2 Haziran'01
Sayı: 11


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçilerinin Ankara çıkarması
  Barikatlar aşıldı, Kızılay zaptedildi!
  Kamu emekçileri direnişlerini sürdürüyorlar...
  İhanet sözleşmesini alanlarda yırtalım!
  İzmir Sümerbank direnişi devam ediyor!
  F tipi ölümün belgesi
  Ölüm Orucu direnişçisi Uğur Türkmen 27 Mayıs'ta ölümsüzleşti...
  Direniş kazanacak!
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/6
  Ölüm Orucu'ndaki tutsaklardan bazılarının sağlık durumu
  Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri...
  Tarım, hububat ve emperyalizm
  Kıbrıs'ta MGK patentli kirli ve kanlı operasyon!
  Uluslararası hareket
  Devrim kaçkınlarının devrimcilere bitmeyen kini
  Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan ve Hüseyin Cevahir'in anıları önünde saygıyla eğiliyoruz...
  Proletaryanın büyük devrimci şairi: Nazım Hikmet
  Hücre karşıtı mücadele
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kızıl bayrağımıza leke sürmeyceğiz


İçinden geçilen tarihsel süreci kavrama bilinciyle hareket eden devrimci tutsaklar, devrim tarihimize direngen ve başeğmez tutumlarıyla yazılacaklar. Komünistler olarak Habip, Ümit yoldaşlardan devraldığımız kızıl bayrağı, Hatice Yürekli yoldaş şahsında leke sürdürmeden daha yukarılara taşıyoruz. O’nun ve ölümsüzleşen siper yoldaşlarının önünde saygıyla eğiliyoruz. Onlardan öğrenerek parti ve devrim yolunda çelikleşiyoruz. Onlar su veriyorlar bu çeliğe.

Hatice yoldaşla hiç tanışmadım. 1 Mayıs alanlarında birlikte kuşlama yapmadım. Grevlere, iş yavaşlatma eylemlerine birlikte emek vermedim, veremedik. Bedenlerimiz yanyana, omuz omuza olmadı hiç. Olması da gerekmiyordu. Halbuki aynı havalandırmada birlikte volta atmayı, bir fabrikada iş çıkışı parti bildirilerini birlikte dağıtmayı, faşizmin işkencehanelerinde onunla birlikte “Devrimci irade teslim alınamaz!” diye haykırmayı, ne çok isterdim. Ama Partili yaşam “bizleri” ayrı kentlerde, farklı iş alanlarında birleştiriyor. Büyüylen bir “gövde”nin parçaları haline getiriyor.

Evet Hatice yoldaş, senin gibi uğruna tereddütsüz ölünecek davamızın yetkin bir sıra neferi değilim henüz belki. Ama sizlerin; Habip’in, Ümit’in ve Ateş Saçan Yürek’in yolgösterici pratiğiyle, bizler de birer sıra neferi olacağız. Sizlerin lekesiz bıraktığı, işçi sınıfının ve insanlığın kurtuluşunun simgesi olan kızıl bayrağımızı kapitalizmin burçlarına dikeceğiz.

Devrimci irade teslim alınamaz!
Biz kazanacağız!

C. Doruk/Ankara




Faşist yargı terörü devam ediyor...

Ankara’da bir okurumuz daha tutuklandı!


KESK’in 26 Mayıs tarihli Ankara eyleminde yüzlerce eylemci gözaltına alınmıştı. Aralarında onlarca okurumuzun da bulunduğu gözaltılar akşam saatlerinde bırakılmaya başlandı. Ancak Serhan Soysal adlı ODTÜ öğrencisi arkadaşımız bırakılmayarak TMŞ’ye götürüldü. Cumartesi akşamı oturduğu ev basıldı. Salı gününe kadar gözaltında kalan arkadaşımız çıkarıldığı DGM tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeksizin tutuklanarak Ulucanlar zindanına konuldu.

Ankara’da üzerimizdeki baskı her geçen gün giderek ağırlaştırılıyor. Ancak bu saldırıları gerçekleştirenler bilmeliler ki bizi teslim almayı başaramayacaklar.

Sudan gerekçelerle tutuklanan diğer arkadaşlarımız gibi Serhan Soysal’ın da derhal salıverilmesini istiyoruz.

SY Kızıl Bayrak/Ankara




Yürekli insanlara...
Hızlı adımlarla yarınlara koşanlara...


Önce ipi siz göğüslediniz. Ser verdiniz, ama hayatı sevdiniz. Onurlu yaşama dört elle sarıldınız. Daha güzel yarınlar için koştunuz. Hep koştunuz... İnadına devrim ve sosyalizm uğruna. Hayatın, yaşamın kendisiyle alay edercesine, yüreğinizle, inancınızla. Ser verdiniz güzel yarınlara.

Çocukların süt içtiği, güneşin aydınlığını yansıttınız karanlık gecelere. Bir maratondu bu. Aşkolsun sizlere. Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı, Mahir, Hüseyin, Ulaş, Deniz, Habip, Ümit, Hatice Yürekli... Nice yürekli yoldaşlar. Aşkolsun sizlere, ipi siz göğüslediniz.

Bu uzun bir maraton. Koşacağız hep birlikte, türkülerimiz, halaylarımız, marşlarımızla dağıtacağız karanlık bulutları. Güneşin kızıllığına dek. Aşkolsun sizlere, en önde bitirdiniz maratonu. Bizleri yalnız bıraktınız. Ama sizler yalnız değilsiniz maratonda. Yüzler, binler, onbinler, milyonlar... Her biri bir yürek. Her biri yürekli. Her biri ezgi, hazal koşuyor güneşin kızıllığına.

Sizlere ant olsun nice yürekliler, alnınızda parlayan kızıl yıldızınızla, köylünün orağı, işçinin çekici, dalgalanacak denizi mavi, güneşi kıpkızıl ülkemizde. Aşkolsun yürekli Nazım’a, gezecek işçi tulumuyla güzelim ülkemizde.

Yürekli yoldaş, mücadelen kavgamıza ışık olsun. Sınıfa ve tüm emekçilere sözümüz var. Faşizmi döktüğü kanda boğacağız.

Yolumuz işçi sınıfının savaş yoludur!

Frankfurt’tan SY Kızıl Bayrak okurları




Hiçbir ihanet cezasız kalmayacak!


Bir TİS süreci daha geride kaldı ve ihanet çetesi görevini yine yerine getirdi. TİS görüşmeleri gerçekte işçilerin haklarını korumak ve geliştirmek için bir silah olması gerekirken, bu ihanet çetesi yüzünden sermayenin elinde bir silaha dönüşmüştür. Artık sermaye sınıfı, işçi sınıfına dönük kapsamlı saldırılarını, TİS görüşmeleri sayesinde etkili şekilde uygulama imkanı bulmaktadır.

İmzalanan TİS’de işçiler lehine en ufak bir kazanım yoktur. İşçi sınıfı için hayati önem taşıyan konularda işçiler, hükümetin ve patronların insafına terkedilmişlerdir. İmzalanan TİS, Türkiye işçi sınıfı tarihine bir ihanet belgesi olarak geçecek niteliktedir.

Bu konuda hükümet temsilcilerine söylenecek bir söz yok. Onlar bir taraf ve kendi sınıflarının çıkarlarını korumakla yükümlüler. Bunun karşılığında maaş alıyorlar. Siz sözde sendikacılar, işçilerin aidatlarıyla sefahat içinde yaşıyorsunuz, eliniz sıcak sudan soğuk suya değmiyor ve bunun karşılığını onları arkadan hançerleyerek veriyorsunuz. Bunun için de efendileriniz tarafından teşekkürü fazlasıyla hakediyorsunuz.

Hiçbir çabanız uşaklığını yaptığınız, uğruna ihanette sınır tanımadığınız efendilerinizin sonunu değiştirmeyecektir. Son söz daha söylenmedi. İşçiler bu TİS’te birçok şeyi daha yakından gördüler. Sizleri çok daha iyi tanıdılar. Şimdilik işsiz kalmak ve evine bir lokma götürememek kaygısıyla seslerini çıkaramadılar. Fakat bir sınıf olarak hareket etmekten kaçınmayacakları günler uzak değildir. Çünkü sizlerin kimlerin temsilcisi olduğunuzu biliyorlar. İşçi sınıfı bir sınıf olarak hareket etmeye ve hesap sormaya başladığında, sizler bir kez daha kedi gibi ağaca tırmanmaktan kurtulamayacaksınız.

Şurası bir gerçek; “Yaşamda herkes kendi rolünü oynar.” Siz bugüne kadar ihanetçi rolünü çok iyi oynadınız ve sizin için artık deniz bitti. Sıra işçi sınıfında ve sınıf devrimcilerinde. Ve biz öncü işçiler kendi rolümüzü hakkıyla yerine getirmekle yüz yüzeyiz. Bunu da Partimizin bayrağı altında, beraber gerçekleştireceğiz. O büyük gün geldiğinde; dolaşacaktır elini kolunu sallayarak, işçi tulumuyla, bu güzelim memlekette hürriyet...

D. Cemre