9 Haziran'01
Sayı: 12


  Kızıl Bayrak'tan
  Onbir yıllık mücadelenin kritik safhası
  Kazanmak için 4 Mart'lardan daha da ileriye!
  KESK eylemlerinden
  Direniş bayrağı Aymasan işçisinin elinde
  Sınıf hareketinden
  Ölüm Orucu Direnişi'ne karşı devletin yeni taktiği
  Ölüm Orucu Direnişi 233. gününde sürüyor!
  Gençlik hareketi
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/7
  Tarımda yıkım ve sonuçları
  15-16 Haziran, sol hareket ve işçi hareketi
  Hatice Yürekli anısına Ekim Gençliği Kampı
   Uluslararası hareket
  İşçi-emekçi kadını devrimci mücadeleye kazanmanın sorunları
  "Sana söz can yoldaşım zafer bizim olacak"
  Geleceğimize sahip çıkalım!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Rektörlerin “Bilimi ve üniversiteyi koruma” yaygarasının altından kapsamlı saldırı kararları çıktı...

 

Harçlara yüksek oranlı zam, rektörlere sınırsız yetki!


“Bilimi ve üniversiteyi koruma” adı
altında sergilenen orta oyunu

Rektörlerin bir hafta öncesinde “bilimi ve üniversiteyi koruma” adı altında kopardıkları gürültünün altından öğrenci gençliğe dönük kapsamlı saldırı kararları çıktı. Taleplerinde toplu istifayı da göze alacak kadar ısrarcı olduklarını söyleyen rektörlerin maskeleri düştü, asıl amaçları ortaya çıktı. Anlaşıldı ki rektörlerin asıl derdi, üniversitelerin tamamen bir ticarethaneye çevrilmesi ve zaten çok geniş olan yetkilerinin ise sınırsız hale getirilmesidir.

Rektörler, “bilimi ve üniversiteyi koruma” adı altında, istedikleri gibi at koşturacakları çiftlikler istemektedirler. Bu devletin de eğitime dönük temel politikası olduğu için, geçen hafta yaşananlar tümüyle bir danışıklı dövüşten, bir orta oyunu olmaktan öteye gidemedi.

Şimdi rektörlerin “haklı”’ ve “demokratik” olarak lanse edilen istemlerine daha yakından bakarak, bu gerçeği bir başka açıdan gösterelim.

Bugün üniversitelerde bilimden
başka hemen herşey var

Rektörler, “araştırma fonlarının kesilmesi”ne “bu üniversiteleri üniversite olmaktan çıkarıyor” diyerek karşı çıkmışlar ve “kaynak” istemişlerdi. Üniversitelerin döner sermayesinin arttırılması yoluyla geniş bilimsel olanaklar yaratılmasının gerekliliğinden sözetmişlerdi. İdari ve akademik personelin ücretlerinin azlığından ve mağdur olduklarından yakınmışlardı.

Oysa bugün üniversitelerde bilimden başka hemen herşey vardır. Polis copu, jandarma kışlası, ezberci-gerici yoz eğitim, ticarileşme vs., vs. Dolayısıyla bilim adına istenen tüm bu kaynaklar, gerçekte daha fazla cop, pastadan daha fazla pay ve kadrolaşmak için olanaktan başka bir şey değildir rektörler için.

Rektörlerimizin protokol sırası konusunda çok yakıcı bir de istekleri vardı. Ki bu istek esasında rektörlerin gerçekte ne denli bilim insanı olduklarının da göstergesiydi. Rektörler feryad ediyor, “4. sırayı geri istiyoruz!” diye.

YÖK’ten ve birçok liberal çevreden de destek alan rektörlerin asıl derdi, Ecevit’le yaptıkları görüşmeden sonra ortaya çıktı. İşçi ve emekçiler karşısında acımasız bir sermaye uşağı olan Ecevit, rektörlerin isteklerini karşılamak için elinden geleni anında yaptı.

Ama rektörlerin dertlerine bulunan ilaç, öğrenci için tam anlamıyla bir zehirdir.

Üniversiteler şirketleşirken eller
bir kez daha öğrencinin cebinde

İşte rektörlerin asıl dertleri ve çözümleri(!);

* Öğrencilerin katkı paylarının artırılmasında üniversitelerin (siz rektörlerin anlayın) yetkisinin genişletilmesi;

Yapılacak düzenlemelerle rektörler, yaklaşık 150 dolar olan har(a)çları 5 kat artırarak 650 dolara kadar çıkarma yetkisine sahip oluyorlar. Ecevit bunu açıklarken ekliyor; “Bu rakam rektörlerimiz tarafından önerilmiştir”! İşte size kaynak sıkıntısına çözüm. Sermayenin paralı memurları olan rektörler devletten para isteyecek değiller ya! Bunun için bir kez daha öğrencinin ceplerine gözlerini dikmektedirler.

Bir yanda işçiye, kamu emekçisine “0” zam dayatması, öte yanda öğrenci har(a)çlarına %50’yi aşan zamlar. Böylelikle, zaten işçi-emekçiye çıkarılan krizin faturası, bir kez de onların çocuklarının önüne konulmuş oluyor.

* Bölüm kontenjanlarına yüzde on kadar öğrencinin, vakıf üniversitelerince belirlenen ücret karşılığında alınması;

Özel üniversite mantığının devlet üniversitelerine de sıçraması anlamına gelen bu uygulamayla, üniversite sınavından çok düşük puan alan, ancak parası bol öğrencilere öncelik sağlanması sözkonusu olacaktır.

* Üniversitelerin döner sermaye gelirlerinin arttırılması;

Halıhazırda birçok üniversite belli sanayi kuruluşlarının AR-GE kolları olarak çalışmaktadır. Teknik üniversitelerde uygulamaya konulmak üzere olan TEKNOKENT projeleri de, aynı yönde atılmış bir başka adımdır. Bugüne kadar üniversitelerin bu AR-GE görevleri belli yasal boşluklardan yararlanılarak gerçekleştirilirken, bu uygulamayla birlikte artık yasal bir dayanağa kavuşmuş olacak.

* Üniversitelerin bütçe dışı kaynaklarından elde ettiği gelirleri faize yatırabilmeleri;

Bu uygulamayla birlikte, artık üniversitelerin tam bir kapitalist şirket gibi çalışmalarının önü açılmış oluyor. Rektörler ve akademik(!) ekipleri, böylelikle sadece öğrenciyi soymakla yetinmeyecekler, elde ettikleri kaynakla spekülatif vurgunlar peşinde de koşacaklardır.

* Öğrenci kredileri ve öğrenci katkı payları, kredilerin dağıtılması ve tahsili ve yurt yapımında üniversitelere yetki verilmesi ile ilgilli yasa değişikliği;

Birçok okulda bizzat rektörlükçe inşa edilen ve daha sonra sermayeye peşkeş çekilen özel yurtlar düşünüldüğünde, bu uygulamanın ne anlama geldiği de apaçık ortaya çıkmaktadır.

Parasız-bilimsel eğitim!
Özerk demokratik üniversite!

“Herkese parasız eğitim!” ve “Özerk demokratik üniversite!” şiarını yükseltmenin tam zamanıdır. Yüksek öğrenim tamamıyla paralı hale getirilerek emekçi çocuklarının bu okullarda okuması imkansız hale getiriliyor. Rektörlere tanınan sınırsız yetkilerle de üniversiteler tam anlamıyla kışlalaştırılıyor. Öğrenci gençlik bu saldırılara geçit vermemek durumundadır. Birleşik bir mücadeleyle, rektör sultasına ve paralı eğitime karşı durulmalıdır.

Şu an okulların kapanıyor oluşu, hiçbir şekilde bir şey yapmamanın gerekçesi olamaz. Birçok okulda yaz okulu uygulaması mevcut. Binlerce öğrenci yüzmilyonlar dökerek yaz okullarına kayıt yaptırıyorlar. Hem yaz okullarının paralı oluşu, hem de bu son gelişmeler, ciddi bir çalışmayla ve mücadelenin konusu haline getirilebilir. Yaz okulları olmasa da bir şekilde sürece örgütlü bir hazırlık yaparak müdahale etmek ve gelecek öğrenim yılında ülke çapında güçlü bir mücadele için şimdiden hazırlanmak gerekir.




Müşteri değil öğrenciyiz!



Rektörlerin Ankara Yürüyüşünden Notlar:

* Kendi maaşlarının değer kaybetmesinden dolayı dolar üzerinden kaybın hesaplanması ve ödenmesini talep ettiler.
* Üniversitelerin bütçelerinin çok az olduğunu vurguladılar.
* Üniversitelerin mali özerkliğinin olmasını savundular.
* Bu ikinci ve üçüncü talebe bağlı olarak, üniversitelerin bütçe açığının öğrenciler tarafından karşılanmasının daha mantıklı olduğunu vurguladılar. Yani har(a)çlara yüzde 500’lere varan zamlar istediler

Bunlar neyi anlatıyor:

Üniversiteler adım adım özelleştiriliyor dedik, kulak asmadın.
Üniversitede polis, ÖGB, idare işbirliği var dedik, dinlemedin.
Rektörlük öğrencisini değil parayı düşünüyor dedik, umursamadın.

Öğrenci belgesi, transkript, yemek zammı için mücadele edelim dedik, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedin.

Bütçemiz yok, mali kriz içindeyiz diye kıvranan rektörlük, bizlere harcaması gereken parasını okula yeni aldığı 15 tane özel güvenliğe, kapıda da milyarlık turnikelere harcamaktadır.

Nasılsa faturasını öğrencilere ödetecekler. Dışarıda krizin faturasını işçi sınıfı ve emekçi halka ödeten sermaye devletinin okullardaki uzantıları olan rektörlükler de, haliyle krizin okullardaki faturasını işçi-emekçi çocuklarına ödetecekler.




YTÜ öğrencilerinin artan baskıları karşı basın açıklaması...

“Öğrenciler, öğretim üyeleri ve çalışanlar üzerindeki
tüm baskıları kınıyoruz!”


Muhalefetin en dinamik halkalarından biri olan öğrenci gençlik, öğretim üyeleri ve görevlileri üzerindeki baskılar her geçen gün artarak devam ediyor. Bugün üniversiteler bilimden uzak ezberci eğetimin ve para kazanmanın yerleri olarak görülmektedir.

En basit demokratik hak istemlerimiz ise soruşturma ve gözaltı olarak geri dönmektedir. Ayrıca öğretim üyeleri ve görevlileri de aynı sorunlarla yüzyüzedir. Soruşturmalar yaygın bir şekilde ve yıldırma politikası olarak üniversitelerimizde kullanılmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 350 kişiye kantinde sol görüşteki öğrenciler içinde aktif yeralmak ve F tiplerine karşı oldukları gerekçesiyle; Merkez Kampüs’te 60 kişiye sol görüşlü öğrencilerin çevresinde bulunmak nedeniyle ve bir çok öğrenciye güncel olaylar hakkında (İMF, kriz vs.) basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle soruşturmalar açılmıştır.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, yemek boykotu sürecinde öğrencilerin yaptığı basın açıklamasına katıldıkları gerekçesiyle birçok memura ve öğretim üyesine; 7 kişiye güncel olaylarla ilgili afiş astıkları gerekçesiyle; 30’un üzerinde kişiye ateş yakıp halay çektikleri gerekçesiyle; birçok kişiye okul girişinde ne idüğü belirsiz sivil giyimli kişilere kimlik göstermediği gerekçesiyle soruşturmalar açılmıştır. Yine okul giriş ve çıkışlarında sivil polisler ve özel güvenlik birimlerince keyfi uygulamalara maruz kalarak buna tepki koyan öğrencilere soruşturma açılmıştır.

Yine ülkenin dört bir yanında soruşturmalar baskı ve terör aracı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca açılan soruşturmalar direkt sivil polisler ve idare işbirliğince yürütülmektedir. İddia edilen eylemliklerin olduğu günlerde okulda olmayan ya da mezun olmuş öğrencilere de soruşturma açılması polisin soruşturmalardaki etkisi ve amacını göstermektedir. Öğrenciler polis tarafından terörist olarak gösterilmektedir.

Bizler YTÜ öğrencileri olarak okulun ve ülkemizin sorunlarına sahip çıkacağız. Üniversitelerin asıl sahipleri olarak öğrenciler, öğretim üyeleri ve çalışanlar üzerindeki tüm baskıları kınıyoruz. Baskılar bizi yıldıramayacak.

Polis, idare, ÖGB işbirliğine son!
Baskılar, soruşturmalar, tutuklamalar bizi yıldıramaz!

Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileri




Okullarda derinleşen fırsat eşitsizliği,
artan baskılar ve karartılan geleceğimiz


Bir eğitim yılının daha sonuna yaklaşırken bilimden hiç ama hiç bahsetmeyeceğim. Çünkü ana okulundan üniversitesine kadar eğitimin her alanında ezberci, bilimden uzak belki de hayatta hiçbir karşılığını bulamayacağımız şeylere boğuluyoruz. Kapitalist sistem insanı kendine yabancılaştırırken ona kâr elde etmesi gerektiğinden başka hiçbir şey öğretmemektedir. Ezberci eğitimle aslında kaybolan geleceğimiz ve insanlığımızdır.

Eğitim konusunda devlet okullarını günbegün çözümsüzlük ve rezilliğe sürükleyen sermaye devleti, bunların yerine yavaş yavaş vakıf üniversite ve liselerini kurmaya başladı. Özel üniversite ve liselerin mantar gibi çoğaldığı bir dönemin ardından, artık devlet okulları dahil her yerde para vermeyen okuyamaz mantığı hüküm sürmeye başladı.

Eğitim öyle bir çocuk oyuncağına döndü ki, bir devlet lisesinden mezun olan kişinin hiçbir yardım almaksızın sadece kendi çalışmasıyla üniversite sınavını kazanması imkansız hale geldi. Zaten eğitimde fırsat eşitsizliğinin ve adaletsizliklerin aynası olan ÖSS sınavı yetmezmiş gibi, bir de dershaneler türetildi. Bugün hiçbir lise mezunu, çok az bir istisna dışında, dershaneye gitmeden üniversite sınavını kazanamamaktadır. Öğrencilerin başına musallat olan AOBP ise tamamen bu çarpık sistemin çarpık çocuğudur.

Bir aile ancak milyarlarca lira para harcayarak çocuğunu okutabilmektedir. Bunların genelde tercih edilmeyen, puanı düşük üniversitelere girdiğini ve bu üniversitelerin çoğunun diplomalı işsiz yetiştirdiğini düşünürsek, önümüzdeki yıllarda genç işçi ve genç işsiz sayısında bir hayli artma olacağını kolayca görebiliriz.

Sorun, milyarları harcayıp, ezberci eğitimin komik ötesi sorularını cevaplayıp, sonuçta bir üniversiteye girseniz de bitmiyor ki. Dahası belki de asıl sorunbundan sonra başlıyor.

Üniversite, o büyük an... Hayalinizdeki o imkansız tutku... Sizden çok ailenizin gurur aracı... Hani o üzerine saatlerce kafa patlatıp düşündüğünüz yer. Gençliğinizin en verimli dönemlerini derslere kapanıp geçirdiğiniz 1 yıl.

Kapıya doğru yaklaşıyorsunuz. Kalbiniz heyecandan hızlı hızlı atıyor. Çevredeki insanların yüzlerine bakıyorsunuz. Kapıya yaklaştınız, işte merdivenleri çıkıyorsunuz. Birden karşınızda suratları duvar olmuş, ne idüğü belirsiz sivil giyimli bir takım şahıslar “kimlik!” diye çıkıyor. Şaşırıyorsunuz. On dakika kadar öğrenci olduğunuzu anlatıyorsunuz. Ellerinde telsizlerle okulunuzun kapısında kimlik soran tipler, işte ilk şaşkınlık. Binbir zorlukla öğrenci olduğunuzu ispat ediyorsunuz.

Okulun içine ilk ayak basmanız biraz üzgün, biraz telaşlı oluyor. Çevreye bakıyorsunuz masalarda kağıt oynayan insanlar. İkinci bozguna uğruyorsunuz. İçinizden, ben burayı bahçesinde kağıt oynayayım diye kazanmadım ki, diyorsunuz. Burası üniversite, güya bilim yuvası, kahvehane değil ki, diyorsunuz. Sizi dinleyen kim!

İlk dersiniz... Bakıyorsunuz, liseden farkı yok; aynı formüller, aynı duvar yüzler, aynı ezberci eğitim. Bilim mi, onun adını zaten hiç anmayın. Derken yemek zamları, öğrenci belgeleri paraları, kantin zamları karşılığında başlayan boykotlar... Ve ilk soruşturmanızı yiyorsunuz. Çünkü siz bilimden, eğitimden, fırsat eşitliğinden yanasınız.

Üniversiteye hoş geldin! Turnikeleriyle, özel güvenlik birimleriyle, soruşturmalarıyla, ezberci eğitimi ile, gözaltıları ve tutuklamaları ile, işte üniversite!

Üzülme, yine de hoş geldin. “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!”, “Eşit parasız bilimsel anadilde eğitim!”, “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!” diyenleri de var, bu coğrafyada üniversitelerin...

Fırsat eşitsizliğinin kaynağı bu kapitalist sistem son bulmadan hiçbir şeyin uzun vadede kazanılamayacağının bilinciyle hareket eden biz üniversiteliler, öğrenci gençliği devrim ve sosyalizm mücadelesinde işçi sınıfının yanında yer almaya, onunla aynı saflarda mücadele etmeye çağırıyoruz.

Bir öğrenci




YTÜ hazırlık öğrencilerinden eylem:

“Yaz okulu ücreti kaldırılsın!”


Orta kantin önünde toplanan yaklaşık 200 hazırlık öğrencisi, hazırlık öğreniminin sorunlarıyla ilgili olarak basın açıklaması yaptı.

Eylemde; “Yaz okulu ücreti kaldırılsın”, “ Yüzde 90 devam zorunluluğu kaldırılsın”, “Geçme notu barajı düşürülsün” yazılı dövizler taşındı. Basın açıklamasından sonra öğrenciler topladıkları 1000’in üzerindeki dilekçeyi rektörlüğe vermek için yürüdüler.

Eylem orta kantinin önüne yürünerek halaylarla bitirildi.

YTÜ/Ekim Gençliği



Basına fakslanan metinden:

“... Bize verilen eğitimin kalitesiyle daha önceki senelerde yaz okuluna kalan öğrenci sayısı ve yaz okulu ücretlerini karşılaştırdığımızda, “60” not barajı’nın verilen eğitimin karşılığı olmadığı; yaz okulu kontenjanını doldurmak ve okula ek kaynak yaratmak için belirlendiğini görüyoruz. Bizlerin üniversiteye gelmiş yetişkin bireyler olduğumuzu unutan üniversite yöneticileri, derse girip girmeme konusunda karar verme hakkımızı elimizden alıp bize bölümlerde %70 olan devam mecburiyetini % 90 olarak dayattılar. Bu yoğun ders programı içinde % 90 devam zorunluluğu, gerek öğrencilerin sosyal yaşantılarını öldürmesi, gerekse öğrencilerin de birey olduğunun unutulması sonucunda, öğrencilerin derslerden verim alması engelleniyor.

Bu sebeplerden dolayı hazırlığı geçemeyen öğrencilere 2 aylık yaz okulu seçeneği sunuldu. Yaz okulunda sadece gündüz eğitimi verilmesine, 1. ve 2. öğrenim öğrencileri arasındaki ders saatlerinin ve öğretmenlere verilen ücretlerin arasında fark olmamasına rağmen; 2. öğrenim öğrencileri 1. öğrenim öğrencilerinin ödediği ücretin 2 katını ödemek zorunda kalıyor. Özellikle yurtlarda kalan öğrenciler için yaz boyunca sadece nöbetçi yurtların açık olması ve bu yurtların ücretlerinin normal yurt ücretlerinin 2 katı olması ise ayrı bir külfet....”