17 Kasım '01
Sayı: 35


  Kızıl Bayrak'tan
  Son eylemler ışığında sınıf ve kitle hareketinin durumu
  Ankara yürüyüşü ve mitingi: Karşılamalarda coşku, Ankara'da kitlesel gösteri
  Kamuda tasfiye saldırısı
  DİSK, KESK Ankara yürüyüşü ve Emek Platformu'nun eylemleri...
  Armutlu'ya ve Alibeyköy'e operasyon!
  Yoldaşlarının kaleminden Armutlu şehitleri...
  Ekim Gençliği'nden...
  Savaş, anti-emperyalist mücadele ve zor dönem devrimciliği
  "Uygar" batı, "barbar" doğu!...
  Uluslararası hareket
  Emperyalist barbarlık ve çevre tahribatı
  Noam Chomsky ile röportaj...
  Güney Kürdistan, olası gelişmeler ve devrimci yurtsever tutum
  Size verilecek bir gülüm vardı...
   Parti bilinciyle sınıfa, kitlelere!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist barbarlık ve
çevre tahribatı

Deniz Ümit

Dünyaya, tarihi boyunca en barbar dönem, emperyalizm çağıyla birlikte yaşatılıyor. Bilim ve teknolojideki ilerlemelerin devasa boyutlara ulaştığı bu çağda, emperyalist kapitalizmin şiddeti de muazzam boyutlardadır. Varoluşunu ancak bu şekilde sağlayabilen emperyalist kapitalizm, 20. yüzyıla iki dünya savaşı, birçok bölgesel savaş ve devletlerin uyguladığı faşist beyaz terörle damgasını vurmuştur. 20. yüzyıl savaşlarında ölenlerin sayısının bir önceki yüzyılkinden 6 kat fazla oluşu da bunu örneklemektedir. 1900 yılından beri sürdürülen 250 savaşta 110 milyon insan ölmüştür vb. Bu bile kendi başına emperyalist kapitalizmin bir barbarlık düzeni olduğunun bir tescilidir.

Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir ve sürekli şiddet ve gericilik üretir. SIPRI’ne (Uluslararası Barış Anlaşmaları Örgütü) göre, sadece 1995 yılında; Asya’da 12, Afrika’da 6, Ortadoğu’da 6, Avrupa’da 3 olmak üzere toplam 25 ülkede 30 savaş yaşanmıştır. Sadece 2000 yılında savaşlarda ölen çocuk sayısı 2 milyon 400 bindir!

Emperyalizm çirkin çıkarları uğruna savaşlar başlatır, etnik ve dini boğazlaşmaları kışkırtır, çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapar. Yeni savaş yöntemleri, araçları geliştirir. Bilim ve teknolojideki ilerlemeleri bu çirkin amaçları uğruna destekler. Devasa kaynaklar ayırır savaşa ve silahlara... Bir akıllı mayının fiyatı 300 bin dolardır. Bu aynı parayla, ishal gibi önlenebilir “basit” bir hastalıktan ölen 3 milyon insan tedavi edilebilir oysa. Tabii eğer emperyalist kapitalist bir düzende olmasaydık...

Emperyalizmin insanlığa verebileceği yeni yıkımlar, hastalıklar, ölümler olabiliyor ancak. Son 20 yılda 30 yeni hastalığın türemiş olması buna bir örnektir. Tabii bunların arasında, tedavisi bilinen, kolera, sıtma, verem gibi hastalıkların tekrar canlanmış olması, emperyalizmin çıkar mantığından ileri gelmektedir.

Maddi kaynakları, zenginlikleri tekelinde tutan, halkları açlıkla, hastalıkla, ölümle yüzyüze bırakan emperyalizm, bütçesini de kendi çıkar ve amaçlarına göre düzenliyor. ABD’nin 1970 yılındaki bir meclis kararı, “İnsanın bağışıklık sistemine saldıran ve hiçbir ilaçla tedavi edilemeyen ve 5-7 sene içinde geliştirilebilecek sentetik bir virüs üretme programı için kaynak ayırmak” biçiminde olabiliyor. Bu son derece ibret verici örnek, emperyalist kapitalizmin de veciz özetidir. Ve elbette bu insanlık dışı rejimin neden ortadan kaldırılması gerektiğinin de bir gerekçesi.

ABD emperyalizmi hakkında bilinen ibretlik örneklerden biri de, 1950’lerden beri CİA bağlantılı MKULTRA programı çerçevesinde biyolojik silahlar geliştirmesidir. Ve bu biyolojik silahların, aşı denemesinin, gerçekten habersiz gönüllüler üzerinde yapılması ise, “insan” olanın aklı hayaline bile sığmayan, tüyler ürpertici bir vicdansızlık örneğidir.

ABD’nin bu tarz “bilimsel” çalışmaları sonucunda, 1 damlası 500 bin kişiyi öldürebilecek olan “Antrax” adlı bir virüs geliştirilmiş ve ABD hükümeti bunun “1,5 ton” kadarını biyolojik silah adıyla Irak’a satmıştır! Bu bilinen gerçek ortadayken, Irak’a “terörist” ülke deyip, “dünya güvenliği” adına saldırma girişimleri de şimdiye dek hep kötü bir senaryo olagelmiştir. Bahsedilen virüs, toprakta uzun süre kalabilmektedir ve etkileri uzun yıllar dünyayı, doğayı insanlığı tehdit edebilecek boyutlardadır.

Son olarak Afganistan’a saldırmasıyla çirkin yüzünü bir kez daha gösteren ABD emperyalizmi, “insanlığın yararına”, “sonsuz özgürlük” için, bomba paketleriyle yardım paketlerini aynı anda atmaktadır.

Savaşların korkunç boyutları, ancak savaş esnasındaki ölümlerden çok savaş sonrası ölümlerin daha fazla olmasında kendini gösterir. Hiroşima’da ölen binlerce insan kadar, belki de daha fazla savaş sonrasında, savaşın etkileriyle ölü ve sakat doğumlar olmaktadır. Yine Körfez Savaşı sonrasında Irak’a uygulanan ambargo nedeniyle yaşanan çocuk ölümlerinin toplamının, savaş esnasındaki ölümlerden çok oluşu benzer bir örnektir.

Savaş nedeniyle çevre ve canlı yaşamına verilen zararın boyutları, Körfez Savaşı sırasında ABD’nin Irak’ın elindeki 2 nükleer reaktörü bombalamasıyla tahmin edebilmişti. O zaman da “insanlığa yarar”, “dünya güvenliği” amacıyla saldıran ABD, insani ve doğal çevreyi mi yoksa petrol kaynaklarını mı tercih edecekti? Şimdi de, petrol alanlarının ve rafinelerinin yakılması, kimyasal, biyolojik silah depolarını ve üretim tesislerinin bombalanması, nükleer merkezlerin bombalanması, ham petrolün denize pompalanması gibi yaşanmış olası durumların tekrarlanması kaçınılmazdır. Böylesi olası durumlardan birinin yaşanmasının etkileri sadece o bölgeyle sınırlı kalmayacak, daha başka bölgeleri de daha uzun süre tehdit edebilecektir. Örneğin, 1983’te Irak, İran’ın kıyıdaki petrol kuyuları bombaladığında, 2 milyon varil petrol Körfez’e sızmış, bu akıntı udi Arabistan ve Bahreyn kıyılarına kısa sürede ulaşmıştı.

Bunların yanı sıra, savaşlarda kullanılan araçlar nedeniyle ozon tabakasına verilen zararlar söz konusudur. Buna bir örnek, süpersonik uçakların egzoz gazı olan Noxlazotoksit gazının, yaptığı tahribattır. Bu uçaklar, günde 7 saat, 20 km’lik bir yükseklikten 500 tanesi uçsa, ozon tabakasında %50’lik bir azalma olacaktır.

Ozon tabakasının tahribatıyla gelecek olumsuz sonuçlarla birlikte, savaş sonucu yok olan bitki örtüsü, yakılan ormanlar, kaybolan canlı türleri, tarım alanlarının yok edilmesi, bozulan iklim dengeleri, insanlığa açlık, yoksulluk ve ölüm getirecektir. Tüm bunlarda yine kapitalizmin dolaysız sonucudur.

Bu tür sonuçlar kapitalizm devam ettikçe var olacaktır. Savaşların, ölümlerin, yıkımların yaşamlarımızın olağan durumları olmasını istemiyorsak eğer, bu sistemi ortadan kaldırmaktan başka çaremiz yoktur.