgütlülük daha önceden de vardı. Ancak daha yetki aşamasına gelmeden direnişe başladığımızdan dolayı çoğunluğu alamadık. Dolayısıyla yetkimiz yoktu. İşçiler direnişe çıktıklarında üç talep öne sürdüler: Atılan işçilerin geri alınması, taşeronlaştırmanın durdurulması ve sendikal çalışmanın önündeki engellerin kaldırılması. Bu taleplerimiz hala da geçerli.

İşveren devlet gücünü en etkin şekilde kullanmak, direnişi devletin sorunu haline dönüştürmek noktasında çaba harcadı. İçişleri Bakanlığı ve çeşitli milletvekillerini devreye sokarak polis gücünü en etkin şekilde kullanmaya çalıştı. Tabii bu dönem dönem etkili de oldu.

İfade vermeyen, hakkında dava açılmayan hemen hiçbir arkadaşımız kalmamıştır. Ama buna rağmen arkadaşlarımız hala burada ve saldırılar son dönemde biraz geri çekildi. Dönem dönem polis baskıları, karakolda ifade verdirmeler, gözaltılar oluyor, ama direnişin ilk başlarındaki gibi yoğun değil. Bu süreçte Genel Başkanımız Sabri Topçu ve ben dahil olmak üzere dört arkadaşımız organize suçlarda 7 gün boyunca gözaltında tutulduk. Bu nedenle olay biraz kamuoyuna malolduğu için polis baskısı azaldı.

Şu anda işverenle görüşmelerimiz kesildi. Görüşmeleri hep farklı bir noktaya çekmeye çalışıyor. Burada şiddet uygulanıyor söylemleriyle, mücadelemizi farklı yönlere çekmeye, özellikle de sendikal mücadeleyi yalnızlaştırılmaya çalışıyor. Birçok direniş kırıcısını ihbarcılığa yönlendirmeye çalıştı. En son gelinen noktada; “Ben sendikalaşmaya karşı değilim, ama bu yöntemlere karşıyım. Eğer sendika yetkiyi alıp gelirse, burdan görüşmeleri sağlayabiliriz. Ama yetkiyi almadığı sürece sendikayla kesinlikle görüşmem” demektedir. Böyle bir açık kapı bırakarak, özellikle işçi komitesiyle görüşmeye başladı. (...)

Bu arada çeşitli gelişmeler de oldu. İşveren hala kendi değerlendirmesini yapıyor, ama bizim asıl anlaşamadığımız nokta işçilerin nasıl işbaşı yaptırılacağı noktasında. Kendisi işçilerin ücretsiz izine çıkarılmasını talep ediyor. Bizim bu konuda bir tavizimiz yok. Hep birlikte işe başlayacağız. İçeri girdikten sonra şirketin durumuna göre çeşitli olanaklar sağlanabilir, ama biz kesinlikle topluca işbaşı yapmak zorundayız dedik. Bu aşamadan sonra görüşmeler kesildi. Arkadaşlarla alınan ortak karar mücadeleye devam etmek noktasında. İşvereni bulunduğu konumdan bugünkü konumuna biz getirdik. Buradaki mücadelenin başarıya ulaştırılması için tek yol mücadelenin daha etkili bir şekilde yürütülmesi.

Bundan sonrasına ilişkin yeni araçlar devreye sokacak mısınız? Direnişin bundan sonraki seyri için ne düşünüyorsunuz?

Kazanmamızın ilk koşulu buradaki mücadelenin en etkin şekilde sürdürülmesi. En etkin şey derken kastettiğimiz, işverenin ekonomik olarak zorlanması. Bu noktada tek bir yol ve yöntem değil bütün yöntemlerin uygulanması. Önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz çalışmalarda bundan öncekinden daha farklı bir tarz geliştirme çabamız var.

Şu aşamadan sonra mücadelenin kamuoyuna ve işçi hareketine maledilmesine yönelik bir çalışmamız olacak ve bu noktada da girişimlerimiz var. Örneğin, direnişi ziyarete gelenler şunu ortaya koyabiliyor; mücadeleniz mücadelemizdir, sizin kazanımınız bizim kazanımımızdır. Bunun hayata geçirilmesi noktasında sadece Aktif Dağıtım işçilerinin değil bütün işçilerin, emekten yana olan bütün kesimlerin üzerine düşen görevler var. Bunların onlara tekrar hatırlatılması ve bu görevlerin somutlaştırılması noktasında çalışmalarımız var. Bunun için sendikaları göreve çağıran ve onların çalışmalarını da planlayan bir yönelim içindeyiz. Birçok fabrikada işçilerle yüzyüze gelmeye çalışıyoruz, birçok sendikanın temsilciler kurulu toplantılarına katılarak, somut görevlerin ve kararların çıkarılmasını sağıyoruz. Kitlesel ziyaretlerden tutun da ekonomik yardımlara kadar hepsi kullanılacak. Tabii bizim göstereceğimiz çaba da önemli. Kendimizi daha iyi anlatma yol ve yöntemleri de etkili olacaktır.

Patronun saldırıları karşısında direnişteki işçi sayısında bir azalma oldu mu?

Az da olsa bir azalma var. Ama uzun süren bir mücadele bu. Her arkadaşımız sıkıntıları aynı düzeyde karşılama olanağına sahip değil. Direniş hergün kendisini yenileyen ve güçlendiren bir tarzda sürüyor. Az sayıda arkadaşımız ayrıldı, ama yeni katılan arkadaşlarımız da oldu.



Direnişçi Aktif Dağıtım işçileriyle konuştuk...

Direniş hakkında ne düşünüyorsunuz?

1. işçi: Patron bizi sendikaya üye olduğumuz için işten attı. Kriz burada bahane. Çünkü Aktif Dağıtım kriz döneminde %50 büyüme gösteren nadir şirketlerden birisi. Bunu da biz işçilere borçlu. Ama şimdi bizi kapıya koydu. Dağıtım yapılmaması için arkadaşlarla birlikte bölgelere çıkıyoruz. Dağıtımı ne kadar engelleyebilirsek, kazanmamız o kadar yakınlaşacak. Arkadaşlarla dernekleri, sendikaları dolaşıyoruz, maddi ve manevi destek almak için. Arkadaşlar arasında bir kaynaşma ve dayanışma var. Önceden böyle bir kardeşlik havası yoktu.

2. işçi: Biz sonuna kadar mücadelede kararlıyız. Altı aydır aç kaldık ve aç kalmanın ne olduğunu biliyoruz. Sonuçta ekmeğimize bir parça daha ekmek katmak için hakkımızı arıyoruz. Kazanana kadar devam edeceğiz. Geçmiş dönemde de bir sürü baskı oldu. Ama sonuçta bizi yıldıramadılar. Bu tabii ki örgütlü gücün kazanımıdır. Biz örgütlü olarak birbirimize sahip çıktığımızda, bu işin içinden de çıkarız.

3. işçi: Başlangıçta olduğu gibi hala kararlı bir güç sözkonusu. İnsanlar işinden edilmiş, yoksulluğa itilmiş, hakları gaspedilmiş. Sendikalardan, kitle örgütlerinden ufak tefek desteklerin dışında destek göremedik. Özellikle büyük sendikalardan hiçbir destek alamadık. Yurtdışındaki bazı sendikalardan küçük de olsa destek yardımları geliyor, ama yanıbaşımızdakilerin hiçbir duyarlılıkları yok. İşveren burayı bölüp parçalamaya yönelik çalışmalarına devam ediyor; taktikler deniyor, karalama yapıyor. Emniyet güçlerini kullanıyor. Diğer taraftan, kendini medyaya şirin göstermek için gecekondu ve Doğu Anadolu’daki yoksul öğrencilere yardım paketi kampanyası düzenliyor. Öte yandan ise 200’ün üzerinde insanı yoksulluğa itmiş durumda. İkiyüzlülük bu. Herkes mücadele bilincini kavramış durumda. B insanların gideceği başka bir yer yok. Tek çaremiz işmize geri dönmek. Diğer sendikalara ve kitle örgütlerine sesleniyorum; direnişe sahip çıksınlar. Buradaki mücadele aynı zamanda işçi sınıfının mücadelesidir. Bugün Türkiye çapında tek direniş bu. Sendikamız varını yoğunu ortaya koyuyor. Bu tutumun diğer sendikalara da örnek olmasını temenni ediyorum.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul