17 Temmuz'01
Sayı: 17


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklıkta ve onursuzlukta sınır tanımıyorlar!
  Telekom krizi ya da İMF'ye uşaklığın son perdesi!
  Cumhurbaşkanı'nın vetosu ve reformizm.
  Sendikal ihanet barikatı ve devrimci taban inisiyatifi
  Sınıf hareketi
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Ölüm Orucu 268. günüde sürüyor
  Direniş, direnişçi ve parti..
  PKK-DÇS: "Savaşırız ha..." demagojisi, iç huzursuzlukları bastırmaya dönüktür!...
  Direnişçi Sümerbank işçilerine mektup...
  Gücün örgütlülüğündür!
  Uluslararası hareket
  Ulucanlar katliamı davası
  Katilam ve düzen medyası
  Direnişçilerin kaleminden
   Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Göstermelik Ulucanlar davasının 3. duruşması...

Katliama hedef olan devrimciler katilleri yargıladı!

Ulucanlar katliamına ilişkin, devrimci tutsakların ve şehit yakınlarının yaptıkları şikayetler sonucu jandarmalar hakkında açılan davanın 3. duruşması gerçekleşti. Duruşmaya 9 sanığın yanısıra, katliamı yaşayan Filiz Uzal ile Sincan F Tipi Cezaevi'nde bulunan M. Kansu Keskinkan, İlhan Emrah, İnan Özgür Bahadır, Gürhan Hızmay, Özgür Saltuk, Nihat Konak ve Emrullah Şimşek katıldılar.

Sanıklar verdikleri ifadelerde; cezaevine silahsız girdiklerini, ancak içerden ateş açılınca geriye dönüp silahlarını aldıklarını, işkence yapmadıklarını, sadece kendilerine verilen emri yerine getirdiklerini söylediler. Sanıklardan biri içerde erotik yayın ve prezervatif buldukları yalanını söyleyecek denli bayağılaşırken, Cemal Doğan isimli sanık tutsakların kendi arkadaşlarını öldürdüğünü iddia etti.

Sanıkların ifadelerinden sonra, söz sırası katliamı yaşayan devrimci tutsaklarda idi. Devrimci tutsakların hepsi katliam gerçekliğini bir kez daha ortaya serdiler.

İlk sözü alan Filiz Uzal katliam günü siyasi bayanlar koğuşunda yaşananları anlattı: "Gecenin 4'ünde silah sesleriyle beraber askerlerin geldiğini gördük. Koğuşa zorla girdiler. Sürekli gaz bombaları atılıyordu. İşkenceyle erkek arkadaşların görüş yaptığı bölüme getirildik. Ellerimiz arkadan kelepçelenmişti. Burada bizlere copla, kaba dayakla, biber gazıyla saatlerce işkence yapıldı ve cinsel tacizde bulunuldu. Erkeklerin olduğu bölümden sürekli silah sesleri geliyordu. Herbirimiz ağır şekilde yaralıydık. Telsizlerden 'bayanlardan ölü istemiyoruz' sesleri duyuyorduk. Saatlerce burada bekletildik ve açık kalan kapıdan bir ara erkek arkadaşlarımızın giysilerinin yakıldığını gördük. Bir süre sonra hücrelere götürüldük. 28 gün boyunca hücrelerde tutulduk ve sürekli işkenceye maruz kaldık. Bu süre içinde bize dayatılan koşulları kabul etmediğimiz için açlık grevi yaptık. Atıldığımız hücreden 4. ve 5. koğuşları görebiliyorduk. Yerlerden ve duvarlardan poşet poşet mermiler topladıklarına tanık olduk. O kadar yoğun gaz kokusu vardı ki basını ancak 5. gün içeri alabildiler."

Filiz Uzal sanıklardan Ceylani Ünal isimli şahsı teşhis ederek, kendilerine işkence yapan ve tacizde bulunanlardan biri olduğunu söyledi. Son olarak, bu operasyonun devletin planlı bir katliamı olduğunu vurguladı.

Devrimci tutsakların avukatı Zeki Rüzgar söz alarak; sanıklara, hangi silahları kullandıklarını, ölenlerin üzerindeki giysilerin nereye kaybolduğunu, operasyondan ne kadar süre önce haberdar olduklarını sordu. Sanıklar, silah kullanmadıklarını, içerden ateş açılınca silahlarını dışarıdan getirdiklerini, operasyondan yaklaşık 4-8 saat önce haberdar olduklarını, ölenlerin ve yaralananların giysilerine ne olduğunu bilmediklerini söylediler. Zeki Rüzgar, operasyonun ardından ele geçen malzemelerle ilgili tutanaklarda erotik yayın, prezervatif vb.'lerinin olmadığını, bu eşyalara ne olduğunu sordu. Sanıklar, birçok eşyanın tutanaklara geçmeden köpüklerle, suyla ıslandığını, sonra kamyonlara yüklenip atıldığını, bunların da o eşyalarla atılmış olabileceğini söylediler.

Sanık Cemal Doğan'a ise, ilk ifadesinde koğuşların dışında olduğunu söylemesine rağmen tutsakların birbirini öldürdüğünü nasıl gördüğü soruldu. Doğan, anlamsız birkaç şey söyledikten sonra, bu bilginin duyuma dayalı olduğunu söyledi.

Sincan F Tipi Cezaevinden getirilen devrimci tutsakların hepsi, operasyonu birbirlerine yakın ifadelerle anlattılar. Gecenin 4'ünde silah sesleriyle uyandıklarını; 5. koğuşa ateş edilmeye başlandığını; 5. koğuştan 4. koğuşa geçmeye çalışırken ara bölümde açılan ateş sonucu Abuzer Çat, Halil Türker ve Ümit Altıntaş'ın yaralandıklarını ve bir süre sonra öldüklerini; kendilerini tümüyle etkisiz kılacak tarzda gaz bombası, köpük, tazyikli su kullanıldığını, sürekli ateş edildiğini vurguladılar. Ahmet Savran, Aziz Dönmez ve Zafer Kırbıyık'ın ise genel taramalar sonucu şehit düştüğünü söylediler. Askerin bulundukları bölüme girmelerinin ardından kendilerini hamama götürdüklerini, burada saatler boyunca işkence yapıldığını anlattılar. Kendilerinde silah olmadığını, tersine planlı bir katliam sonucu öldürülen, yaralanan ve işkenceye maruz kalanların kendileri olduğunu vurguladılar.

İnan Özgür Bahadır konuşmasında; "Güvenlik güçlerinin ellerinde liste vardı ve listedekileri arıyorlardı. Listede İsmet Kavaklıoğlu, Habip Gül, Cemal Çakmak'ın isimleri vardı. Hamam bölümünde bir ara Habip nerede? diye sormaya başladılar. Bir diğeri yanıtladı 'onun işini hallettik.' Habip hamama götürülmeden önce yanımızdaydı, bacağına kurşun isabet etmişti, ancak hareket edebiliyordu." dedi.

Gürhan Hızmay ise, "İsmet Kavaklıoğlu hamama getirildiğinde yarası yoktu. Bir süre sonra ona işkenceye başladılar. Kalasla vuruyorlardı ve kemiklerinin sesi duyuluyordu. Bir ara İsmet'in sesini duydum. 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek' sloganını atıyordu. Sonra hiç sesi çıkmadı." dedi.

Özgür Saltuk, 26 Eylül'den birkaç gün önce devletin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, Ulucanlar'da hiçbir sorun olmadığını, sorunun çözüldüğünü söylediğini, ancak 2 gün sonra katliam gerçekleştirdiğini belirtti.

Nihat Konak; "Katliamı yaşayanlar olarak neredeyse 2 yıl sonra buraya getiriliyor ve sorumlular hakkında ifade veriyoruz. Bugüne kadar katliamın üzerine gidilmiş, sorumlular yargılanmış olsaydı belki de biz 19 Aralıklar'ı yaşamayacaktık" dedi.

Son olarak söz alan Emrullah Şimşek ise, "Ulucanlar'da yaşanan katliam ile diğer cezaevlerinde olan 2 bin devrimci tutsağa mesaj verilmiş oldu. Onlara da direndiğiniz, hakkınızı aradığınız koşullarda sonunuz böyle olur denildi. Şunu da şimdi açıkça görüyoruz ki, Ulucanlar, 19 Aralık katliamının ilk provasıydı. Ulucanlar'ın tecrübeleriyle 19 Aralık'ta 22 cezaevinde birden aynı anda operasyon gerçekleştirildi."

Tutsakların ifadelerinin alınmasından sonra duruşma; gelmeyen sanıkların ifadelerinin alınması, tutuklu mağdurların bir sonraki mahkemeye getirilmeleri için bulundukları cezaevlerine tebligat gönderilmesi, video ve telsiz kayıtlarının dinlenmesi ve davanın tutsakların sanık olarak yargılandıkları mahkeme ile birleştirilmesi konusunun 5. Ağır Ceza'ya sorulması kararları alınarak, ileri bir tarihe ertelendi.



Filiz Uzal'ın Ulucanlar katliamını anlatan
yazılı ifadesinden...

Sabahın saat 4'ünde askerlerin içeri girdiğini öğrenerek uyandık. Operasyon gaz bombaları ve silah atışlarıyla başladı. Uzun saatler boyunca da silah sesleri hiç susmadı.


Bizler gaz bombalarından korunmak için siyasi bayanlar koğuşunun üst katına çıktık. Gaz bombaları uzun saatler boyunca atıldı. Sonrasında kükürtlü sıvı ve tazyikli suya tutulduk. İtfaiye kancaları, cop, makinalı tüfek dipçikleri ile işkence yapıyorlardı. Koğuşumuzdan işkenceyle çıkarılıp görüş kabinlerinin olduğu yere götürüldük. Orada diğer bayan arkadaşlar da vardı. İşkenceler burada akşama kadar sürdü. Ben belimden ve yüzümden yaralandım. Vücudumun her tarafında ekimozlar vardı. Benim ve Hülya Tümgan'ın hayati tehlikesi olduğu, hastaneye sevkimizin yapılacağı söylendi. Bu sırada üst rütbeli bir asker bayanlardan ölü istenmediğini vurguluyordu. Bizler arkadan kelepçelendik. Nereye götürüleceğimizi bilmediğimiz için tedaviyi reddettik.

Şu anda mahkeme salonunda olmayan, fakat getirildiğinde teşhis edebileceğim sivil kıyafetli iki kişi vardı. Bunlardan birisi bütün operasyonu an be an kameraya aldı. Diğeri ise bizlere sürekli; Habip'i tanır mısınız? Gidin bakın o nasıl şimdi. O geberdi, İsmet geberdi, diye sözlü tehditlerde bulunuyordu.

Bir ara görüş yerinin kapısı açıldı. İşkenceler eşliğinde erkek arkadaşları aşağıya indiriyorlardı. Ve yerler yıkanıyordu. Akan suyun rengi tamamen kıpkırmızıydı. Oluk oluk akan suyun renginin kırmızılığı katliamın boyutunu göstermektedir.

Bizler akşam saatlerinde hücrelere atıldık. Benim hücrem operasyonun olduğu 4. koğuşu görebiliyordu. Ertesi sabah 4. koğuşun havalandırmasına baktığımda her tarafın kurşunlarla taranmış olduğunu gördüm. Duvarlar kurşun izleriyle doluydu. Günlerce askerler gaz maskelerini takıp, poşetlerle kurşun topladılar. Ardından koğuşu temizleyip, kurşun yerlerini sıvayıp basına gösterdiler.

Katliamdan iki gün sonra işkenceler eşliğinde savcılığa çıkartıldık. Bu sırada hamam ve revir bölümünden geçirilerek götürüldük. Bu bölümde operasyonda öldürülen ve yaralanan erkek arkadaşların kıyafetlerinin yakıldığını gördüm. (...)