17 Temmuz'01
Sayı: 17


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklıkta ve onursuzlukta sınır tanımıyorlar!
  Telekom krizi ya da İMF'ye uşaklığın son perdesi!
  Cumhurbaşkanı'nın vetosu ve reformizm.
  Sendikal ihanet barikatı ve devrimci taban inisiyatifi
  Sınıf hareketi
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Ölüm Orucu 268. günüde sürüyor
  Direniş, direnişçi ve parti..
  PKK-DÇS: "Savaşırız ha..." demagojisi, iç huzursuzlukları bastırmaya dönüktür!...
  Direnişçi Sümerbank işçilerine mektup...
  Gücün örgütlülüğündür!
  Uluslararası hareket
  Ulucanlar katliamı davası
  Katilam ve düzen medyası
  Direnişçilerin kaleminden
   Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Direnişçi Aymasan işçilerine...

Sermaye sınıfına söyleyecek tek sözümüz var:
DİRENİŞ!

Direnişçi Aymasan işçisi arkadaşlar;

Birbuçuk ayına varan direnişinizi, öncelikle işçi arkadaşlar adına, en içten dost duygularla selamlıyoruz.

Patronlar sınıfı geçmişten beri fabrikalarında kıpırdanan, biraz hareketlilik gösteren işçiler olduğunda, dışarıdaki işsizler ordusunu göstererek, "bakın bunlar gibi olmak istemiyorsanız halinize şükredersiniz, kuzu kuzu çalışırsınız" derler. Günümüzde sermaye sınıfı bunu çok daha sistemli kullanmaktadır. Özellikle de kriz dönemlerinde. Sizin açınızdan da yaşanan, bildiğimiz kadarıyla budur. Patronunuzun istediği; birliğinizi, beraberliğinizi ve buna bağlı olarak örgütlülüğünüz olan sendikanızı bitirmek, tasfiye etmektir. Sizler de bu onursuzluğu reddederek sendikal örgütlülüğünüze sahip çıktınız ve bunun sonucu olarak bugün birbuçuk ayı aşkın süredir direniştesiniz.

Aymasan işçisi kardeşler;

Onurluca ve insanca yaşayabilmek için direnmek bizim en doğal hakkımızdır. Nasıl ki sermaye sınıfı haklarımızı gaspetmeyi ve bizi sefalet koşullarına mahkum etmeyi bir hak olarak görüyorsa, direnmek de bizim en meşru hakkımızdır.

Binlerce işçinin işinden olduğu, haklarının gaspedildiği, sendikalarının tasfiye edilmek istendiği veya edildiği şu dönemde, siz uzun soluklu bir grevi göze aldınız ve kazanana kadar direneceğinizi açıkladınız. Şimdi de sesinizi, soluğunuzu duyurmak için yaptığınız çalışmalarla, çevrenizde bir umuda dönüştünüz. Bundan rahatsız olan sermaye sınıfının mülk bekçisi devlet ve onun kolluk güçleri sizin moralinizi bozmak, birliğinizi bölmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sınıf kardeşlerinizden ve dostlarınızdan aldığınız manevi ve maddi desteğe tahammül edemiyorlar. Çünkü onlar işçilerin kendi sınıf çıkarları için hareket etmesini istemezler. İşçinin işçi gibi değil de uysal bir köle gibi olmasını isterler. Ve onların çizdiği sınırların dışına çıkmasını istemezler.

Dostlar, siz aslında gaspedilen haklarınızı almak ve tekrar işinize dönmek için greve çıksanız da, çözümsüz sorunlar yığını haline gelmiş bu ülkede milyonlarca işçi ve emekçinin sesini ve soluğunu da taşıyorsunuz. Çünkü saldırılar hepimizedir, topyekûndür.

Krizlerin faturası bizlere ödettirilmek isteniyor. Bize sıfır zamlar ve sefalet koşulları dayatılıyor. Sahte sendika yasaları dayatılıyor. F tipi (hücreler) yaşam dayatılıyor. Eğitimsizlik, sağlıksızlık, işsizlik gene bizlere dayatılıyor. Sizler aynı zamanda bunun için de direniyorsunuz.

Sözü fazla uzatmayalım. Sınıf kardeşlerimiz adına destek mahiyetinde kısa bir dost mektubu sayın bunu. Bizler de işyerlerimizde işçi arkadaşlara sizden, grevinizden bahsediyoruz.

Arkadaşlar, son olarak, sonuçları ne olursa olsun greviniz sınıfın grevidir diyoruz. Direnişi kazanacağınız inancıyla sizleri tekrar selamlıyoruz.

Direne direne kazanacağız!
İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!
Kurtuluş yok tek başına,
ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Değişik fabrikalardan öncü işçiler/Ümraniye

 

 


Haklarımızı mücadele ederek kazanabiliriz!

Ben sağlık sektöründe çalışan bir kamu emekçisiyim. Devletin bize sektörün ihtiyaçları doğrultusunda verdiği iş giysileri yardımı ve bunun etrafında dönen oyunlardan bahsetmek istiyorum.

Bu "yardımlar" gerçekte emekçilerin mücadeleleri sonucu kazanılan haklardır, ancak verili haliyle içi boşaltılmaktadır. Holdingler için kâr alanı haline gelmektedir.

Devlet örneğin bir iş önlüğü için, ederinin altında bir fiyat belirliyor. İş giysilerinin temini için açılan ihaleyi en düşük fiyatı veren kazanıyor. Bizde de Sümer Holding AŞ. bu ihaleyi kazanmıştır. Biz çalışanlar bu yardımları bize verilen kuponlarla temin edebiliyoruz. Ancak çalışanlara, bu kuponlar karşılığında Sümer Holding'in başka mallarını almaları öneriliyor. Sümer Holding de böylece ederinden katbekat pahalı mallarını satmış oluyor. Aynı zamanda devletten de iş giysileri için ayrılan parayı alıyor.

Eğer çalışanlar kuponlarda yazılı ürünü alsalar, bundan zarar edeceği için buna yanaşmıyor. Çünkü ihaleyi kazanmak için ürünün ederinden çok düşük fiyat veriyor.

Biz verilen kuponlarda yazılan ürünü istediğimizde, Sümer Holding temsilcilerince tepkiyle karşılandık. İşyerimizde sendikamız yeterince güç kazanamadığı için örgütlü bir şekilde bu duruma gereken tavrı koyamadık, ancak bireysel de olsa kuponda yazılı ürünü aldık.

Çıkar amaçlı bu tür oyunlara çalışanlar ancak, hep birlikte hareket ederek, sendikalarda örgütlenerek karşı çıkabilirler. Bizim kazanılmış haklarımızın birileri için kâr alanına çevrilmesini (ki bizim haklarımızın gaspıdır bu), grevli TİS'li sendika hakkımızı isteyerek engelleyebiliriz. Çünkü böylece, bizimle ilgili her sorunda TİS çerçevesinde taraf olabilecek, denetleme gücümüz olacak. Böylece varolan haklarımızı kullanabilecek, yenilerini kazanabileceğiz. Çünkü elde edebilmek için üretimden gelen gücümüz; grev silahımız olacak.

Dolayısıyla, grevli TİS'li sendika hakkı tüm kamu emekçileri için olmazsa olmaz bir taleptir.

Bir kamu emekçisi


Genel-İş'te gayr-ı meşru ihraçlar...

DİSK ağaları muhalefete katlanamıyor


6 bin İzelman işçisinin Genel-İş 3 No'lu Şube'de örgütlenmesinin ardından Genel-İş ve DİSK merkezi içerisinde yaşanan gerçekler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Daha önce de çeşitli vesilelerle açığa çıkan bu süreç şimdi yeni bir boyut kazanmış durumda.

DİSK, merkezi çizgisinin dışında kalan Genel-İş 3 No'lu Şube yönetimini devre dışı bırakmak için bugüne kadar deneyip de başaramadığını, bu kez Olağanüstü Genel Kurul kararı alarak gerçekleştirdi. Şaibeli bir şekilde gerçekleşen bu Genel Kurul kararından yine şaibeli sonuçlar çıktı. Gayr-ı meşru bir biçimde, şu an Genel-İş 3 No'lu Şube Başkanı olan Zeki Olkun da dahil olmak üzere sendika yönetiminin tümü görevden alındı. Ortaya çıkan bu durumu protesto etmek için Genel-İş 3 No'lu Şube tarafından sendika binasında 10 Temmuz günü saat 11.30'da bir basın toplantısı düzenlendi.

Zeki Olkun tarafından okunan basın açıklamasında şunlar söylendi:

"Bu ihraç kararını yasal ve meşru olmadığı için tanımıyoruz. Bizim için esas olan İzelman işçilerinin vereceği karardır. Bu karar da önümüzdeki günlerde toplanacak olan İzmir 3 No'lu Şube Genel Kurulu'nda verilecektir. Kaldı ki, bu yasadışı ve gayr-ı meşru genel kurul kararlarının tüm sonuçlarıyla birlikte iptali için tarafımızdan dava açılacaktır. Büyük olasılıkla bu ihraç kararı iptal edilecektir. Ancak sonuç ne olursa olsun bizlerle İzelman işçilerinin arasındaki bağı kimse koparamayacaktır. İzelman işçileri Genel-İş Sendikası'nın başına çöreklenmiş bir avuç koltuk düşkünü, bir avuç zavallı ile varolmamıştır. Bundan sonra da onlara ihtiyacı yoktur. Önümüzdeki günlerde İzelman işçileri ile yapacağımız toplantılarda, örgütlülüğümüzü daha da geliştirerek yolumuza devam edeceğiz" denildi.

İzelman işçlerinin de katıldığı basın açıklamasında, "Kahrolsun sarı sendikacılık!", "Direne direne kazanacağız!", "Başkan nerede biz oradayız!", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz!" sloganları atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir

 


 

Kamu emekçi hareketine yönelik saldırının üç ayağı...

Sahte sendika yasasının hay-huyu arasında gündeme getirildiği için kamu emekçileri cephesinde bu kez pek yankı bulmayan tasfiye yasası Cumhurbaşkanı'ndan bir kez daha döndü. Daha önce de yasal prosedüre aykırı hazırlandığı için köşkten geri dönmüş olan KHK, bu sefer de savcıların yetkisini kısıtlayıcı özelliği gerekçe edilerek geri çevrildi. Tam da bu nedenle, kamu emekçileri cephesinden hakettiği tepkiden yoksun kaldı.

Aynı kargaşa arasında geçirilmeye çalışılan ve kamu çalışanları tarafından benzer bir tepkisizlikle karşılanan bir diğer tasarı da, "kamu çalışanları arasındaki ücret farklılıklarını giderme kararnamesi" gibi bir sahtekarlıkla sunulan kararname idi. Oysa bu üçü (sahte sendika yasası, tasfiye yasası ve ücret dondurma yasası) kamu işçi ve emekçilerine yönelik kapsamlı saldırının üç temel ayağını oluşturmakta. Kriz sonrası öne çıkarılan "acil" düzenlemeler yüzünden unutulmaya yüz tutan bir İMF direktifine göre, kamuda istihdamın üçte bire düşürülmesi ve ücretlerin sabitlenmesi gerekiyordu. Bu kararın daha hükümetin ilk günlerinde Ecevit'in ağzından ifadelendirilişi; "İMF'ye söz verdik, buçuk fazla olmaz" şeklinde olmuştu. Sahte sendika yasasının ise defalarca gündeme getirildiği ve her seferinde kamu emekçilerinin direnişiyle ertelenmek zorunda kalındığı biliniyor. Bu aynı süreçte farklı alanlardaki gelişmeler, farklı araç ve yöntemlerle terbiye edile edile kötürümleşen reformist hareketin KESK'in başındaki temsilcilerinin de ihanetiyle, bu yasa çok da zorlanmadan geçirilmiş oldu. 2 milyon civarındaki kamu emekçisini temsilen 2 bin kadar emekçinin Ankara'daki son çırpınışları da, ibret-i alemlik bir şiddet gösterisi eşliğinde ezildi.

Gelelim bu üç tasarının getirip-götürdüklerine. Sahte sendika yasası ile kamu emekçilerinin 11 yıllık mücadele mevzilerinin yokedildiği, sendikal hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı biliniyor. 657'de değişiklikler yapan kamu personel rejimi yasası ise, sahte sendika yasasıyla engellenen kimi haklar için mücadelenin önünü almaya yönelik katı yasaklarla yüklü. Sahte sendika yasası grev hakkı tanımıyor, personel rejimi yasası ise sadece grev yapmaya değil, propagandasına bile şiddetli cezalar öngörüyor. Personel rejimi yasası kamu emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin ağırlaştırıcı hükümler içermekle birlikte, asıl memurların yargılanmasına ilişkin maddeleri ile tasfiye tümüyle kolaylaştırılıyor. Tasarının özü, memurların işledikleri suçlar nedeniyle yargılanması/cezalandırılması işlemlerinin yeniden düzenlenmesinden ibaret.

Yeni tasarı bu konuda daire amirlerini tartışmasız yetkilerle donatıyor. Gerek idari cezalar, gerekse de yargı yolunun açılıp açılmaması tümüyle amirlerin inisiyatifine bırakılıyor. Tasarının köşkten döndürülmesi gerekçeleri yüzünden, medya, tasarıyla yolsuzlukların soruşturulmasında savcıların önünün kesileceği, hırsızların korunacağı kaygılarını öne çıkardı. Elbette sözkonusu tasarı bunu da hedeflemektedir. Ancak, milyonlarca kamu emekçisini doğrudan ilgilendiren yanı, aynı maddenin emekçilerin idari ve yargısal cezalandırılmasını sınırsızca kolaylaştırıyor olmasıdır. Yetki tümüyle daire amirine bırakıldıktan sonra, hırsızı korumanın da, öncüyü tasfiyenin de aynı kolaylıkla yürütüleceği açıktır. Bir yandan bu yasa ile devrimci-öncü kamu emekçileri işten atılırken, diğer yandan sahte sendikalarla kamu emekçi hareketi kötürümleştirilecek, bu ikisinin yarattığı suskunluktan yararlanılarak da özelleştirmeler hızlandırılarak tasfiyeler kitleselleştirilecek, böylece kamuda istihdam İMF'nin öngördüğü sınırlara (toplam 400 binlere) çekilmeye çalışılacak.
Kamu çalışanlarına yönelik saldırının üçüncü ayağı, ücretlerin sabitlenmesini (aslında reel olarak düşürülmesi) hedefleyen "ücret dengesizliği" tasarısıdır. Tasarı, "kamu emekçileri arasındaki ücret farklılıklarını giderme, eşit işe eşit ücret ilkesini hayata geçirme" olarak sunulmasına rağmen, gerçekte kamu işçisinin ücretini memur maaşı düzeyine geriletme dışında bir işleve sahip bulunmuyor. Zaten son TİS'lerde kamu işçisi sıfır zamma mahkum edilmiş bulunuyor.

Tasarıyla bu fiili durum güya yasalaştırılmış olacak. Ancak kamu işçisi sadece sıfır zamla da paçasını kurtaracak gibi görünmüyor. Tasarı ile kimi ek ödemelere de el konularak, ücret daha da düşürülmük isteniyor. Kamu emekçilerinin toplusözleşme hakkını ortadan kaldıran sahte sendika yasasının da gücüyle, "enflasyon oranında" yapılmakta olan sadaka zamlarla memur maaşlarındaki kademeli yükseliş sonunda, 2 yıllık bir süreçte kamu işçisi ve emekçisi arasındaki ücret farklılıklarının asgariye indirilmesi hedefleniyor.

İMF'nin onursuz uşaklarının kamu çalışanlarına yönelik planları bunlar. Ancak sınıf mücadelesinin tüm tarihi kanıtlamaktadır ki, sermaye sınıfının ve iktidarlarının niyetleri, yasaları, yaptırımları ne olursa olsun, hak ve özgürlüklerin kullanımı, son tahlilde sınıf mücadelesinin gücüyle belirlenmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de de İMF-TÜSİAD yıkım programlarının nereye kadar uygulanabileceği, hak ve özgürlüklerin ne zamana kadar gaspedilebileceği, sınıf hareketinin düzeyi ve seyri tarafından belirlenecektir. Bu gidişata bir an önce dur demek, işçi sınıfı ve emekçilerin elindedir.

 


 

İşçi-emekçi
hareketinden kısa kısa...

BES emekçilerinden basın açıklaması

Adana Merkez Postanesi önünde toplanan BES yönetici ve üyeleri merkezi olarak aldıkları karar gereği eylem yaptılar. Yaptıkları basın açıklamasıyla; "657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 36. maddesiyle kamu çalışanlarının öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri derece ve kademeler belirlenerek, ilkokul mezunlarının 7, ortaokul mezunlarının 5, lise mezunlarının 3 ve yüksek öğrenimi bitirenlerin ise 1. derecenin son kademesine kadar yükselebilecekleri" uygulamasına karşı tepkilerini belirttiler.Basın açıklamasının ardından başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'a faks çektiler.

Ambar patronundan sendikacıya kurşun

TÜMTİS İzmir Şube Sekreteri Cafer Kömürcü TİS sürecini görüşmek için gittiği Ambarlar Sitesi'nde, Nak-Kargo işvereni Zeki Karakuzulu'nun silahlı saldırısına uğradı.

Ayağından yaralanan Cafer Kömürcü önce karakola, sonra hastaneye götürüldü. Yaşanan bu mafyavari saldırıya karşı TÜMTİS, 9 Temmuz'da Çamdibi'ndeki Nak-Kargo önünde kitlesel bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Hasan Yayık tarafından okunan basın metninin ardından eylem sloganlarla bitirildi. Eylemde "Yaşasın işçilerin birliği!", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz!" vb. sloganları atıldı.

Adana Belediyesi'nde işçiler iş bıraktı

Adana Büyükşehir Belediyesi'nin Çatalan Su Projesi kapsamında yürüttüğü arıtma tesisi inşaatında çalışan 60 işçinin zam oranlarının açıklanmaması ve Haziran ayı maaşlarının ödenmemesi üzerine işçiler iş bıraktılar. 8 Temmuz'de iş bırakan işçiler, Akor İnşaat Limited Şirketi'ne giderek açıklama yapılmasını istedi. İşçiler, görüşmeye giden 5 arkadaşlarının işten atıldığını, kendilerine de "İşinize gelmiyorsa çalışmayın" denildiğini belirttiler.

Selüloz-İş'te TİS imzalandı

Selüloz ve Kağıt Fabrikaları'nda çalışan 4500 işçiyi kapsayan TİS görüşmeleri anlaşmayla bitirildi. Selüloz-İş Genel Sekreteri Ali Tanrıverdi, kamu işverenleri sendikası ile varılan anlaşmayla, ücretlere ilk 6 ay için %15 oranında zam yapıldığını belirtti. Sözleşmeye göre, ücretlere ikinci 6 ayda %15, üçüncü ve dördüncü altı aylarda ise %10 zam öngörüldü.

TÜMTİS yöneticilerine saldırı kınandı

TÜMTİS İzmir Şube Sekreteri Cafer Kömürcü'ye yapılan silahlı saldırıyı protesto etmek için Adana'da TÜMTİS binasında bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya sendika üyesi işçiler, Mensa'dan bir grup işçi, EMEP yöneticileri ve Pir Sultan Abdal Derneği katıldı.

Açıklamada şunlar söylendi: "İzmir Şube Sekreterimiz Cafer Kömürcü, İzmir Nakliyeciler Sitesi'nde ambar işvereni ve Nak-Kargo isimli nakliyat şirketinin ortağı Zeki Karakuzulu'nun silahlı saldırısına uğradı. Şimdiye kadar işçi ve emekçilere yönelik yapılan saldırılara sessiz durmayan, sendika ve konfederasyon ayrımı yapmayan tüm işçi ve emekçilerin hak ve çıkarı için mücadeleyi yükselten sendikamıza yapılan saldırı sendikamızın işlevsizleştirilmesi amacını taşımaktadır. Sendikamız yöneticisine yapılan saldırı, özünde işçilerin örgütlenmesine vurulan bir darbedir. Sendikamız şahsında bütün sendikalara, işçi sınıfı ve emekçilere yönelen bir saldırıdır."

Adapazarı'nda Bem Bir-Sen TİS'i imzaladı

A dapazarı Büyükşehir Belediyesi'nde TİS imzalandı. Sözleşmeye göre memur maaşları 205 milyon liradan 305 milyon liraya, müdür yardımcılarının maaşları 235 milyon'dan 360 milyon liraya, müdürlerin ise 245 milyon liradan 395 milyon liraya yükseldi. Toplam olarak maaşlarda %60 oranda zam yapıldı.

Çankaya Belediyesi'nden işten atılanlar geri alındı

Çankaya Belediyesi'nde, maaşlarını alamadıkları için 48 saat işbırakan ve bu gerekçeyle işten atılan çoğu sendika yöneticisi ve işyeri temsilcisi 26 kişi işe geri alındı. DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, yaptığı açıklamada "Hep birlikte bizi bu hale getirenlere karşı öfkemizi ve mücadelemizi yükselteceğiz" dedi.