17 Kasım '01
Sayı: 35


  Kızıl Bayrak'tan
  Son eylemler ışığında sınıf ve kitle hareketinin durumu
  Ankara yürüyüşü ve mitingi: Karşılamalarda coşku, Ankara'da kitlesel gösteri
  Kamuda tasfiye saldırısı
  DİSK, KESK Ankara yürüyüşü ve Emek Platformu'nun eylemleri...
  Armutlu'ya ve Alibeyköy'e operasyon!
  Yoldaşlarının kaleminden Armutlu şehitleri...
  Ekim Gençliği'nden...
  Savaş, anti-emperyalist mücadele ve zor dönem devrimciliği
  "Uygar" batı, "barbar" doğu!...
  Uluslararası hareket
  Emperyalist barbarlık ve çevre tahribatı
  Noam Chomsky ile röportaj...
  Güney Kürdistan, olası gelişmeler ve devrimci yurtsever tutum
  Size verilecek bir gülüm vardı...
   Parti bilinciyle sınıfa, kitlelere!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist propaganda Doğu’nun mazlum halklarına
kin kusuyor...

“Uygar” batı, “barbar” doğu!..

Emperyalist barbarlık dünyasının kan ve irin dolu bataklığından beslenen “görevli” kalemler, gizli servislerin hizmetindeki akademisyenler ve stratejistler, 12 Ekim’den bu yana hummalı bir çaba içerisindeler. Doğu’nun ezilen halklarını aşağılayan yazılar, onların yalnızca entelektüel düzeysizliklerini değil, aynı zamanda düşünme gücünü de ne denli yitirdiklerini ortaya seriyor. “Uygarlıklar çatışması” kirli edebiyatıyla, çatışmanın “barbar” kutbuna müslüman halkları koyarak, gerçekte dünyanın tüm ezilen halklarına karşı savaş açmış olduklarını gizlemek gereği bile duymuyorlar. “Hiçbir şey üretmeyen” “mertçe savaşmayan”, “sinsi” ve “cahil” doğuluların kendilerine boyun eğmediği koşullarda, onları nasıl bir akıbetin beklediği konusunda tehditler surup duruyorlar. Hıristiyanlığın evrensel bir din, İslam’ın ise toplumsal gelişmenin engeli olduğunu, uygarlığın tehdit edildiğini, onu korumak için “acımasız bir savaş” yürütmek gerektiğini propaganda ediyorlar. Böylece insanları yürüttükleri emperyalist “Haçlı seferi”nin haklılığına ikna etmeye çalışıyorlar.

Ama savunmasız Afgan halkının başına yağan bombalar, masum insanlara ölüm kusan füzeler bu iğrenç propagandayı yerle bir ediyor. Elleri, kolları, ayakları kopan, kafaları parçalanan Afgan çocuklarının görüntüleri, “uygar” dünyanın kirli propagandasının ortasına bir bomba etkisiyle düşüyor. Emperyalist savaşın iğrenç yüzü bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya seriliyor.

Daha şimdiden, çoğu kadın ve çocuk, binlerce masum Afganlı katledilmiş bulunuyor. Bu yalnızca bir başlangıç. Savunmasız Afgan halkını yalnızca bomba ve füzeler tehdit etmiyor, açlık ve hastalıkların yolaçacağı büyük bir insan kırımı bekleniyor. Bugüne kadar uluslararası kuruluşların Afganistan’a yardım getiren uçakların inip-kalktığı tüm havaalanları, Kızıl Haç depoları bombalanmış bulunuyor. Zira bunların dışında “akıllı füzeler”in tahrip edebileceği ciddi bir mevzi yok. Afganistan’da olduğu iddia edilen hava savunma altyapısı bunlardan ibaret.

Batının emperyalist-kapitalist “uygarlığı” insanlığa, yüksek teknolojinin ürünü silahlarıyla ölüm kusmak dışında bir şey sunamıyor. Bu “uygarlık”ın efendisi ABD emperyalizmi, egemenliğini sürdürebilmek için, dünya halklarına karşı kirli imha savaşları yürütmek dışında bir yol bulamıyor. Çünkü artık İMF-Dünya Bankası reçeteleriyle dünya halklarını iliklerine kadar soymak yetmiyor. Emperyalist rekabette üstünlük sağlamak, eşiğine geldiği ekonomik-mali çöküntüyü aşmak için silah tekellerine yeni pazar alanları açmak, Afganistan gibi ülkelere askeri olarak yerleşerek egemenlik ve nüfuz alanlarını genişletmek, bölgenin enerji yatakları üzerinde denetim kurmak gerekiyor. Bu ise ancak iğrenç savaş makinası harekete geçirilerek, dünya halkları teslim alınarak m&ml;mkün olabiliyor.

Tüm zenginlikleri yağmalanan, en gerici rejimlerle işbirliği içinde karanlığa mahkum edilen, böylece tüm gelişme dinamikleri boğulmaya çalışılan Doğu’nun mazlum halklarına karşı açılan bugünkü savaş, emperyalist-kapitalist dünyanın gücünün değil, gerçekte güçsüzlüğünün bir göstergesidir. “Terörizm” edebiyatı üzerinden yıkım savaşlarının kutsanması, hezeyanlar içinde doğu halklarına saldırılması da bunun bir ifadesidir. Başlatılan bu çok yönlü kirli savaşın, acımasızca sömürülen, ezilen ve aşağılanan doğu halklarında, genelde emperyalizme, özelde ise ABD emperyalizmine karşı varolan öfke ve tepkinin daha da büyümesine yolaçacağını çok iyi bilmektedirler. Ama buna rağmen ABD emperyalizmi azgınlığı elden bırakmamakta, ldırıyı diğer islam ülkelerine doğru genişleteceklerine ilişkin küstahça açıklamalar yapmayı sürdürmekte, somut hedefler göstermektedir. Çünkü, bugüne kadar dünya çapında azgın bir baskı ve sömürü ile ayakta tuttuğu düzenini sürdürebilmesi, dünya jandarmalığı konumunu koruyabilmesi buna bağlıdır. Yıkım savaşları yürütmeden, dünyayı bir kan göl&uul;ne çevirmeden bunu başarabilme güç ve yeteneğine sahip değildir.

Çürüyen kapitalist “uygarlık” dünyası gerçekte ayakta kalma savaşı vermektedir. Bunun için, batı “uygarlığının” en önemli üstünlükleri olarak propaganda edilen “özgürlük”, “demokrasi”, “insan hakları” gibi söylemler emperyalist metropollerde de tümüyle bir yana bırakılmakta, faşist polis rejimi uygulamaları bir bir hayata geçirilmektedir. İkinci emperyalist savaşta Hitler’i üreten, tüm insanlığı yıkıma sürükleyen batı “uygarlığı”, bir kez daha benzer bir yola girmiş bulunmaktadır.

Emperyalist-kapitalist sistemin kirli ve kanlı egemenliği için dünyanın ezilen ve sömürülen halklarına kıyım savaşları dayatanların nasıl fırtınalar biçtikleri ise insanlık tarihinin deneyimleriyle sabittir. Bugün Batı “uygarlığı”nın kirli kalemlerinin “doğu”ya kustukları kinin gerisinde, aynı zamanda Doğu’nun mazlum halklarının emperyalizme karşı yürüttükleri mücadeleler vardır. Teknolojik gelişmeyi kitlesel ölüm silahları üretmek için kullananların, korumasız Afgan halkının başına günübirlik bomba yağdıranların, zamanında emperyalizme karşı gerilla savaşı yürüten Doğu halklarını “mertçe savaşmamak”la, “sinsi”likle suçlayacak kadar arsızlaşmaları boşuna değildir. Afganistan’daki bir kara harekatı için müslümanlardan “Lejyoner ordusu” kurmayı önermeleri de...

Zira Vietnam’da aldıkları kahredici yenilgi hala hafızalarında tüm canlılığını korumaktadır. Ve Doğu’nun mazlum halkları emperyalizmin kendilerini köleleştirmeyi amaçlayan kirli savaşlarına bir kez daha gereken yanıtı verecekledir.



Hedef tahtasındaki ikinci ülke: Irak

Bütün belirtiler Irak’ın ABD önderliğindeki emperyalistlerin ikinci hedefi olacağı yönünde. Batılı gizli haber servisleri, Bağdat’ın Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yönelik saldırılarda parmağı olduğu ihtimalinden hareketle, askeri bir müdahaleye zemin hazırlamak için medya üzerinden saldırıya geçtiler. Irak’ın, DTM ve Pentagon’a yönelik saldırılarla ilişkisi olmasının yanısıra, son günlerde ABD’de peşpeşe meydana gelen antraks (şarbon) vakalarında da parmağı olduğunu iddia etmekteler. Bu “çok ciddiye alınması gereken bir yüksek rütbeli CİA yetkilisinin tahminleri”, Alman Haber Ajansında yer aldı.

Gizli servisler New York ve Washington’daki saldırılar ve aynı zamanda Antraks saldırıları arasındaki bağlantıyı, “şimdiye kadar ciddiye alınmamış gerçekler” üzerine kuruyor. 9 Ekim’de Kenya’nın başkenti Nairobi’ye ulaşan mektup, 11 Eylül olaylarının tam üç gün öncesinde postaya verilmiş. Alman Haber Ajansı: “Burada bir paralellik var. Büyük bir ihtimalle İslami teröristlerle, yeterli kimyasal ve biyolojik silaha sahip tek ülke olan Irak arasında sözleşme mevcuttur” diye, gizli servis elemanının tahminlerini aktarmakta.

Alman gizli haber alma servisi (BND), “Irak, Birlemiş Milletlerin bütün yasaklamalarına rağmen atom, biyolojik ve kimyasal silah üretiminde ısrarlı olduğunu” söylemekte ve kaynak olarak da eski bir araştırmayı göstermekte. 1991 yılında ise Irak’ın kendisinin 355 ton kimyasal silaha sahip olduğunu itiraf ettiğini belirtmekte. Bugün ise BM silahsızlanma komisyonu UNSCOM’un araştırmalarına göre öldürücü kimyasal silahlar “en az 4000 tona” ulaşmış olmalı. Bu, BM’nin sıkı denetimi ve halen sürmekte olan katı ambargoya rağmen, mevcut kimyasal silahların on katı artması demektir.

Bütün bu iddialara karşı 1991 ile 1998 yılları arasında bizzat BM’nin silah müfettişi olarak görev yapmış ve aynı zamanda Irak’a karşı gerçekleştirilen askeri müdahalenin de ateşli savunucusu olan Scott Ritter, gizli servislerin sözde buldukları delillere, London Guardian gazetesinde yazdığı yazıda şiddetle karşı çıkmakta: “Saldırılarda Saddam Hüseyin’in gizli parmağının olduğu yönündeki iddialar spekülasyonlara dayanmakta.” Yakından incelendiğinde bu suçlamaların elle tutulur bir yanı yoktur ve dayanaksızlar. Irak’ın biyolojik silah programı yüzlerce ani baskınlar ve yapılan teftişler sırasında ya demonte edilip yok edildi, ya da zararsız olduğu için dokunulmadı. Irak’n Antraks vakalarıyla bir ilgisi olduğu yönünde hiçbir delil yok, diye eklemekte aynı yazar.

1998 ile 2000 yılları arasında BM’nin insani yardım programını yöneten Hans von Sponeck da, Ritter’in söylediklerini doğrulamakta. Sponeck: “11 Eylül trajedisi ve Antraks saldırıları arasında bir bağlantı kurmaya çalışmak, Irak’a yönelik yeni saldırıları haklı kılma çabasından başka bir şey değil.” Bununla 1991 yılında “tamamlanmamış” olan iş tamamlanmak istenmektedir, demektedir. (Internetmagazin: The Progressive)
BM’nin eski silah müfettişi Ritter’in ifadesine göre, Irak saldırılarda kullanılan “Atem” soyuna ait Antraksbakteriler, bu biyolojik silah türüne sahip değildir. Ama bizzat ABD’nin kendisi bu silah türüne sahiptir.

Kesin olan şudur ki, emperyalistlerin daha baştan belirttikleri gibi, saldırılar Afganistan’la sınırlı kalmayacak. Afganistan’ı bir dizi diğer ülke izleyecektir. İkinci hedef ülke ise muhtemelen Irak olacaktır. Emperyalistler bu ve buna benzer “kanıt ve belgeler” yayınlayarak saldırılara zemin hazırlamaya çalışıyorlar.

(Bu metin internet üzerinden elimize ulaşmıştır...)