02 Şubat '02
Sayı: 05 (45)


  Kızıl Bayrak'tan
  Liberal enkaza dönüşen ÖDP
  Demokratik hak ve özgürlüklerin kapsamı...
  Düzenin yaydığı sahte umutlar ve devrimci çözüm
  Kürt halkı üzerindeki faşist ablukaya son!
  İşçi kıyımlarına karşı mücadele yolu seçilmeli
  Direniş hergün kendisini yenileyen ve güçlendiren bir tarzda sürüyor"
  KESK kurullarına doğru...
  Kültür-sanat sorunları ve sınıf mücadelesi
  "Paralı eğitime hayır!" kampanyası sürüyor...
  Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi...
  İsviçre'de inşaat işçileri: "Mezarda emekliliğe hayır!"
  Emperyalizmin kanlı yüzü gizlenemiyor
  Devletin "muhtırası"na PKK yanıtı
  Kürt aydınlanmasının sorunları
  Ayşe Nur Zarakolu yaşamını yitirdi
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İşçi kıyımlarına karşı mücadele yolu seçilmeli

Ocak ayı içerisinde bir dizi fabrikada işçi kıyımları yaşandı. Geçtiğimiz yıl da işçi kıyımları işçi sınıfının öncelikli gündemlerinden birini oluşturmuştu. Hemen tüm fabrikalarda işçi kıyımları yaşanmış, 2 milyona yakın işçi işten atılmıştı. Ocak ayı içerisinde Mutlu Akü, Parsat-Piston, Plastaş, Kale Kilit gibi bir dizi fabrikada tensikatların yaşanması, yeni yılda da işçi kıyımlarının gündemin ilk sıralarında yer alacağını gösterdi.

Tensikatların, hem sendikaların ve hem de işçilerin “yumuşak karnı” olduğunu bilen patronlar, işçi kıyımlarını ücret, ikramiye gibi TİS haklarının gaspı için de bir tehdit unsuru olarak kullanmaktadırlar. Patronlar ücret zamları dönemlerinde sendikalara, “ya düşük zammı kabul edersiniz ya da işçi atarım” tehdidiyle gelmektedirler. Geçtiğimiz yıl metal başta olmak üzere bir dizi sektörde yaşananlar bu açıdan öğreticidir. Türk-Metal, TEKSİF, Öz Çelik-İş gibi gerici sendikalar hem ücret zamları konusunda, hem de tensikatlar konusunda patronlara herhangi bir sorun çıkarmazken, kendilerinin daha ilerici olduklarını iddia eden sendikalar da patronlarla oturup atılacak işçi sayısı üzerinde pazarlık yapmaktadırlar. Mutlu Akü patronu, %68.5’luk enflasyon zammını vermemek için “ya zammı düşük tutarız, ya da 150 işçi ataım” tehdidinde bulunmuş, ardından 21 işçiyi işten atarak tehdidini uygulamaya geçirmişti. Fabrikada örgütlü Petrol-İş Sendikası ise işçi kıyımları karşısında herhangi bir tepki vermezken, suskunluğunu “ücret zammından taviz vermeyiz” demagojisiyle örtmeye çalıştı. Halen işyerinde patronla görüşmeler devam ediyor. Önümüzdeki günlerde Petrol-İş’in sözüne ne kadar sadık kalacağı görülecek.

Tensikatlar yalnızca ücretlerin düşünülmesi için kullanılmıyor, aynı zamanda sendikasızlaştırma için de zemin hazırlıyor. Kıyımlar taşeronlaştırma ile birlikte uygulanıyor ve bu sayede işyerlerindeki sendikal örgütlenme tasfiye ediliyor. Patronlar en gerici ve patron yanlısı sendikaların bile varlığına tahammül edemiyorlar.

İşçilerin örgütsüzlüğü sendikal ihaneti besliyor

Geçtiğimiz yıl işçi kıyımları hem sendikalar cephesinden, hem de işçi sınıfı cephesinden büyük bir suskunlukla karşılandı. Ocak ayında yaşanan kıyımlarda da suskunluk kırılamadı. Sadece Parsat Piston işçilerinin kıyımlara karşı belli bir direnç gösterdiği görülüyor. Sözleşme imzalanmadan önce 120 işçiyi işten atacağını ilan eden Parsat Piston patronu, işçilerin tepkisi sonucunda bu tutumundan çark etti. Fakat sözleşmenin imzalanmasının hemen ardından 95 işçiyi kapı dışarı etti. Öz Çelik-İş Sendikası ise bir taraftan üretimdeki düşmeyi bahane gösteren patronu savunmaya yöneldi, diğer taraftan ise “120 kişi atılacaktı, sendikamızın çabaları sonucu bu sayı 95’e indi” diyerek böbürlenme utanmazlığı gösterdi. İşçilerin eli kolu sendika tarafından bağlanmıştı.

Parsat Piston’da patron geçen hafta da 3 sendika temsilcisini işten attı. Bunun üzerine fabrikada üretim durduruldu. İki vardiyada çalışan 200 işçi fabrikanın yemekhanesinde toplanarak temsilcilerin geri alınması talebiyle direniş başlattılar. Patronun içeriye polis sokması işçilerin kararlılığını kırmaya yetmedi. İşverenin imdadına bir kez daha sadık uşakları olan sendikacılar yetiştiler. Fabrikadaki direniş sendikacıların çabalarıyla bitirildi. Fakat o gün üretim yapılmadı.

Parsat Piston’da yaşananlar da somut olarak gösteriyor ki, işçilerin örgütsüzlüğü, patronlara ve sendikal bürokrasiye rahat hareket etme imkanı vermekte, aynı zamanda patronları yeni saldırılar için heveslendirmektedir. İşçilerin örgütlü tepki göstermemesi sendikal ihaneti de beslemekte, bu tepkisizlik sendika bürokratlarına koruma kalkanı olmaktadır. İşçi kıyımları karşısında kimi sendikacılar patronları destekler yönde açıklamalar yaparken, kimileri de “işçi arkadaşına sahip çıkmıyor” türünden densiz laflar etmektedirler.

İşyeri komiteleriyle saldırılara yanıt verelim

Önümüzdeki toplusözleşme ve ücret artışları döneminde yeniden işçi kıyımları ve hak gaspları gündeme gelecektir. Her toplusözleşmede, her geçmiş sözleşmeden doğan ücret artışları dönemlerinde patronlar işçilerin ve sendikaların önüne “ya düşük zam, ya işçi kıyımı” dayatmasıyla gelmekte, işçilerin örgütsüzlüğünü kendilerine dayanak edinen sendika bürokratları her iki dayatmada da işçiler adına “fedakarlık” yapmaktadırlar. Bu saldırılar giderek sendikaların fabrikalardan sökülüp atılmasına yol açsa da durum değişmemektedir.

Bu durumu değiştirecek ve sermayenin saldırılarını tersine çevirebilecek tek güç işçi sınıfıdır. Fakat fabrikalarda örgütlü bir duruş sergilenmedikçe bu başarılamaz. Başarının güvencesi örgütlülüktedir. İşyerlerinden başlayarak örgütlenmek, işyeri komiteleri, sektör komiteleri gibi bir dizi örgütlenme aracını yaratmak en acil ihtiyaçtır. Bu türden örgütlenmeler yaratıldığı ölçüde sendikal ihanetin de önüne geçilebilecektir.



Parsat Piston’da saldırı, direniş ve ihanet

Parsat Piston İstanbul’da belli bir örgütlenmenin ve mücadele geleneğinin oluşturulduğu fabrikalardan biri. Bu sayede Parsat işçileri, patronun hak gasplarına karşı durabilmenin yanısıra, kendi işyerleri dışındaki sınıfı ilgilendiren gelişmelere de belli bir duyarlılıkla yaklaşabiliyorlardı. Elbette ki bu durum Parsat işverenini fazlasıyla rahatsız etmeye yetiyordu.

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru patron kriz nedeniyle satışların azaldığı, bu yüzden üretimin düştüğü bahanesiyle 120 civarında işçiyi işten çıkarmak istediğini açıkladı. İşçiler patronun bu açıklamasına, onun yalanlarını teşhir ederek ve direniş kararlılıklarını göstererek yanıt verdiler. Eğer tensikat olursa buna karşı mücadele edeceklerini açıkladılar. Sendika şube yöneticileri araya girerek, bu meselenin TİS kapsamında masaya getirileceğini, şimdilik eyleme gerek olmadığını söyleyerek ortamı yumuşattılar. Zaten patron da bu kararlı duruş karşısında tensikattan o an için vazgeçmişti.

Sözleşmeden sonra saldırı

Çok geçmeden sözleşme imzalandı. Sözleşmenin imzalanmasının üzerinden çok geçmemişti ki, patron bu kez sendikanın da onayını almış olduğu için yeniden harekete geçti ve 95 işçiyi kapı dışarı etti. Yaşananların da gösterdiği gibi, işçilerin eyleme geçmesini önleme işini sendikacılar üzerlerine almışlardı ve bunu başardılar da. Tensikat ciddi bir eylemlilik yaşanmadan hayata geçirildi. Sonraki günlerde de patron küçük gruplar halinde işçi çıkarmaya devam etti. İşten çıkarılanların toplam sayısı kısa sürede 120’yi geçmişti.

Bardağı taşıran son damla 3 işyeri temsilcisinin hiçbir inandırıcı neden gösterilmeden atılması oldu. Patron “Gazetelere işletmenin ticari itibarını bozacak beyanlar” verdikleri gerekçesiyle 26 Ocak’ta (Cumartesi günü) 3 temsilcinin işine son verdi.

Bunun üzerine Pazartesi sabah işe gelenler, gece vardiyasından çıkan işçilerle birlikte yemekhanede toplandılar. Yaklaşık 200 işçi, atılan işyeri temsilcileri geri alınana kadar üretim yapmama kararı alarak eyleme geçti. Patronun çağrısıyla fabrikaya giren polis işçilerin kararlı tutumunu görünce saldırmayı göze alamadı ve geri çıktı.

Bunun üzerine Parsat’ın örgütlü olduğu Öz Çelik-İş Sendikası’nın İstanbul Şube Başkanı bir kez daha devreye girdi. İşçileri kararlı tutumlarından tümüyle vazgeçiremeyeceğini gören şube başkanı, gündüz vardiyasındakilerin üretim yapmamak kaydıyla makinalarının başına gitmelerini, diğer vardiyalardakilerin ise evlerine dönmelerini istedi. Tartışmalardan sonra işçiler bu isteğe uydular. İşçiler makinaların başına geçti, ama üretim yapılmadı.

Üretimi durdurma eylemi Salı günü de devam etti. Fakat o gün akşam saatlerine doğru patron, bazı işçileri daha işten attığını ve bir kısım işçinin de ücretli izne gönderileceğini açıkladı. Patrona bir destek de devletin kolluk güçlerinden geldi. Gündüz vardiyası çıkışında fabrikanın işçi servisini durduran polis, işten atılan tesilcilerden Hüseyin Özcan’ı döverek gözaltına aldı.

Amaç örgütlenmeyi dağıtmak

Patron niyetinin örgütlenmeyi dağıtmak olduğunu gizlemiyor. Sendikacılarla yaptığı görüşmede, ne yapıp edip işyerindeki örgütlülüğü dağıtmak istediğini, bunun için de temsilcilerden özellikle ikisini atmasının şart olduğunu açık açık söylüyor. İşçi atmak için öne sürdüğü kriz nedeniyle üretim düşmesinin yalnızca bahane olduğunu da böylece itiraf etmiş oluyor.

Sendikacılara güvenmenin faturası

Parsat işçisi saldırının geleceğini aylardır biliyordu. Hemen her vesileyle bunu dile getiriyordu. Fakat her seferinde de sendikanın oyalayıcı tutumuna takılıp kalıyor, gelişecek saldırıya karşı sözü edilir bir hazırlık içine giremiyordu. Bugün ise sendika bürokratlarına bel bağlamanın olumsuz sonuçlarını yaşıyor. Öz Çelik-İş İstanbul Şubesi’nin yöneticileri tensikatın yaşanacağını bile bile buna karşı mücadeleden kaçındılar. Sözleşme görüşmelerinde ise tensikata doğrudan onay verdiler.

Taban örgütlenmesi ve Parsat deneyimi

Tüm bunlara rağmen, Parsat işçisi büyük emeklerle yarattığı bir işyeri örgütlenmesine, kendi arasında birlik ve beraberliğe sahipti. O nedenle sendikal ihanete ve polisin yoğun baskısına rağmen mücadeleyi bırakmadı, kendi gücü oranında direnişi örgütledi, belli bir noktaya kadar da getirdi. Parsat işçisi bunu sahip olduğu taban örgütlenmesi sayesinde başardı. Tüm işyerlerine yaygınlaştırıldığı, sendikal bürokrasinin denetiminden kurtarıldığı ve doğru politikalarla yönlendirildiği takdirde, taban örgütlerinin ne kadar işlevsel olduğu da Parsat deneyimi üzerinden bir kez daha görüldü.

Parsat’ta saldırı ve direniş henüz bitmiş değil. Tabii ki sendikal ihanet de... O nedenle Parsat işçisi bir an önce sahip olduğu örgütlülüğün ve şu an yürütülen mücadelenin zayıflıklarını gidermeli, işyerindeki direnişi çevre fabrikaların ve sınıfın gündemine sokmak için çaba göstermelidir.

Başta Esenyurt ve Avcılar bölgeleri olmak üzere İstanbul’daki tüm öncü işçilerin, ilericilerin ve devrimcilerin ise Parsat işçisine omuz verme sorumluluğu vardır.



İşçiler, emekçiler! Bu çağrıya kulak verelim!

Sömürü düzeninin ücretli köleleri olmayalım!

Kardeşler!

Ocak ayının sonuna geldik. Çalışanlar olarak üç beş gün içinde yeni yılın ilk maaşını alacağız. Zamlı maaş almamız gerekiyor ve neredeyse hiçbirimiz işverenlerin ücretlerimize ne kadar zam yapacağını bilmiyoruz.

Ne kadar zam alacağımızı bilmiyoruz belki ama görünen köy kılavuz istemez. Zira bu yıl uygulanacak asgari ücret 163 milyon lira olarak belirlendi. Bu ülkede az sayıda işçi dışında milyonlarca çalışanın ücreti buna göre belirlendiği için bazılarımızın alacağı maaş bu seviyeye çıkacak. Yani üç aşağı beş yukarı 163 milyon civarında olacak. Bugünkü şartlarda 163 milyon lira ile geçinmek mümkün değil. Bu parayla ancak yokluk ve sefalet içinde her şeyden yoksun bir yaşam sürdürülebilir. Tabii buna da yaşamak denirse.

Adı asgari ücret. Ama çoğu işyerinde patronun maaşımıza bu oranda bir artış yapacağı bile şüpheli. Her zam döneminde yaşadığımız için biliyoruz. Patronların pek çoğu bu sefalet ücretini dahi bizlere çok görecekler. Kriz diyecekler, battık bittik diyecekler. Bu zam dönemini de 10-20 milyon gibi göstermelik ücret artışlarıyla geçiştirmek, bizi 163 milyonluk sefalet ücretinin altında bir maaşa mahkum etmek isteyecekler. Hele ki sigortasız çalışıyorsan asgari ücret almak epey zor bir iş.

Kardeşler!

Bize reva görülen bu sefalet ücretleriyle insanca yaşamanın mümkün olmadığını çocuklar dahi biliyor. Peki patronlar ve onların anlı şanlı devleti bilmiyor mu? Elbette biliyorlar. Biliyorlar ama milyonlarca işçi ve emekçinin yokluk, yoksulluk içinde yaşaması, evine götürecek ekmek bulamaması, çocuğunu okula gönderememesi onları ilgilendirmiyor. Onları ilgilendiren bu yağma ve sömürü düzenini ayakta tutmak, içinde debelendikleri krizi ne şekilde olursa olsun işçi ve emekçilere fatura etmek. Hortumlanan bankaları, yağmalanan devlet bütçesini işçi ve emekçilerin boğazından lokmasını, sırtından hırkasını çalarak doldurmak. İMF’ye olan borçları da gene bize ödetmek.

Bunun için bir taraftan ücretlerimizi düşürüyorlar, mesai paralarımızın, ikramiyelerimizin üstüne yatıyorlar. Bir taraftan da yeni vergi ve zamlarla elimizde kalan üç kuruşu son damlasına kadar çalıp çırpmaya çalışıyorlar. Telefona, elektriğe, suya zam üstüne zam yapıyorlar. Belediye otobüslerine yaptıkları zamlar yetmedi, şimdi de yaşlı ve özürlülerin otobüslere ücretsiz binme hakkını gaspediyorlar. Emlak vergilerini görülmemiş ölçüde arttırıyorlar. Pazarda markette ise herşeyin fiyatı el yakıyor. Domatesten, patlıcandan vazgeçtik, pazarlarda pırasa ve ıspanağın bile yanına yaklaşılmıyor. En temel gıdamız ekmeğin de bu yakınlarda zamlanacağı açıklandı.

Kardeşler!

Birileri ekmeğimizle bu kadar rahat oynayabiliyorsa; vergilerle, zamlarla yaşamımızı cehenneme çevirmekten hiç çekinmiyorsa; bir ailenin geçinmesi için 900 milyonun gerekli olduğu koşullarda patronlar devletin belirlediği asgari ücreti bile bizlere çok görüyorsa...

Bizler, bir sömürü ve zulüm düzeninde yaşıyor; sefaletin dipsiz kuyusundan bir türlü çıkamıyorsak; artık yaşamaktan bıkar, insanlığımızdan utanır hale gelmişsek, bunun tek sorumlusu patronlar ya da devlet değil.

Bu işte bizim de sorumluluğumuz var. Biz örgütlenmiyoruz, haklarımıza sahip çıkmıyoruz, sırtımıza vurup lokmamızı ağzımızdan alıyorlar, sesimizi çıkarmıyoruz. Onlar da bizim bu durumumuzdan cesaret alıyorlar. Soydukça soyuyorlar, sömürdükçe sömürüyorlar. Oysa biz sesimizi yükseltirsek, haklarımıza sahip çıkarsak, sömürü ve zulüm düzeninin karşısına örgütlü bir şekilde çıkıp mücadele edersek bütün bunlar olmaz. Kimse köpeksiz köyde değneksiz dolaşamaz. Bizim emeğimizle, onurumuzla, çocuklarımızın geleceğiyle oynayamaz.

Harekete geçmenin, ayağa kalkmanın zamanıdır!

İşçiler, kardeşler!

Yeni yıl zamlarımızın ne olacağı üç beş gün içinde belli olacak. Büyük ihtimalle de patronlar maaşlarımıza bizim beklediğimizin çok altında zamlar yapacaklar. Bu sadece bir işyerinde değil hemen her yerde böyle olacak. Düşük zamlar bir yıl daha ücretli köleler olarak sömürülmemiz, gittikçe ağırlaşan bir sefalet içinde yaşamamız anlamına gelecek. Çünkü ücretlerimiz yerinde sayarken herşeyin fiyatı artmaya devam edecek.

Bu duruma sessiz kalmayalım. İşyerimizdeki arkadaşlarımızla birlik olup bu sömürüye karşı çıkalım. En duyarlı arkadaşlarımızla bir eylem komitesi kuralım ve ne yapacağımızı birlikte kararlaştıralım. Çevremizdeki diğer işyerleriyle ortak bir tavır belirlemek için çaba gösterelim. Patronların bu saldırısını işyerimizde örgütlü mücadeleye girişmenin bir imkanına çevirelim.

Öncü İşçi İnisiyatifi olarak tüm sınıf kardeşlerimizi sefalet zamlarına karşı örgütlü mücadele yürütmeye, güçlerimizi birleştirmeye çağırıyoruz!

* Krizin faturası kapitalistlere!
* Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
* Ücret eşitsizliğine hayır! Eşit işe eşit ücret!
* İnsanca yaşamaya yetecek vergiden muaf asgari ücret!
* Tüm çalışanlara genel sigorta hakkı! Sigortasız işçi çalıştırma engellensin!
* Zorunlu fazla mesailer yasaklansın!

Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!

Öncü İşçi İnisiyatifi