17 Temmuz'01
Sayı: 17


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklıkta ve onursuzlukta sınır tanımıyorlar!
  Telekom krizi ya da İMF'ye uşaklığın son perdesi!
  Cumhurbaşkanı'nın vetosu ve reformizm.
  Sendikal ihanet barikatı ve devrimci taban inisiyatifi
  Sınıf hareketi
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Ölüm Orucu 268. günüde sürüyor
  Direniş, direnişçi ve parti..
  PKK-DÇS: "Savaşırız ha..." demagojisi, iç huzursuzlukları bastırmaya dönüktür!...
  Direnişçi Sümerbank işçilerine mektup...
  Gücün örgütlülüğündür!
  Uluslararası hareket
  Ulucanlar katliamı davası
  Katilam ve düzen medyası
  Direnişçilerin kaleminden
   Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Almanya'da yeni göç raporu hazır!

Herşey tekellerin ucuz, kalifiye işgücü ihtiyacı için!

Almanya bir göçmen ülkesi midir? En gericisinden yeşiline değin tüm burjuva partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların yıllardır tartıştıkları göç olayı, bugün sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenleniyor. Çünkü Almanya acilen göçmen işgücüne ihtiyaç duyuyor.

Oluşturulan hükümet göç komisyonu 9 aydır çalışmalarını sürdürüyordu. Nihayet 4 Temmuz günü komisyon başkanı ve eski meclis başkanı Süssmuth (CDU) hazırlanan 300 sayfalık göç raporunu İçişleri Bakanı Otta Schily'ye sundu. "Göçü düzenleme, uyumu destekleme" başlığı taşıyan raporda; Almanya'nın uzun süredir göç ülkesi olduğu, göçün gerekli olduğu ve Almanya'nın rekabette üstünlük sağlayacak en iyi beyinleri şimdiden sıraya koyması gerektiğine vurgu yapıldı.

Göç komisyonu ilk etapta 50 bin yabancı işgücünün ülkeye gelmesine izin verilmesini istiyor. İltica yasasına dokunulmuyor. Azınlıklar ve cinsiyete bağlı baskılara maruz kalanlar koruma altına alınmalı deniliyor. Almanya'ya gelmesine izin verilen adaylar puan sistemiyle ayrıştırılacak. Bazıları sürekli kalabilecek, bazıları çağırınca gelebilecek, bazıları ise kendilerini uzmanlaştıracak. Yani en iyi beyinler için sınırlar kaldırılacak.

Raporun açıklanmasından sonra en büyük tepki Birlik Partiler'den geldi. Almanya'nın göç ülkesi olmadığını vurgulayan CDU-CSU, bunun tarihsel ve coğrafik olarak da mümkün olmadığını açıklayarak, göç komisyonunun önerilerini reddetti. Yabancıların topluma nasıl entegre edilmesi konusuna bir açıklık getirilmesi gerektiğini ve çok kültürlü bir toplum istemedikleri yönlü açıklamalarını sürdürüyorlar. Bunu Berlin ve Hamburg'da yaklaşan seçimler için malzeme olarak kullanıyorlar.

SPD ise partiler arasında uzlaşmanın sağlanacağına inandığını söylüyor, ama Yeşiller ile sığınma yasasının genişletilmesi konusunda farklı düşünüyor.

Göç raporundaki önerilere en büyük destek doğal olarak işveren örgütleri BDI, BDA ve DIDT'den geldi. Sermaye temsilcileri şimdilik üst sınır olarak belirlenen yıllık 50 bini düşük bulduklarını söylüyorlar. İşsizliğin göçün önüne engel olarak konulmamasını, "Ekonomik üretim merkezi olan Almanya için bu önemli konularda" iktidar ve muhalefet partilerinin acilen bir uzlaşma zemininde birleşmesini istiyorlar.

Gerçekten raporun Almanya'da yaşayan, sosyal ve hukuksal eşitsizliklerle boğuşan 7.3 milyon göçmenin sorunlarına çözüm getirmek gibi bir sorunu yok. Göç komisyonunun görevi, sermayenin ihtiyaç duyduğu eğitimli işgücünü ülkeye getirebilmenin yollarını düzlemek.

Böylece Alman tekellerinin ihtiyaç duyduğu işgücüne sahip olabilmesi için her türlü kolaylık sağlanacak. Almanya'daki işçi ve emekçileri ise büyük bir saldırı bekliyor. Almanya'da özellikle işçi ücretlerinin yüksek olduğu alanlara getirilecek ve düşük ücretle çalıştırılacak kalifiye işçilerle işçi ücretleri düşürülecek, bu süreli çalışacak işçilerle ülkedeki işçi ve emekçilerin mücadelesi zayıflatılacak.

 


 

Almanya'da gerici partilerin seçim malzemesi:

Yabancılar ve suç oranı

Her seçim döneminde özellikle CDU ve CSU birlik partileri, yabancılar ve suç işleme oranındaki artış üzerine politikalar yapar, bu yolla seçmen tabanı kazanmaya çalışırlar. Hamburg ve Berlin'de yaklaşan seçimler öncesinde CDU ve CSU bu politikalara özel bir ağırlık verdiler.

CDU ve CSU birlik partileri ve onların iktidarda olduğu eyaletler, 5 Temmuz'da Federal Kabine'ye organize suçlar ile ilgili bir dilekçe verdiler, organize suç işleyenlerin sayısındaki artışa dikkat çektiler. Oysa, sadece polis istatistiklerine bakıldığında dahi, bunun böyle olmadığı görülecektir. Polis istatistiklerine göre, Almanya'da işlenen suç sayısı son beş yıl içinde 400 bin azalmıştır. CDU-CSU özellikle kendilerinin iktidarda oldukları kentlerde suç işleme sayısının az olduğunu vurguluyor. Oysa Hamburg, Frankfurt, Bremen ve Berlin gibi büyük kentlerde, sosyal sorunlar ve çelişkiler daha boyutlu. Bu suç işleme oranında kendisini gösteriyor.

Bugünkü hükümet politikası, örneğin uyuşturucu bağımlılığının bir hastalık olduğunu kabul etmediği gibi, bunu bir suç olarak görüyor. Ve devlet bu insanlara yeterli tedavi olanağı sağlamadığı için ölümlere ve bağımlıların uyuşturucu temin etmek için suça yönelmesine neden oluyor. İstatistiklere göre, her 5 araba hırsızından ve her 6 ev hırsızından biri uyuşturucu temin edebilmek için bu yola başvuruyor.

İçki kullananlar arasında suç işleyenlerin sayısı daha da yüksek. Her üç cinayetten ve her üç taksi soygunundan biri ile tecavüz olaylarının %30'u içkili iken işleniyor.

Burjuva politikacıları sistemin ürettiği suçları güya engellemek için suç işleyenlere karşı daha sert önlemler alınmasını talep ediyorlar.

Ekonomik alanda işlenen suçlara gelince. Polis istatistiklerine göre, 4.2 milyar mark hırsızlıktan, 4.4 milyar mark sahtekarlıktan, 5.5 milyar mark yolsuzluktan zarar edilmiş. Tabii ki dilekçe sahipleri vergi ve bağış sahtekarlıkları üzerine tek kelime etmiyorlar.

Gerici CDU-CSU partileri tüm bunları "iç güvenlik"i sağlamak adına, en temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına dayanak yapmak istiyorlar. Örneğin gençlerin işledikleri suçların daha sert cezalandırılmasını istiyorlar. Ama en önemlisi, tüm eyaletlerde yasal olarak, açık alanların ve sokakların video kameraları yerleştirilerek gözetlenmesini istiyorlar.

 


İngiltere'de ırkçılık tırmanıyor...

Irkçılık karşıtı gösteri ve çatışmalar yayılıyor

Oldham ve Burnley kentlerinde ırkçıların bazı Asyalılar'a ait işyerlerini kundaklamaları sonucu, İngiltere'de 6 haftadır yaşanan eylemler ve çatışmalar sertleşerek sürüyor. Son çatışmalarda 2 kişi bıçaklandı, 120 polis yaralandı, 36 eylemci ise tutuklandı. Son yıllardaki en şiddetli sokak çatışması olarak nitelendirilen eylemlerde, Pakistanlı ve Bangladeşli göstericiler polise beyzbol sopaları, molotof kokteylleri ve taşlarla saldırdılar. Çatışmalar esnasında araçlar ateşe verildi.

Ardından aşırı sağcı Milliyetçi Cephe üyelerinin 100 bin Asyalı'nın yaşadığı Bradord'da yürüyüş yapacaklarını açıklamasıyla olaylar çığrından çıktı. Hükümet çatışmaların dinmesi için yürüyüşü yasaklamak zorunda kaldı. Olaylar daha sonra çok sayıda Asyalı'nın yaşadığı Mannigham'a sıçradı.

Bradford, İngiltere'nin kuzeyinde ırkçılık karşıtı gösteriler yaşanan dördüncü kent. Bu kentte 482 bin Bangladeşli ve Pakistanlı oturuyor. Çoğunluğu Asyalı olan gençlerin en büyük sorunu işsizlik. Kentte daha çok tekstil iş kolu ağırlıklı çalışma alanları var, fakat uzun zamandır bu sektörde iş bulmak da hayli zorlaşmış durumda.

Irkçı şiddetin ve sokak çatışmalarının yaygınlaşmaya başladığı İngiltere'de bizzat yetkililerin açıklamasına göre, yoksulluk, etnik gericilik, polise duyulan güvensizlik ve ırkçı faşistlerin kışkırtması, yaşanan olayların başlıca nedeni durumunda.

 


On milyonlarca insanın pençesinde kıvrandığı hastalık

Kapitalizmin vebası AIDS

Çağın vebası olarak tanımlanan AIDS'in kamuoyuna yaygın bir şekilde yansıması son on yılda gerçekleşti. Ancak virüsün ortaya çıkıp yayılmaya başlaması daha eskilere dayanıyor. 1970'li yıllarda görülen hastalığın Afrika kıtasında ortaya çıktığı ve oradan yayıldığı uzmanlar tarafından açıklanmıştır.

Hastalığın ortaya çıkışıyla ilgili araştırmalar yapan tıp uzmanlarının elde ettiği bulgular, ilaç tekellerinin 1960'larda kobay olarak kullandıkları insanlarda ortaya çıktığına dair güçlü kanıtlar taşımaktadır. Bir dönem basına da yansıyan bu araştırmaların sonuçları, "çağın vebası" AIDS'in de kapitalizmin bir ürünü olduğunu göstermektedir. Bu dehşet verici olay hızla örtbas edilmiş ve araştırmayı yapan ekip susturulmuştur. Bu sayede tekeller bugün için insanlık önünde hesap vermekten kurtarılmıştır. Savaşlar ve açlıkla milyonları ölüme mahkum eden kapitalist-emperyalist sistem, ürettiği AIDS virüsüyle de bunlara yeni on milyonlar eklemiştir. Ama ilaç tekelleri yeni ilaçlar üreterek, bu virüs sayesinde kârlarına kâr katmışlardır.

Servet-sefalet uçurumunun derinleşmesi, dünyada milyonlarca insanın yoksulluk ve açlığa mahkum edilmesi, AIDS hastalığının, başta Güney ve Orta Afrika ülkeleri olmak üzere bağımlı ülkelerde yayılmasını hızlandırmıştır. Bugün AIDS hastalarının yüzde 95'i bağımlı ülkelerde yaşamaktadır. Afrika'daki AIDS'li hasta sayısı ise 25.3 milyondur. Sadece geçen yıl Afrika'da 3.8 milyon insan bu hastalığa yakalanmıştır. Yine geçen yıl aynı ülkelerde AIDS'ten ölen insan sayısı ise 2.4 milyondur. (Evrensel, 18 Mart '01)

Rakamlar dehşet verici ve özellikle Güney ve Orta Afrika ülkelerinde yaşayan halkların geleceğini tehdit edecek boyutlardadır. Eski bir Ka<İ>nada Birleşmiş Milletler büyükelçisinin sözleri, yaşanan tabloyu özlü bir şekilde yansıtmaktadır: "Aynı gün Harare (Zimbabwe) yetişkin koğuşlarını gezdim. Abartmasız, her yatakta bir ölü veya bir ölmekte olan vardı. Bırakın virüs ilacını, en çok acı veren fesatçı enfeksiyonlara karşı bile hemen hiç ilaç yoktu. Gezintimiz sürerken, hademeler de tüyler ürperten alüminyum tabutlarla, yeni ölüleri taşıyıp durmaktaydılar. Kendimi bir mezarlıkta dikiliyor hissettim." Aynı yetkili, AIDS'e yakalanan bağımlı ülkelerdeki hastaların tüyler ürperten acılı bir ölüme mahkum edildiklerini ifade etmektedir. (Evrensel, 18 Mart '01)

Vebanın bizzat sorumlusu olan tekeller, hastalığın tedavisine de engel çıkarmaktadırlar. İlaçların düşük maliyetlerle üretilmesine "patent ücreti" bahanesiyle izin vermemektedirler. Patent ücreti ödemeyen Brezilya'yı tehdit eden tekeller, yaptırım uygulama çabasındadırlar. Emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından yağmalanan bağımlı ülkelerde yaşayanlar ilaç parası ödeyecek durumda olmadıkları için, kitlesel bir şekilde ölüme mahkum edilmektedirler. Dahası virüs taşıyan ve bebeklerini mamayla besleyecek parası olmayan anneler, bebeklerini emzirmek zorunda kalmakta, bu ise hastalığın bebeğe bulaşma riskini artırmaktadır.

Burjuvaların köpek mamaları, zayıflama ve kozmetik ürünleri gibi gereksiz yerlere yaptıkları harcamaların on milyarlarca dolarla ifade edildiği, yılda silahlara harcanan paranın 800 milyar dolara ulaştığı bir dünyada, on milyonlarca insanı pençesine alan bu hastalığı tedavi etmek çok mu zor? Elbette bunun zorlukla bir ilgisi yok. Her alanda olduğu gibi bu alanda da kapitalizmin yasaları işliyor. Milyonlarca insanın hayatıyla da ilgili olsa, kârlı bir iş olmadığı için bu hastalığın tedavisi yapılmıyor, yaptırılmıyor. Oysa, ilaçlar sağlanıp tedavi yapılsa, milyonlarca insanın yaşamı uzatılabilir ve acıları dindirilebilir. Bazıları doğal ömürlerinin sonuna kadar yaşayabilirler.

Emperyalist kurumların, ilaç tekellerinin ya da Birleşmiş Milletler'in tedavi olanağı sağlama ve ilaç dağıtma gibi niyetleri yoktur. Kimi ikiyüzlü açıklamalar ve konferanslar da göstermelik olmaktan öteye gitmemektedir. Nitekim beş uluslararası ilaç tekeli Afrika için AIDS ilaçlarını düşük maliyetle, hatta bedava sağlama sözü verdiler. Ancak ardından Birleşmiş Milletler ile ilaç tekelleri arasında gizli görüşmeler başladı ve verilen sözlerin ikiyüzlülüğü açığa çıktı. Yine bu yılın Ocak ayında BM Güvenlik Konseyi'nde AIDS'le ilgili tartışmanın yapıldığı toplantıdaki atmosfer, soruna gösterilen "ilgi"nin düzeyini gösteriyor. Aynı Kanadalı diplomatın toplantı izlenimleri şöyle: "Tuhaf bir gündü bu; çünkü böylesine ciddi bir konunun ortasında, görev süresi dolan ABD Büyükelçisi Richard Holbrook da jübilesini yapıyordu. Hava alaycı takılmalar ve yağcı elvedalarla doluydu. Sadece Fransız ve Hint büyükelçileri ilaç şirketlerine eleştiride bulunarak çıkıştılar."

Açlıkla yüzyüze bırakılan, kabile savaşlarıyla birbirlerine kırdırılan Afrika halkları, şimdi bir de AIDS'le kırılmaya terkedilmiş durumdalar. Kıtalarının zenginliğini yağmalayan tekeller, Afrika insanının başına vebayı sarmakla yetinmeyip, ilaç alamayacak duruma düşürmüşlerdir. Kapitalist barbarlığın bu en çarpıcı örneği sosyalizmle kurtuluşun ne kadar acil olduğunun göstergelerinden sadece biridir.

 



Dünyadan kısa kısa...

Yunanistan'da NATO protestosu

NATO daimi askeri gücüne ait 8 savaş gemisi, Selanik Limanı'nda protesto gösterileriyle karşılandı. 8 Temmuz'da limanda toplanan protestocuların çoğunluğunu Yunanistan Komünist Partisi taraftarları oluşturuyordu. Amerikan emperyalizmi ve NATO karşıtı sloganların atıldığı eylemde, göstericiler limanı iki saat işgal ettiler. Asıl amaçları NATO'nun Balkanlar'daki politikasını protesto etmek olan gösterici kitle, akşam saatlerinde de Selanik Limanı'nda bir protesto mitingi düzenledi.

Nepal'de gerilla mücadelesi

Nepal'de maoist gerillaların silahlı mücadelesi güç kazanıyor. Son olarak başkent Katmandu'da yaşanan çatışmada devlet kuvvetlerine önemli kayıplar verdirildi. Çatışmada ölen 45 kişiden 40'ının devlet güçlerinden olduğu açıklandı.

Saldırıların gücü karşısında devlet yetkilileri görüşme talebinde bulunuyorlar. Başbakan yardımcısı Ram Chandra Poudel, sosyal demokrat hükümetin görüşme önerisine gerillalardan yanıt gelmediğini, ama görüşmelere hazır olduklarını ve yeni bir anayasa hazırlığı için geçici bir hükümet kurulacağını açıkladığı bildiriliyor

Cezayir'de yüzbinler yine eylemdeydi

Geçtiğimiz pazartesi günü tüm Cezayir'de yüzbinlerce kişi yine eylemdeydi. Göstericiler Berberilere daha fazla demokratik haklar istemek, yoksulluğu ve devletteki rüşvetçi çürümeyi protesto etmek için sokağa çıkmışlardı. Gösterilerde Berberi'lerin ülkesi Kabile'de gergin saatler yaşandı. Eyalet başkenti Tizi Quzou'da, göstericiler ve polis arasında yine çatışmalar yaşandı.

İran'da öğrenciler polisle çatıştı

İran'da iki yıl önce yükselen öğrenci hareketinin kanla bastırılmasının yıldönümü nedeniyle Tahran Üniversitesi önünde korsan bir gösteri düzenlendi. Göstericiler polisin azgınca saldırısına uğradı. Saldırılarda eylem yapan 15 öğrenci tutuklandı.

Çin'de maden işçilerinin işgal eylemi

Çin'de 10 bin maden işçisi 9 Temmuz günü ülkenin en önemli demiryolu hattını işgal etti. İşçiler ve aileleri madenlerde uzun süredir ödenmeyen ücretleri için eylem yaptılar. Bazı maden işçileri 30 aydır aylıklarını alamıyorlar.

Diğer yandan ise Çin'de hükümet, sosyal sistemde reformlar yapmayı ve bunu 40 milyon nüfusun yaşadığı pilot bir bölgede 3 sene süresince uygulamayı planlıyor. Buna göre, bundan sonra devlet işletmeleri işten atılan veya emekli olan işçilere yardım etmeyecek. Bunun yerine emeklilik ve işsizlik sigortası fonu oluşturulacak. Hükümet bununla resmi rakamlara göre %5 oranında işsiz bulunan ülkede, büyüyen işsizliğe çare getirebileceğini umuyor.

Bilgisayar tekeli Compaq'ta işçi kıyımı

Amerikan bilgisayar tekeli Compaq'ın bu yıl işten çıkardığı çalışan sayısı 7500'e ulaştı. Houston merkezli şirket, işten çıkarmalara gerekçe olarak, Avrupa'daki ekonomik koşulların giderek kötüleşmesini gösteriyor.

Compaq yöneticisi Michael Capellas, yaptığı açıklamada, "Talep sıkıntısının olduğu bu dönemde, işimizi geliştirmeye devam etmek için gerekli bütün etkin eylemleri yapmaya hazırız" dedi. Ayrıca ABD'deki ekonomik yavaşlamanın denizaşırı ülkelere de yansıdığını belirterek, maliyeti azaltmak için işten çıkarma yoluna gitmek zorunda kaldıklarını sözlerine ekledi.

 


Güney Kore'de
80 bin işçi grevdeydi!

Güney Kore'de Haziran ayında ulaşımdan metale, otomobilden sağlık sektörüne değin 50 binin üzerinde işçi ve emekçi grevdeydi. 5 Temmuz'da ise 80 bin işçi bir günlük greve gitti. Greve ağırlıklı olarak, ağır sanayi işçileri ile Ford'a ait KIA otomobil tekelinin işletmelerinde çalışan işçiler katıldılar.

Grevler dışında Seul'de 10 bin kişinin katılımıyla bir yürüyüş gerçekleştirildi.
Grev, G. Kore hükümetinin İMF'nin dayatmaları doğrultusunda ekonomide yeniden yapılanmaya gitmesi ve yoğunlaşan işten atmaları protesto etmek için gerçekleştirildi. Hükümetin son süreçte işçi sınıfına ve onun örgütlülüklerine dönük saldırıları da protesto edildi. Ayrıca işçiler, çalışma saatlerinin kısaltılması, daha sağlıklı çalışma koşulları ve iş kazalarının önlenebilmesi için işyerlerinde önlemler alınması taleplerini de yükselttiler.

Hükümet 5 Temmuz grevine katılımı 18 bin olarak açıkladı. Böylece grevin etkisizliğini göstermeyi hedefliyordu. Sendikalar ise 100 bin üzerinde bir katılım bekliyorlardı. Bu sağlanamadı. Bunun nedeni hükümetin grevi illegal ilan etmesiydi. Bazı büyük sendikaların, örneğin Hyundai Motor işçileri, Hyundai Ağır Sanayi'de çalışan tersane işçileri ile Daewoo Shipping işçilerinin greve katılımı sınırlı kaldı. Oysa bu işletmelerdeki işçilerin örgütlü olduğu Metal İşçileri Sendikası grevi taşıyan sendikalardan biriydi.

G. Kore'de sendikalar tek tek tekeller ve işletmeler temelinde kuruluyor. Bunun nedeni, işçilerin birliğini sınırlayan iş yasası. KCTU içinde son yıllarda bazı akımlar sektöre ait sendikaların aynı çatı altında birleşmesini savunuyorlar. Ama bazı solcu sendikacılar buna, sendika içinde bürokratlaşmaya yolaçacağı ve sendika içi demokrasiyi yokedeceği gerekçesiyle karşı çıkıyorlar.

G. Kore, yılda en uzun çalışılan ve en fazla iş kazalarının yaşandığı OECD ülkelerinin başında geliyor. Yıllardır iş yasasında değişiklik yaparak, esnek çalışma uygulamasını hayata geçirmeyi hedefleyen Kim Dae-Jung hükümeti, son dönemlerdeki grevleri engellemek için daha sert önlemler alacağını açıklamıştı. Ardından birçok greve azgınca saldırılmış, saldırılarda helikopterler, inşaat makinaları kullanılmıştı. Dahası işçi sınıfının militan unsurları tutuklanmış, ve tutuklama kararları çıkarılmıştı.

Tutuklama kararı ile arananlar arasında KCTU Başkanı ve birçok sendika yöneticisi de bulunuyor. Sendikacılar hakkında illegal grev örgütlemekten dava açıldı. Hükümet sendikacıları protesto gösterilerinde ve grevlerde şiddet kullanmaktan sorumlu tutuyor.
Yılın başından beri G.Kore'de 137 sendikacı gözaltına alınmış bulunuyor. 27 Mayıs'tan beri cezaevine atılan sendikacı sayısı ise 34'ü buldu.

 


 

İtalya'da 300 bin metal işçisi sokaklardaydı

İtalya'da 6 Temmuz günü 300 bin metal işçisi tüm ülkede greve gitti. Ve hemen hemen tüm büyük kentlerde protesto gösterileri gerçekleştirildi. Metal İşçileri Sendikası FIOM'un çağrı yaptığı eyleme katılım %70 oranındaydı.

İtalya'da geçtiğimiz hafta metal işkolunda yapılan toplu iş sözleşmeleri sonuçlandı. Metal sendikaları FIM ve UILM ile onların bağlı bulunduğu CISL ve UIL sendikaları, işverenler örgütü ile 135 bin liret (135 mark) ücret artışında anlaştılar. Bunun 18 bin lireti daha sonraki TİS'de gerçekleşecek ücret artışında düşürülecek.

Sermaye ile metal sendikaları arasında varılan bu anlaşmanın altına CGIL'e bağlı FIOM Sendikası, İtalya'nın bu en büyük solcu sendikası imza atmadı.

FIOM Sendikası işçileri aldatmak demek olan bu anlaşmayı protesto etmek için grev çağrısı yaptı. Grevde sendikal birliği parçalayan diğer metal sendikaları da protesto edildi.

 


 

Zambia'da petrol zammına karşı iki günlük grev

Zambia'da işçi ve emekçiler 3- 4 Temmuz'da iki günlük greve gittiler. Grev kararı benzin ve akaryakıt fiyatlarına %70 oranında zam yapılması üzerine alındı. Benzine yapılan zam nedeniyle otobüs ücretleri de artırılmıştı. Zamların açıklanması üzerine 12 Haziran günü kendiliğinden gösteriler gerçekleşti.

1.2 milyon üyeli ZTCU Sendikası'nın gerçekleştirdiği grevde hükümetten zamları derhal geri alması talep edildi. Sendika 1999 yılında da vergilerin yükseltilmesi nedeniyle genel grev çağrısı yapmış ve bu eylemler Başbakan Mugabe'yi geri adım atmak zorunda bırakmıştı. Sendikalar bir kez daha hükümeti zamları geri almaya zorluyorlar.

Sendikaların çağrı yaptığı greve işçi ve emekçiler %80 oranında bir katılım gerçekleştirdiler. Grevciler devletin kolluk kuvvetlerinin olası provokasyonlarından dolayı evlerinde kaldılar. Birçok kentte fabrikalar, dükkanlar ve bankalar kapalı kaldı. Tütün borsası açılamadı. Bu ise ülkeyi 2 milyon dolar zarara uğrattı. Çünkü tütün Zambia'nın en kazançlı ihraç malı durumunda.

Sendikalar hükümete, yarı devlet işletmesi olan Neozim petrol şirketinin zamları geri alması için 14 gün süre tanıdılar. Uluslararası sermaye Zambia hükümetinden Neozim'in özelleştirmesini istiyor. Ama yabancı petrol tekellerine satılmadan önce Neozim'in kâra geçmesi gerekiyor. Hükümet de bunu petrol fiyatlarına zam yaparak gerçekleştirmeyi planlıyor.

 


Kolombiya'da cezaevi ayaklanmasında
paramiliter gruplar kullanıldı

Kolombiya'da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen cezaevi ayaklanmasında, hükümetin gerillalara karşı paramiliter örgütleri kullandığı tespit edildi. Ve sağcı askerlerin yakınlarını cezaevi içinde solcu gerillalara saldırttıkları açıklandı.

2 Temmuz günü iki cezaevinde başlayan ayaklanmanın bilançosu 2 ölü, 16 yaralı oldu. Paramiliter gruplar gerillaların hücrelerine girmeye çalıştılar. Gerillalar bu tehlikeyi daha önceden farketmişler, ilgili mercilerin dikkatini çekmeye çalışmışlardı. Ama tüm uğraşları boşa çıktı. Bogota'daki cezaevinde paramiliter grupların gerillaların hücrelerine girmek istemeleri üzerine çatışmalar yaşandı. Burada iki kişi öldürüldü.

Aynı gün Cali kentindeki hapishanede de tutsaklar insanlık dışı tutsaklık koşullarına karşı ayaklandılar. Ayaklanma esnasında iki tutsak şişlendi. 900 kişilik kapasitesi olan hapishanede halen 2.300 kişi tutuklu bulunmaktadır.

İki cezaevinde yaşanan ayaklanma üzerine hükümet, 3 ay geçerli olmak üzere, tüm hapishanelerde olağanüstü hal ilan etti. Olağanüstü hal çerçevesinde tutsaklar diğer hapishanelere sürülebilecekler ve hapishanelerde ordu birlikleri ile polis bulundurulacak.

Paramiliter sağcı grupla geçtiğimiz haftalarda da ülkenin batısındaki köylülere solcu gerillaları destekledikleri için bir ültimatom vermiş, evlerini terketmedikleri takdirde öldürülecekleri tehditini savurmuşlardı. Bu tehdit ve zorbalık altında binlerce köylü evlerini terketmeye zorlanıyor.