02 Şubat '02
Sayı: 05 (45)


  Kızıl Bayrak'tan
  Liberal enkaza dönüşen ÖDP
  Demokratik hak ve özgürlüklerin kapsamı...
  Düzenin yaydığı sahte umutlar ve devrimci çözüm
  Kürt halkı üzerindeki faşist ablukaya son!
  İşçi kıyımlarına karşı mücadele yolu seçilmeli
  Direniş hergün kendisini yenileyen ve güçlendiren bir tarzda sürüyor"
  KESK kurullarına doğru...
  Kültür-sanat sorunları ve sınıf mücadelesi
  "Paralı eğitime hayır!" kampanyası sürüyor...
  Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi...
  İsviçre'de inşaat işçileri: "Mezarda emekliliğe hayır!"
  Emperyalizmin kanlı yüzü gizlenemiyor
  Devletin "muhtırası"na PKK yanıtı
  Kürt aydınlanmasının sorunları
  Ayşe Nur Zarakolu yaşamını yitirdi
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Liberal enkaza dönüşen ÖDP

ÖDP’deki kriz birbirini izleyen kopmalarla sonuçlandı. Parti bünyesindeki çeşitli gruplar peşpeşe yaptıkları açıklamalar ve yayınladıkları bildirilerle ÖDP’den kopuşlarını ilan ettiler. Böylece uzun zamandır fiilen yaşanan durum nihayet resmi bir ifade kazandı. Kopuşları hızlandıran gelişme ise Kasım ayı içerisinde toplanan Tüzük Konferansı oldu. Yönetimi elinde tutan ve esas olarak eski Dev-Yol kalıntılarından oluşan grup, bu konferansta yaptığı tüzük değişiklikleri ile, herşeye rağmen ÖDP içerisinde kalmakta direnen muhalif gruplara kapıyı göstermiş oldu. Sonuçta onlara da ayrılışlarını gerekçelendiren bildiriler hazırlayıp ÖDP’yi terketmekten başka yapacak bir şey kalmadı. Geride siyasal geleceğini burjuva düzen soluyla ilişkilerde ve onunla bütünleşmede arayan Dev-Yol artıklarıyla, şimdilik onlarla kader birliği yapmış görünn bazı eski TKP’li ve troçkist unsurlar kaldı. Ayrılanların gerek düşünsel gerek siyasal açıdan ÖDP’nin nispeten diri kesimleri olduğu düşünülürse, geride ÖDP adına artık tümüyle liberal bir enkazın kaldığı da söylenebilir.

Bu sonuç, 6 yıl önce şaşalı bir biçimde kurulan ve başta sermaye medyası olmak üzere düzen çevrelerinin ilgi ve desteğine mazhar olan ÖDP’nin iflası demektir. Böylece çıkışında rüzgar olmak iddiasındaki bir girişim siyasal yaşamda bir esinti bile olmayı başaramaksızın geride kaldı. Bugün hala ÖDP tabelası taşıyan bir oluşumun varlığı bu sonucu değiştirmiyor, bildiğimiz şekliyle ÖDP artık yok. (Enkaza dönüşmüş bugünkü haliyle uzun süre yaşayacağı da kuşkulu).

Devrim kaçkınlarının geçici sığınağı

Bu sonuç kaçınılmazdı ve işlerin buraya varacağı bir bakıma daha baştan belliydi. ÖDP, birbirini izleyen ilki ulusal öteki uluslararası iki yenilginin yarattığı geniş ölçekli tasfiyeci çürümenin peşinen çürük bir meyvesiydi. Bugün kendisi enkaza dönüşen bu yapı çifte yenilginin enkaza dönüştürdüğü 12 Eylül öncesi bazı sol yapıların kalıntıları üzerinde kuruldu. Bu şekliyle o taze bir doğumun, diri ve bilinçli bir tercihin ve yönelimin ifadesi değil, fakat tümüyle güçsüzlüğün ve çaresizliğin ürünü bir ölü doğumdu. ÖDP; yenilmiş, yorulmuş, kendisine ve davasına inancı tükenmiş, kendi çizgisinde kendi başına yürüme gücü ve yeteneğini tümden yitirmiş, devrimci mücadele ve örgütten kaçan çevre ve unsurların altına yığıldıkları şekilsiz bir yapıydı. Böyle bir yapının herhangi bir geleceğinin olamayacağını daha baştan görmek için devrimci olmak yeterliydi. ÖDP ise devrimcilerin değil devrim kaçkınlarının toplanma alanı, bir tür geçici sığınağıydı. Böylelerine hem devrimci ve sosyalist olma iddialarını sürdürme, ve hem de bunun gerektirdiği tüm sorumluluklardan kurtulma v getireceği tüm belalardan korunma olanağı sağlardı. Özetle ÖDP, tüm devrimci örgüt ve mücadele kaçkınları için bir süreliğine de olsa zararsız bir solculukla oyalanma, bununla kendini aldatma ve olanaklıysa başkalarını aldatma ortamı ve olanağıydı.

“Çoğulcu parti”de iç didişmeler

Bugün ondan kopan, daha doğrusu kopmak zorunda bırakılan ve bu zorunlu kopuşu devrimci söylemlerle süslemeye çalışanlar, ÖDP’de geçirdikleri yılların ne işe yaradığına ciddi bir açıklama getirememenin gizlenemeyen sıkıntısını yaşıyorlar. Tümünün biricik ortak tesellisi, ÖDP’nin Türkiye soluna, dahası dünya soluna bir “çoğulcu parti” deneyimi kazandırdığıdır. Bunu ayrılık bildirilerinde, aynı amaca yönelik yazı ve açıklamalarında tekrarlayıp duruyorlar.

Kulağa hoş gelen bu “çoğulcu parti” söyleminin gizlediği ilkesiz-liberal parti anlayışını bir yana bıraksak bile, kopanların bu ortak tesellisinin gerçek bir dayanaktan yoksun olduğunu görmek için kendimizi yine de çok zorlamamız gerekmez. Herşey bir yana, ÖDP’nin yıllardır yaşadığı iç kriz ve bu krizin bugün vardığı çöküntü bile kendi başına, ortada ilgililerin “katkı” ve “kazanım” saydıkları herhangi bir “çoğulculuk” deneyiminin olmadığını tüm çıplaklığıyla göstermeye yeter. Tarafları hiç de örnek bir “çoğulcu parti” yaşamı ve deneyimi değil, fakat başlangıçta yalnızca karşılıklı mecburiyet, arkasından ise medyatik destek ve kayırmanın körüklediği parlamenter hayaller bir süreliğine de olsa bir arada tuttu. Bu hayaller 㤇 Nisan seçimleriyle boşa çıkınca deniz de bitti ve sanal rüzgarlarla yol alan ÖDP gemisi karaya oturdu.

O günden bugüne, yani neredeyse üç yılı aşkın bir süredir kriz içinde debelenen ÖDP’de yaşananlar, kısır iç çekişme ve didişmelerden ibarettir. Bu ortamda örnek olabilecek “çoğulcu” bir parti yaşamı bir yana, normal bir parti yaşamının gerektirdiği asgari disiplinin ve demokrasinin izine rastlayamazsınız. Aşırı bir bürokratizmle aynı aşırılıkta bir liberalizm birbirini tamamlamış, karşılıklı körükleyip beslemiş ve ÖDP’nin bugünkü kaçınılmaz sonunu hazırlamıştır. “Parti olmayan bir parti” söylemini övünme konusu bir yenilik olarak sunanlar, böylece gerçekten partiden başka herşeye benzeyen bir kaosu ve dağılmayı elbirliği ile yaratmışlardır. Devrimci parti teorisi ve pratiğinden koparak çok kanatlı ve çok sesli bir parti yaşamı ve kültürü yaratmak iddiasıyla yola çıkanlar, karşılıklı larak “kanat”ları etkisizleştirmek ve “ses”leri boğmak için olmadık yol ve yöntemlere başvurmuşlardır. Burjuva ayak oyunlarından ve entrikalardan kaba zorbalığa ve örgütsel tasfiyeye kadar... Açık fikir tartışmaları, ilkeli ideolojik eleştiri ve mücadele yerine bunlara dayalı bir kör döğüşü egemen olmuştur ÖDP’ye. Öylesine ki, tarafların birbirinden kopuşu bir seneyi aştığı halde, ayrılıklarıın ideolojik-politik çerçevesini ortaya koymaları ve kamuoyuna açıklamaları ancak resmi kopuşların sonrasında yaşanabilmiştir. Türkiye solunun aydın birikimini de temsil etmek iddiasındaki bir yapı için pek hazin bir durum sayılmalıdır bu iç karartıcı tablo ve sonuç.

Bu gerçeklerin ışığında bakıldığında, ÖDP Türkiye soluna parti yaşamı çerçevesinde herhangi bir demokratik kazanım sunmak bir yana, onun en kötü yanlarını en kötü bir biçimde tekrarlamaktan öteye gidememiştir. Bu sonuç şaşırtıcı da değildir. Devrimci partilerin demokratik yaşam ve gelenekleri ancak devrimci mücadelenin zemini ve olanağı olarak bir varlık kazanabilir, bir anlam ve işlev taşıyabilirler. Ciddi bir siyasal mücadeleye girişme gücü, dahası buna niyeti bile olmayanların bir yığılma alanı olarak ÖDP’den ise bu alanda herhangi bir olumlu deneyim ve katkı beklemek eşyanın tabiatına aykırı olurdu.

Devrimcilik adına ortaya çıkıp da her türlü devrimci görev ve eylemin kıyısında bile değil tümüyle uzağında duranları, parti iç yaşamında bekleyen kaçınılmaz akıbet, hiç de demokratik ortam ve ilişkiler değil, olsa olsa örgütsel didişme ve entrika olabilirdi. Nitekim olan da bu oldu. Ama tuhaftır, mecburiyetin ve dayanaksız umutların birbirlerine bir süreliğine katlanmak zorunda bıraktığı birileri, şimdilerde kalkıp ciddi ciddi bunu bize “çoğulcu parti” deneyimi katkısı olarak sunabiliyorlar. Bir bakıma buna mecburdurlar, zira ortada altı yıldır ÖDP tahribatına ortak olmuş olmanın ağır sorumluluğu var. Öyle anlaşılıyor ki birileri sanal kazanımlarla bu gerçek sorumluluğu bir parça olsun mazur gösterip hafifletebileceklerini umuyorlar.

Her alanda tasfiyeci tahribat

Fakat bunu böyle sununlar iddialarının dayanaksızlığını da yine kendi sözleriyle açığa vuruyorlar. Ayrılan grupların en büyüğünü oluşturan ve ayrılık deklarasyonlarında “çoğulculuk” katkısı üzerine en çok laf edenler, bunca lafın hemen ardından, katı bir gerçeği bütün açıklığıyla formüle etmekte de bir sakınca görmüyorlar: “ÖDP’nin altı yıllık ömründe çoğulculuk ilkesini çıkarttığınız zaman geriye hiç, ama hiçbir şey kalmadığını şaşkınlıkla görebilirsiniz.” Bu “hiç”liği uzun uzun örnekleyenler belli ki bunun biricik teselli haline getirdikleri sözde kazanımı da hiçleştirdiğinin farkında bile değiller.
Gerçekte ÖDP, Türkiye’nin sol siyasal mücadele yaşamına herhangi bir katkı sunmak bir yana, tam tersine, solu yeni bir düzeyde bozan, tahrip eden, zaafa uğratan bir rol oynadı. O Perinçekçi İP’in yanısıra burjuvazinin sol içindeki en berbat ve yıkıcı kolu oldu. Yarattığı tahribatta da ancak Perinçekçi İP’le kıyaslanabilir. İP’in şoven burjuva milliyetçiliği ve ordu yalakalığı üzerinden yaptığını ÖDP burjuva liberalizmi ve parlamentarizm üzerinden yapmaya çalıştı. ÖDP, özellikle altı yıllık yaşamı boyunca ona egemen olan kanadın da etkisiyle, modern anti-komünist bir akım olarak hareket etti, bu çerçevede tümüyle burjuvaziye ve bir bütün olarak düzene hizmet etti. Düzenin ve düzen medyasının özel sempatisi ve kayırmasıyla ödüllendirilmesi de bundan dolayıdır. (‘99 seçimleri esnsında Amerikancılıkta en arsız neo-liberal döneklerin adeta tek merkezden yönlendirilerek ÖDP’ye oy desteği çağrısı yapmaları, bu ödüllendirmenin kaba ve uç bir biçimi sayılmalıdır.)

Bugün iflasla sonuçlanan ÖDP deneyimi devrimciler açısından yine de dikkatle irdelenmeyi hak etmektedir. Devrimden ve sosyalizmden umudunu keserek hiç değilse ülkedeki demokrasi mücadelesinin bir bileşeni olmayı umanlar, sonuçta bunu bile başaramamışlardır. Bugünün Türkiye’sinde elle tutulur bir demokrasi mücadelesi yürütebilmek için bile devrimci olmak gerekir. Devrimcilikle her türlü bağını çoktan tüketmiş ve koparmış olan ÖDP ise tam da bundan dolayı demokrasi mücadelesine bile herhangi bir katkı sunamamıştır. Bu alanda bile işlevsizleşmek ÖDP’yi boşluğa düşüren ve dolayısıyla krize sokan temel etkenlerden biridir.

Şimdi partide kalan liberal Dev-Yol artıkları demokrasi umutlarını artık tümüyle AB’ye katılmaya endekslemiş durumdalar. Bu, sıradan bir demokrasi mücadelesinde bile havlu atmak anlamına gelmektedir. Siyasal geleceklerini ise parlamento yaşamında birkaç koltuk kapmak umuduyla sosyal-demokrasiye bağlayan bu çevrenin bu sınırlarda da olsa yine de yarına dönük bir beklentileri var. Durumu belirsiz, dolayısıyla tutarsız olanlar ise devrimci söylem ve iddialarla ondan kopanlardır. Devrim ve sosyalizm üzerine duygusal vurgular bu gericilik ortamında herşeye rağmen olumlu bir davranışın ifadesi kabul edilebilirler, fakat kendi başlarına hiçbir şey ifade etmezler. Devrim iddiası, devrimci örgüt ve devrimci eylem gerektirir. Yıllar öncesinden bunu yitirdikleri için çözümü ÖDP çatısı altına sığınmakta bulanların bu alanda yapabileceklerinin sınırı ise daha baştan bellidir. Devrimci duuml;şünce ve duygularla bu saflara sonradan katılan yeni dönem kadrolara düşen böyleleriyle yollarını ayırarak devrimci sınıf partisinin saflarına katılmaktır.

ÖDP’deki gelişmeler herşeye rağmen devrimci siyasal mücadele açısından son derece yararlı olmuştur. Bozucu ve tahrip edici etkilerin odağı durumundaki liberal sol partilerden birinin içyüzü bizzat kendi içindeki gelişmelerle açığa çıkmıştır. Öteki sol reformist partiler de farklı nedenlerle aynı akıbetle yüzyüze kalacaklardır, biraz erken ya da geç. Yenilgi ve yılgınlığın ürünü bir reformist sol hareketin Türkiye gibi bir ülkede uzun süreli tutunması kolay değildir; ÖDP, bunu kendi akıbetiyle gösteren bir ilk örnek olmuştur.