9 Haziran'01
Sayı: 12


  Kızıl Bayrak'tan
  Onbir yıllık mücadelenin kritik safhası
  Kazanmak için 4 Mart'lardan daha da ileriye!
  KESK eylemlerinden
  Direniş bayrağı Aymasan işçisinin elinde
  Sınıf hareketinden
  Ölüm Orucu Direnişi'ne karşı devletin yeni taktiği
  Ölüm Orucu Direnişi 233. gününde sürüyor!
  Gençlik hareketi
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/7
  Tarımda yıkım ve sonuçları
  15-16 Haziran, sol hareket ve işçi hareketi
  Hatice Yürekli anısına Ekim Gençliği Kampı
   Uluslararası hareket
  İşçi-emekçi kadını devrimci mücadeleye kazanmanın sorunları
  "Sana söz can yoldaşım zafer bizim olacak"
  Geleceğimize sahip çıkalım!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Onbir yıllık mücadelenin kritik safhası


Kamu çalışanları hareketi cephesindeki mücadele şu günlerde en kritik safhasını yaşıyor. 11 yıllık zorlu bir mücadelenin kaderini belirleyecek günlerden geçiyoruz da denebilir buna. Emperyalizm ve sermaye uşağı mevcut hükümet, birçok başka cephede olduğu gibi kamu çalışanları cephesindeki çatışmayı da düzen lehine bir sonuca bağlamaya çalışıyor. Parlamentoda görüşülmeye başlanan ve bazı hükümleri şimdiden kabul edilmiş bulunan sahte sendika yasası bunun bir ifadesidir.

Kamu çalışanları, işçi sınıfının ‘89 bahar eylemliliklerinin hemen ardından, ‘90 yılı içerisinde fiili sendikalaşma hareketine girişerek, grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı mücadelesini başlatmışlardı. Bu mücadele hızla yaygınlaştı, hemen tüm sektörlerde büyük bir güç kazandı, kısa sürede yüzbinlerce kamu emekçisinin üye olduğu bir sendikal örgütlülük düzeyine ulaştı. Bu örgütlenme, grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkının elde edilmesi mücadelesinin etkili bir dayanağı olmakla kalmadı, tüm ‘90’lı yıllar boyunca, kamu çalışanlarının kendilerine yönelik çeşitli türden saldırılara karşı direnmesinin de etkili bir aracı işlevini gördü. Kamu emekçileri, düşük maaş zamları ve sürgünler başta olmak üzere sermaye iktidarlarının çeşitli türden saldırılarına karşı yıllarca bu örgütlülüğe dayanarak direndiler ve yer yer önemli başarılar kazandılar.

Bütün bu mücadeleler içerisinde fiilen elde ettikleri sendika hakkına yasal bir biçim vermek, bunu grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı olarak elde etmek, kamu çalışanları hareketinin değişmez hedefi olarak kaldı. Sermaye iktidarları da hareketin gücünü bu noktadan kırmaya özel bir dikkat gösterdiler. Buna yönelik ilk girişim, ‘90’ların ortasında sahte sendika yasası tasarısının yasalaştırılmak istenmesiyle gündeme geldi. Fakat 17-18 Haziran’da 150’bin kişilik görkemli bir kalabalıkla Kızılay’ı dolduran, 4 Mart’ta aynı Kızılay’da büyük bir kararlılıkla direnmesini bilen kamu emekçileri, böylece bu ilk saldırıyı püskürtmeyi başardılar. Dönemin hükümetleri bu büyük kararlılık karşısında yasayı gündemden çıkararak, saldırıyı ertelemek zorunda kaldılar.

‘90’ların ortasındaki bu büyük çatışma ve direniş nedeniyle ertelenen saldırıyı, aynı dönemde zindan cephesinde yaşanan ve devrimci tutsakların kararlı direnişi karşısında ertelenmek zorunda bırakılan saldırıyla kıyaslamak mümkün. Bugünkü gerici-faşist kırması hükümet, F tipi saldırısıyla zindan cephesinde düzen lehine almak istediği sonucu, kamu emekçileri cephesinde de sahte sendika yasa tasarısını yeniden gündeme getirip yasalaştırmaya çalışarak elde etmek istiyor. Zindanlarda katliam yaparak “cezaevi sorunu”nu artık nihayet çözdüğünü sanan (fakat çok geçmeden bunda ne kadar yanıldığını da anlayan!) mevcut hükümet, şimdi de sahte sendika yasasıyla kamu emekçileri hareketinin yarattığı 11 yıllık “sorun”u çözmek çabası içindedir. Zindan cephesinde 20 yıllık mücadele birikimini boşa çıkarmaya ve sert irade savaşını düzen lehine bir sonuca bağlamaya çalışanlar, aynı şeyi kamu emekçileri cephesinde yapmaya çalışmakta, 11 yıllık mücadele birikimini boşa çıkararak çatışmayı yine sermaye düzenin hesapları çerçevesinde bir sonuca bağlamak istemektedirler. F tipindeki “kararlılık” ile sahte sendika yasasındaki “kararlılık” arasında tam bir paralellik var.

Ne var ki sermaye iktidarının saldırı kararlılığı, zindan cephesinde olduğu gibi kamu emekçileri cephesinde de zorlu bir direnişle, karşı yönden gelen aynı türden bir kararlılıkla karşı karşıyadır. Uzun yılların mücadele birikiminin gücü ölçüsünde, çatışma sert geçiyor ve direniş kararlı bir çizgi izliyor. Her iki alanda da çatışma halen sürüyor ve bu iki çatışma bugünün Türkiye’sinin en önemli iki siyasal gündemi olarak öne çıkıyor.

Bu paralelliğin ötesinde ise, iki kritik çatışma alanının temel önemde farklılığı kendini gösteriyor.

Zindan cephesindeki çatışmanın doğrudan tarafı, tutsak devrimcilerdir. Devrimci tutsaklar, bilinçli ve örgütlü mücadele insanlarıdır. Kendi iradelerine ve tercihlerine hakim öncüler olarak, son derece acımasız bir saldırıyı püskürtmek için büyük bir direnç göstermektedirler ve bu uğurda her türlü bedeli ödemeye hazırdırlar. Bu nedenledir ki, katliamlara, sistematik baskı ve işkencelere, dahası 7 ayı aşan açlığa rağmen, direniş bir türlü kırılamamakta, devlet bir türlü sonuç alamamakta, tersine, adım adım yenilgiye doğru yol almaktadır.

Oysa kamu emekçileri, saldırıyı püskürtmede ortaya koydukları tüm mücadele isteği ve kararlılığına rağmen, ürkek, korkak ve büyük kazanımlar uğruna bedel ödemekten tümüyle uzak, reformist bir KESK önderliğiyle yüzyüzedirler. Halihazırda kamu emekçileri cephesindeki direnişin en temel zaafı, en büyük handikapı budur.

Sermaye hükümetinin saldırıdaki pervasızlığı biraz da buradan gelmektedir. Saldırı çoktandır gündemde olduğu halde, KESK yönetimi saldırıya karşı etkin ve eylemli bir kampanyayı gündeme getirmekte bir hayli gecikmiştir. İşaretleri çoktan verilen bu saldırıya karşı aylar öncesinden planlı ve sistematik bir kampanya gündeme getirilebilmiş olsaydı, herhalde hükümet yasayı gündeme almakta bu kadar rahat davranamazdı. KESK yönetimi bunu yapmak yerine ayak sürüyerek tasarının komisyonlarda somutlanmasını beklemiş, böylece saldırıyı püskürtme niyeti ve kararlılığı konusunda önden karşı tarafı cesaretlendiren çok ciddi bir zaafiyet belirtisi sergilemiştir.

Bu zaafiyet öylesine göze batıcıdır ki, tüm barikatları yararak Kızılay’a çıkma kararlılığını ortaya koyan kamu emekçisinin yasayı püskürtmedeki kararlılığı etkili ve kesintisiz eylemler silsilesi ile yeni bir düzeye çıkarılacağına, ortaya konulan eylem planı bile, yasanın parlamentodaki görüşme sırası gerekçe gösterilerek, ertelenebilmiştir. Böylece KESK yönetimi, yasanın parlamentoda ani biçimde görüşülmeye başlanması karşısında, kamu emekçisini yeterli hazırlıktan yoksun bir konuma bile bile düşürmüştür.

Bu KESK yönetiminin yıllardır süregelen değişmez tutumu ve çizgisidir. Kendi türünden bir sendikal bürokrasiye çoktan dönüşmüş bulunan reformist çizgideki yönetimler, bu konumlarıyla başından itiberen mücadeyi geriye çeken, zaafa uğratan, kamu emekçinin direnme isteğini ve enerjisini kıran bir rol oynamışlardır. Şimdiki yönetimin davranış çizgisi de güven vermekten tümüyle uzak bu ürkek ve oportünist tutumun bir uzantısıdır.

Bu ülkede yüzbinlerce kamu emekçisi için grevli toplusözleşmeli sendika hakkını elde etmek elbette kolay değildir. Bu hedefe ancak kararlı, soluklu ve büyük bedeller ödemeyi göze alan bir mücadele çizgisiyle ulaşılabilirdi, ulaşılabilir. KESK yönetimleri ise bu türden bir çizgiden özenle uzak durmuşlardır. Bunun yerine, hükümetlerle ve parlamentoyla ılımlı bir çizgide diyalog yolu tutulmuş, zaman zaman gündeme getirilmek zorunda kalınan eylemler bile bu diyalogla sözde sonuçalma çizgisine dolgu malzemesi yapılmaya çalışılmıştır.

Son gelişmeler bu çizginin de iflası anlamına gelmektedir. Fakat sermaye iktidarının işi yine de kolay değildir, kesinlikle olmayacaktır. KESK yönetiminin tüm kötürümleştirici çabalarına rağmen kamu emekçilerinin 11 yılı bulan uzun soluklu bir mücadeleyle hareketi bugüne bizzat taşıdıkları unutulmamalıdır. 26 Mayıs Kızılay eylemi, KESK emekçisinin önüne kurulan barikatları aşma kararlılığının yeni bir göstergesi olmuştur. Yasanın parlamentoda görüşülmesi üzerine dün (Perşembe) gündeme gelen, Kızılay meydanında bir kez daha polisle sert bir çatışmaya dönüşen mücadele kararlılığı ise, bunun en son halkasıdır.

Bir kısım maddeleri benimsenen yasanın görüşülmesine önümüzdeki hafta devam edilecektir. Kamu emekçisi hafta başından itibaren, yasanın meclisten çekilmesi talebiyle ve yasa meclisten çekilene kadar, bir genel direniş eylemi başlatabilirse eğer, bu sahte yasa püskürtülebilecektir. Böyle olmaz da iş KESK yönetiminin yasak savma türünden en fazla bir gün iş bırakma eylemine kalırsa, yasanın çıkacağına şimdiden kesin gözüyle bakılabilir.

Fakat bu herşeyin sonu değildir. Tersine, bu saldırı kamu emekçisinin önüne yeni mücadele hedefleri çıkaracaktır ve onu yeni bir mücadele dönemine sokacaktır. Kamu emekçisi, bugüne kadarki hak ve mevzilerini mevcut yasalar sayesinde ve onlara dayanarak değil, tam tersine, onlara rağmen ve mücadeleye dayanarak, fiilen elde etti. Bundan böyle de fiili mücadelesini sürdürerek hak ve mevzilerini koruyacak, “grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı” mücadelesine daha bir güçlü yüklenecek, bunu sahte yasanın iptali yeni istemi ile birleştirecektir.

11 yıllık bir mücadele birikimi ve deneyimi de düşünüldüğünde, kamu emekçisine boyun eğdirmek sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Gerici düzen cephesi zindan cephesinde yaşadıklarının bir benzerini, kuvvetle inanıyoruz ki, kamu emekçileri cephesinde de yaşayacak, kamu emekçisinin yeni biçimler kazanacak büyük direnciyle karşılaşacaktır.