17 Temmuz'01
Sayı: 17


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklıkta ve onursuzlukta sınır tanımıyorlar!
  Telekom krizi ya da İMF'ye uşaklığın son perdesi!
  Cumhurbaşkanı'nın vetosu ve reformizm.
  Sendikal ihanet barikatı ve devrimci taban inisiyatifi
  Sınıf hareketi
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Ölüm Orucu 268. günüde sürüyor
  Direniş, direnişçi ve parti..
  PKK-DÇS: "Savaşırız ha..." demagojisi, iç huzursuzlukları bastırmaya dönüktür!...
  Direnişçi Sümerbank işçilerine mektup...
  Gücün örgütlülüğündür!
  Uluslararası hareket
  Ulucanlar katliamı davası
  Katilam ve düzen medyası
  Direnişçilerin kaleminden
   Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

İçerde ve dışarda hücreleri parçalamak için,
15 Temmuz'da Abide-i Hürriyet'e!..

Hücre tipi yaşama ve ölüme son!
Hücreler yıkılsın, tutsaklara özgürlük!

Devletin tüm işkencesine, katliamlarına, karalama ve gözden düşürme kampanyalarına rağmen Ölüm Orucu direnişi sürüyor. Ölümler birbirini kovalıyor. Ancak devrimci tutsakları teslim almaları mümkün olmuyor, olmayacak da...

İMF ve ABD ile ilişkileri üzerinden teslimiyeti bir beceri olarak sunmaya çalışan vatan hainlerinin, bu direniş ve getirdiği ölümler karşısındaki katılığı anlaşılırdır. Üstelik onların bu katılığı sadece devrimcilere karşı da değildir. Onlar, Marmara depreminde enkaz altında inleyen onbinlerce emekçiye sırtını dönüp, mezarda emeklilik yasasıyla uğraşacak kadar katı olduklarını da kanıtlamışlardı. İşsiz bıraktıkları yüzbinlerce işçi ve emekçinin çocukları açlıktan kıvranırken ülke değerlerini kapitalist-emperyalist tekellerin yağmasına sunacak kadar katıdırlar. Onlardan bir duyarlılık, insani bir his beklemek elbette akıl kârı değildir.

Fakat bu hainler eliyle emperyalist yağmaya sunulan alınterini-göz nurunu, ülkesini korumak için direnişten başka yolu olmayan işçi ve emekçiler bu direnişe duyarsız kalamaz, kalmamalıdırlar. Sadece ölümleri ne pahasına olursa olsun engellemek için değil ama... Direnişin kazanması için devrimci tutsakların taleplerine sahip çıkmalıdırlar. Çünkü Ölüm Orucu direnişinin zaferi, işçi sınıfı ve emekçilerin uygulanan yağma programına karşı birleşik direnişinin yolunu açacak önemli bir imkandır.

Üzerinden aylar geçtikten sonra yayımlanan Adli Tıp raporlarının da gösterdiği gibi, 19 Aralık'ta başlatılan "hayata döndürme" operasyonları akıl almaz bir katliam örneğidir. Bu devletin, bu düzenin muhaliflerine karşı böylesine canice girişimlerine bir daha izin vermemenin yolu da bugün sürmekte olan Ölüm Orucu direnişine destek vermek, devrimci tutsakların taleplerine sahip çıkmakla mümkün olacaktır.

İşçiler, emekçiler, gençler!..

Sistemin saldırılarına karşı, güçlerinizi birleştirin, direnişinizi büyütün!..
Örgütlenme hakkını korumak için Aymasan direnişçileriyle;
Ücretsiz çalıştırmayı engellemek için Sümerbank işçileriyle;
Zindanlarda geleceğimiz ve kurtuluşumuz için ölümüne direnen devrimci tutsaklarla;
Düzenin saldırılarına karşı direnen herkesle elele verin! Direniş odağını güçlendirin! Mücadele kıvılcımını körükleyin!..

İçerde ve dışarda hücreleri parçalamak için,
15 Temmuz'da Abide-i Hürriyet'e!..

 


 

Platform için bir tartışma önerisi

Aşağıdaki metin, İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir emekçi semtinde, devrimci yapılara kömünistlerce sunulan hücre saldırısına karşı mücadele platformu önerisidir. Yapılan ilk görüşmelere daha farklı bir öneri gelmemiştir. Fakat muhatap yapıların sonraki toplantıya gelmemeleri yüzünden görüşmeler kesilmiştir...

Hücre saldırısına karşı mücadele ve ÖO Direnişi'ne destek görevinin bu denli yakıcı olduğu bir dönemde bu türden girişimlerin karşılıksız bırakılmasını anlamakta güçlük çektiğimizi vurgulayarak, öneri metnini okurlarımızın bilgisine sunuyoruz...

* Sermaye devletinin devreye soktuğu hücre, tecrit, katliam ve devrimcileri imha politikasını, işçi ve emekçilere dönük kapsamlı saldırı programından ayırmak, ondan ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu anlamıyla hücreler üzerinden süren çatışma, Türkiye'deki sınıf savaşımının doğrudan bir parçasıdır. Saldırının asıl muhatabı işçi-emekçi yığınlardır.

* Zindanlardaki direniş bugün artık tek bir kanalda toplanmış durumdadır. Değişik parti ve örgütlerden devrimciler taleplerini ortaklaştırmışlar ve direniş birleşik bir irade altında yürütülür duruma gelmiştir. Bu dışarda da devrimci güçlerin birleşik duruşunun zeminini döşemiş, olanaklarını arttırmıştır.

* Direnişin politik içeriğinden dolayı, dışarda örgütlenecek destek ve dayanışma da işçi ve emekçileri bu soruna duyarlı kılmak, zindan gündemini sermayenin saldırılarına karşı direniş gündemiyle birleştirmek ekseninde olmalıdır.

***

Sözkonusu bölgede de devrimci güçlerin birlikte hareketinin asgari koşulları vardır. Bölgede devrimcilere ait güç ve olanakların en verimli şekilde değerlendirilebilmesi için bir platform yapılanmasına gidilebilir.

Platform en geniş devrimci bileşene oturma kaygısı gütmelidir. Direnişin içinde yer alan herbir yapının bu ortaklığa dahil edilebilmesi için ise özel bir çaba gösterilmelidir.

Bölge bir işçi-emekçi bölgesidir. Bunun kendisi bölgede yürütülecek ortak faaliyetin asıl içeriğini belirlemelidir. İşçi-emekçi yığınlara dönük tarz ve içerik, aydınlara, insan hakları savunucularına, ilerici kurumlara vs. dönük kullanılan alışıldık tarz ve içerikten farklı olmak durumundadır. Kitlelere ulaşmak; onları süreçten haberdar etmek, bilinçlerinde ilerleme sağlamak ve harekete geçirmek her aşamada platformun temel kaygısı olmalıdır.

Bölgedeki semtlere ve işyerlerine dönük ortak bildiri, afiş materyal kullanımı; semt, sokak, işyeri vb. temelinde bilgilendirme ve çağrı toplantılarının örgütlenmesi; merkezi eylemlere toplu katılım; tutsaklara ya da tutsak yakınlarına dönük yardım toplamanın örgütlenmesi; bu gibi faaliyetler platformun ilk elden önüne koyacağı çalışmalar olabilir.

Oturmuş, kendi içinde uyumu yakalamış ve yetkinleşme sürecine girmiş bir platformun bunları aşan bir faaliyet programını tartışıp kararlaştırması ise elbette gerekecektir.
Bu platform, herşeyden önce karşılıklı devrimci güvene ve açıklığa dayanmalıdır. Herbir bileşen diğerlerinin güvenini boşa çıkaracak tutumlardan kaçınmayı, ortaya çıkan sorunları açıklıkla tartışmayı başarabildiği ölçüde anlamlı ortak adımlar atılması kolaylaşacaktır.

Platformun işleyişine dair sorunlar birlikte davranmanın mümkün olduğu noktasında bir anlayış birliği sağlandıktan sonra tartışılmalıdır. Ki işin en kolay yönü de (eğer karşılıklı güven ve açıklık varsa) platform işleyişinin belirlenmesi olacaktır. Aksi takdirde en mükemmel işleyiş planı dahi kolaylıkla boşa çıkar, işlemez hale gelir.

Bölgedeki devrimciler bu dönemde ve zindandaki direnişin bu kritik evresinde üzerlerine düşen devrimci sorumluluğun hakkını vermekle yüzyüzedir.
Not: Bu tartışılmak için kaleme alınmış bir taslak metindir. Bunun anlamı daha farklı önerilere kapalı olmamız değildir.



Bir Ölüm Orucu direnişçisine mektup...

"Gösterdiniz onlara ölümün korkaklaştığını ellerinizde..."

"Bu mektuplar aslında sanadır sevgili arkadaşım
Adını bile bilmediğim sana.
Öylesine yakından ve derinden tanıyoruz ki birbirimizi,
Öylesine ortak bir umut ve bilinçle paylaşıyoruz ki yeryüzünü,
Yaşama öylesine inanıyoruz ki
Adını bilmesem ne çıkar?
"

Mektubuma başlarken şimdi neredeyim diye soruyorum kendime. Yaşanılanları içselleştirebilmiş miydim acaba? Görebiliyor muydum güzel gözlerinde acıyı, umudu, sevgiyi, kavgayı, tatlı gülümsemeyi ve direnci... Sevebiliyor muydum senin gibi yaşamayı? Ölesiye sevebiliyor muydum acaba?..

Seni düşünüyorum, yaşamın özgürleşmesi için verdiğin mücadeleyi! Doğayla dostuz biz derdin. Doğanın sana gönderdiği gülleri toplayabiliyor musun? Bir çiçeği koparmaya kıyamazken dalında, sana kıyıyorlar görüyor musun? Son görüşmemizde şöyle demiştin:

<İ>"Hayat bir yanıyla sırlarını aydınlığa akıtırken, bir yanından üstüne yeni sırlar eklediğimiz bir kum saatidir. Ve belki de bütün sırlar aydınlandığında bu saat duracağından sırlar hiçbir zaman bütünüyle aydınlanmayacak ve hayat devam edebilmek için hep biraz gölgeli kalacaktır. Biz de bu gölgeleri bir nefeslik olsun aydınlığa kavuşturabilmek için mücadele edeceğiz. Bu saat bizi de alıp bir kum tanesi yapana dek!"

Düşündürmüştü o zaman bu sözlerin beni. Anlamak için verdiğim çaba boşunaydı. Bana anlamadığımı belirten bir göz ifadesiyle bakmıştın. Kafanı sallamıştın, bir gün sen de anlayacaksın der gibi... Anladığımda geç mi kaldım demiştim kendime. Günlerce duvardan gelen sessizlikle yüzleşmiştim. Sessizlik parçalamıştı içimdeki sonsuz dinginliği. Kanayan sözler geliyordu kulağıma, birden bir dokunuşla uyandıran yüreğinin derinliğinde uyuklayan şeyleri.

Duydum, hücrelerde tutsaklaştırmaya uğraşıyorlarmış seni! Ananla, bacınla, yoldaşınla, kardeşinle, sevdiğinle, özgürlüğünle bir daha görüşemeyeceksin tehditinde bulunuyorlarmış. Kirli elleriyle soğuk ranzana dokunuyor, korkak gözleriyle her gün yeni onursuzluklar yaşıyorlarmış. Korkuyu görebilmek için gözlerine her baktıklarında, onun o çarpan bakışlarıyla karşılaşıp kendi içlerinde eziliyorlarmış. Ananın ak sütünden aldığın baharı soğuk fırtınalarla bozmak isterken, birileri yeni tecrit yeni hücre yöntemleri kullanıp bilim dedikleri kanlı aletleriyle yeni teknikler deniyorlarmış. Bırak denesinler! Sizler ki göstermediniz mi onlara ölümün korkaklaştığını ellerinizde... Bir ipin ucundayken bile geleceğe ışık saçan umudunuzu... Kara gözlü esmer çocukların ellerini sıkı sıkıya tutup vermediniz mi onlara güzel günlere olan inancınızı. Sizi yoketmeye çalışanların tarihin güçlü yargısıyla yok olacağından kuşkun olmasın.

Mektubumu sonlandırırken, sana olan umudumu katmerleştirerek esen rüzgarla sana yolluyorum!

İzmir'den bir genç komünist


 

Berlin'de zindan direnişine destek eylemi

Tüm Avrupa'da olduğu gibi Berlin'de de devrimci tutsaklarla dayanışma eylemleri devam ediyor. Mevsimleri deviren büyük Ölüm Orucu Direnişi'nin sesi olabilmek, zindandaki yoldaşlarımıza layık olabilmek için her türlü eylemi ve olanakları değerlendirmeye çalışıyoruz.

7 Temmuz'da Berlin'in merkezinde DETUDAK tarafından tabutlu ve kefenli bir eylem gerçekleştirildi. Eylemde 19 Aralık katliamını anlatan fotograflar, bu katliamda bayraklaşanların resimleri, tarih yazarak güneşe uğurladığımız ÖO şehitlerinin resimleri ve yanısıra Almanca pankartlar, bildiriler, açıklamalar, hazırladığımız enformasyon standında yer aldı.

İki saat süren eylemde maket hücre, tabutlar ve kefene sarılmış insanlar izleyenlerin ilgisini çekti. Çoğunlukla neden insanların kefene ve hücreye girdiğini soran insanlara, faşist Türk devletinin katliamcı yüzünü birebir anlatma fırsatı bulduk. Genelikle turistlerin yoğun ilgisini çeken eylemimizde (Türkiye'ye gitme, katliamcı devlete para verme, protesto et!) çağrısı sıkça yapıldı.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de devrimci tutsakların sesi olmaya devam edeceğiz. Bu tip eylemlerimizi daha da güçlendirerek, zaferi içeride ve dışarıda kucaklayacağız.

Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!
Bir-Kar/Berlin


 

İzmir'deki etkinliklerden kısa kısa...

"İşkence Mağdurlarıyla Dayanışma Haftası"nda film gösterimi

İzmir Barosu ve TİHV İzmir Temsilciliği tarafından, Dünya İşkence Mağdurlarıyla Dayanışma Haftası çerçevesinde, Hüseyin Karabey'in yönetmenliğini yaptığı "Sessiz Ölüm" adlı film gösterildi. Almanya, İrlanda, İspanya ve Amerika'da hücrelerde kalan tutsaklarla yapılan röportajların da kullanıldığı ve bir kişinin rol aldığı filmde, hücre tipi cezaevlerinin insan sağlığına etkileri anlatıldı.

Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun da katıldığı sohbet bölümünde, Bekaroğlu; F tipi cezaevlerinin insani olmadığını, F tipine itiraz etmek için iki temel neden bulunduğunu söyledi ve bunları can güvenliği ve izolasyon olarak tanımladı. İzleyiciler de konuşmacılara çeşitli sorular sordular. Fuardaki bir tiyatro salonunda yapılan film gösterimine yaklaşık 300 kişi katıldı.

Katledilişinin 5. yılında İkram Mihyaz anıldı

Tüm Bel-Sen 2 No'lu Şube başkanlığı yaparken, 5 Temmuz 1994'de, kontr-gerilla mangaları tarafından işe giderken kaçırılan ve Bornova'da öldürülmüş olarak bulunan İkram Mihyaz, katledilişinin 5. yıldönümünde Tüm Bel-Sen 2 No'lu Şube'de anıldı.

Tüm devrim şehitleri için yapılan saygı duruşuyla başlayan anma etkinliğinde ilk konuşmayı Tüm Bel-Sen 2 No'lu Şube Başkanı Murat Güzeldere yaptı. Sırasıyla, İkram Mihyaz'ın mücadele arkadaşları, kurum ve parti temsilcileri, kısa konuşmalar yaptılar. Yapılan konuşmalarda İkram Mihyaz'ın yurtsever-devrimci kimliği ortaya konuldu. Hem sendikal mücadele içerisinde, hem de yaşamın diğer alanlarında gösterdiği özveriye ve emeğe dikkat çekildi.

Sendika binasında yapılan anma etkinliği, işlenen cinayete rağmen hiçbir sonuç alınamaması üzerine suç duyurusunda bulunmak için İzmir Adliyesi'ne gitmek ve sonra da İkram Mihyaz'ı mezarı başında anmak için bitirildi.

İHD'den basın açıklaması

15 yıl önce kurulmuş olan İHD, insan hakları savunucularına o günden bugüne kadar yapılan baskıları ve İzmir özgülünde son süreçte yaşanan baskıları protesto etmek için İzmir Şubesi'nde 5 Temmuz'da bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Şube Başkanı Günseli Kaya okudu. Cezaevlerinde 19 Aralık katliamı sonrası artan baskılara ve sürmekte olan Ölüm Oruçları'na da değinilen açıklamada, "İnsan Hakları Derneği, insan hakları savunucuları, her dönemde olduğu gibi bugün de tarihsel sorumluluklarının gereklerini güçleri ve solukları olduğunca yerine getireceklerdir" denildi.

Cumartesi eylemi

İzmir Hücre Karşıtı Platform tarafından Cumartesi eyleminin bir yenisi daha 7 Temmuz'da yapıldı. Saygı duruşuyla başlayan eylem yapılan basın açıklaması ve atılan sloganlarla bitirildi.