2 Haziran'01
Sayı: 11


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçilerinin Ankara çıkarması
  Barikatlar aşıldı, Kızılay zaptedildi!
  Kamu emekçileri direnişlerini sürdürüyorlar...
  İhanet sözleşmesini alanlarda yırtalım!
  İzmir Sümerbank direnişi devam ediyor!
  F tipi ölümün belgesi
  Ölüm Orucu direnişçisi Uğur Türkmen 27 Mayıs'ta ölümsüzleşti...
  Direniş kazanacak!
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/6
  Ölüm Orucu'ndaki tutsaklardan bazılarının sağlık durumu
  Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri...
  Tarım, hububat ve emperyalizm
  Kıbrıs'ta MGK patentli kirli ve kanlı operasyon!
  Uluslararası hareket
  Devrim kaçkınlarının devrimcilere bitmeyen kini
  Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan ve Hüseyin Cevahir'in anıları önünde saygıyla eğiliyoruz...
  Proletaryanın büyük devrimci şairi: Nazım Hikmet
  Hücre karşıtı mücadele
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Adalet Bakanlığı’nın F tipi genelgesi...

F tipi ölümün belgesi


Adalet Bakanlığı, Ölüm Orucu Drenişi’ni kırmak ve direnişin etkisini zayıflatmak amacıyla yapılan TMY’nin 16. maddesinde değişiklik yaptıktan sonra bir genelge yayınlayarak, yeni düzenlemenin nasıl olacağını F tipi cezaevi müdürlüklerine bildirdi.
Genelge, F tiplerinin gerçek ruhunu ve amacını yalın bir tarzda ortaya koyuyor. Devrimci kimlik ve kişiliğin sistemli olarak nasıl yokedileceği ayrıntılı olarak anlatıyor. F tiplerinin birer Nazi kampı olarak adlandırılmayı ne denli hakettiğini bir kez daha gösteriyor.

“Ortak yaşam mekanları”:
Sistemli itirafçılaştırma mekanları

F tipi genelgesi uyarınca, “Ortak yaşam alanları” olarak gösterilen, “Çok Amaçlı Salon, Kreş, Kütüphane ile İşyurtları ve Çalışma Atölyeleri”ni kullanmak, tutsakların siyasal kimliklerini bırakmaları şartına bağlanıyor. Her tutsak hakkında, kimliksizleştirmeye uygun olup olmadığına ilişkin “Psiko-Sosyal Yardım Servisi” adını taşıyan bir birim tarafından önce bir rapor hazırlanıyor. Bu rapor daha sonra “cezaevi birinci müdürü başkanlığında, doktor, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, öğretmen ve infaz koruma başmemuru”ndan oluşturulan “Seçici kurul” tarafından masaya yatırılarak, tutsağın alınacağı “eğitim programı” belirleniyor. “Eğitim programı”, tutsağa uygulanacak kişiliksizleştirme ve kimliksizleştirme programı oluyor.

Sözkonusu programın uygulanması yine “Seçici kurul” tarafından denetleniyor. Tutsağın programa verdiği tepki değerlendirilip, programa ya yeniden bir biçim veriliyor, ya da tutsağın bu programa kapalı olduğuna kanaat getirilirse program sona erdiriliyor. Yani tutsağın bu mekanlara çıkması yasaklanıyor.

Tüm bunlardan da görüleceği üzere, sözde “ortak yaşam mekanları”nın kullanılabilmesinin temel koşulu, devrimci tutsakların teslim olması ve itirafçılaşmasıdır.

Askeri disipline tam itaat hedefleniyor

Genelgeye göre, “ortak yaşam alanları”ndan yararlanmak için rehabilitasyon programını kabul eden bir tutsak, tam bir deney hayvanı haline getiriliyor. Tüm davranışları izlenip, denetleniyor. Yaşamını rehabilitasyon programının parçası olarak konulmuş kurallara göre sürdürebiliyor. Tam bir askeri disiplin içerisinde itaate zorlanıyor. Bunun için rehabilitasyon programı bir tehdit aracı olarak kullanılıyor. Genelgede bu durumu şöyle ifade ediliyor: “Hükümlü veya tutuklu hastane veya mahkemeye sevk, ziyaret saatlerinin çakışması, isteksizliği veya zamanında hazırlanmaması gibi nedenlerle günlük faaliyet programına katılamadığı takdirde o gün için planlanmış etkinlikten yararlanma hakkını kaybetmiş sayılacak. Ancak, sürekli isteksiz davrananların veya 3 defa zamanında hazırlanmayanların faaliyet ve uygulama programları iptal edilecek.”

Elbette tüm bunlar, tutsağın böylesine kapsamlı bir kişiliksizleştirme ve kimliksizleşmeye evet demesine bağlı. Eğer tutsak, “ortak yaşam mekanları”nı kullanmak adına siyasal kimliğini teslim ediyorsa, ancak o zaman bu mekanlar kendisine kullandırılacak ve bunun karşılığında ise kimliksizleşmesi ve kişiliksizleşmesi için sistemli bir rehabilitasyon programına tabi tutulacaktır. Yani siyasal kimliğin teslim edilmesi sadece bir başlangıçtır. Ardından tehdit ve sistemli müdahalelerle tutsak tam anlamıyla kendisini kusmaya zorlanacaktır. Böylece tutsağın tüm insani ve siyasi varlığının öldürülmesi hedeflenmektedir. Askeri disiplin ve itaat buna hizmet etmektedir.

F tipi işkence teslimiyete zorlamak içindir

Buradan rehabilitasyon programlarının gönüllülük esasına göre uygulanacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Çünkü F tipleri her bakımdan, tutsakları siyasal kimliklerinden soyundurmaya ve kişiliksizleştirmeye dönük olarak planlanmıştır.

Buraya kadar, “ortak yaşam alanları” adı altındaki ortak işkence mekanlarının gönüllü olarak kabul edildiği koşullardan hareket ettik. Ancak devrimci tutsaklar henüz F tiplerinin yapımı sürerken saldırının kapsamı konusundaki bilinç açıklığıyla başeğmez bir direngenlik ortaya koymuşlardır. Ağır bedellere karşın direnişin devam etmesi bu bilinçten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, devrimci tutsakları teslim almak için, işkence sürekli ve sistematik bir biçimde kullanılacaktır. Çünkü sermaye devletinin böyle bir programı uygulayabilmesi için öncelikle tutsakların dirençlerini kırması gerekmektedir. Bugün tutsaklara uygulanan işkence ve zorun gerisinde de bu vardır.

Eğer direniş F tipi saldırısını parçalayamayıp yenilgiyle biterse, tutsaklar üzerindeki baskı ve işkence yoğunlaşacak, daha sistemli bir biçimde uygulanacaktır. İtirafçılaştırma programı gönüllülük üzerinden değil, sistematik işkence ile hayata geçirilmeye çalışılacaktır. Adalet Bakanı’nın, liberal çevrelerin “ortak yaşam alanları”nın düzenleneceğine ilişkin sözlerin tutulmadığı suçlamasına verdiği yanıt bu gerçeğin de bir itirafıdır. Bakan sık sık, ÖO Direnişi’nin bu alanların açılmasının önünde engel olduğunu söylüyor.

Genelge direnişin haklılığını
bir kez daha kanıtlamıştır

Devrimci tutsaklar, F tipi ölümü kabullenmektense direnerek ölmeyi tercih ediyorlar. Adalet Bakanlığı’nın F tipi genelgesi tutsakların direnişinin ne derece haklı ve meşru olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Çünkü F tipleri, genelgeden de görüldüğü üzere, tam anlamıyla birer işkencehanedir. Nazi kamplarıdır. Tutsaklar sistematik işkenceyle, siyasal kimlik ve kişiliklerinden soyundurulmaya ve tüm insani değerlerini teslim etmeye zorlanmaktadırlar.

Devrimci tutsaklar her ne pahasına olursa olsun direnişi sürdüreceklerdir. Çünkü önlerinde ya F tipi ölüm, ya da direnerek ölümsüzleşmek vardır.

Adalet Bakanlığı’nın genelgesi, F tipleri üzerindeki tüm maskeleri yırtarak, F tipi barbarlığı ortaya koymuştur. Artık hiçbir liberal çevre “yaşam” adına direnişe cephe alma yüzsüzlüğünü gösteremez. Eğer bugünden sonra da bu tutum sürdürülürse, böylelerinin adları karşı saflarda sayılmaya başlanacaktır.




Katliamcı devletin yeni manevrası:

Direnişçi tutsaklar serbest bırakılıyor!


Devrimci tutsakların 200 günü aşkın süredir sürdürdüğü Ölüm Orucu Direnişi karşısında çaresiz kalan devlet, yeni manevralarla direnişi bitirmeye çalışıyor. Her türlü yalana, alçaklığa, iğrençliğe, işkence ve saldırıya rağmen kararlılıkla süren direniş, faşist rejimi köşeye sıkıştırmış durumda.
4. ve 5. ekiplerin de çıkmasıyla tutsakların sergilediği kararlı duruş karşısında çaresizlik içerisine düşen devlet, yeni manevralarla diz çökeceği günü geciktirmeye çalışıyor.

Yeni taktik, 50’den fazla ölü, onlarca yaşayan ölünün orta yerde durduğu bir evrede direnişçi tutsakları serbest bırakmak. İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ndeki tutsaklardan 12’si 31 Mayıs akşamı hiç kimseye haber verilmeden “serbest bırakıldılar”!

Serbest bırakılan tutsakların isimleri ise şöyle:

Mesut Avcı, Barış Yıldırım, Serhat Karadumanlı, Sevgi Erdoğan, Ümit Kanlı, Kenan Korkankorkmaz, Yılmaz Babatümgöz, Kemal Denli, Tamer Çadırcı, Gökhan Özocak, Özgür Kılıç, Ulaş Göktaş.

Zorla tedavi edilmek amacıyla F tiplerinden hastaneye getirilen tutsaklar adeta hastaneden atıldılar. Üstelik birçoğu hafızasını yitirmiş durumda ve direnişte oldukları için ayakta bile duramıyorlar. Tutsakların hangi maddeye dayanarak serbest bırakıldıkları ise henüz belli değil. Hastane çalışanları da bilgilerinin olmadığını ifade ediyorlar. Alınan tek bilgi, 6 aylık bir ertelemenin olduğu. Zaten böyle bir karar için yasal düzenleme de gereksiz. Çünkü kararın kendisi devletin politik bir manevrası.

Tüm bu gelişmeler devletin direnişi bitirme noktasındaki ısrarını gösteriyor. 19 Aralık operasyonundan bu yana 50’yi aşkın devrimci yaşamını yitirdi ve onlarcası sakat kaldı. Ancak direniş buna rağmen yeni ekiplerle sürüyor. Köşeye sıkışan devlet, şimdi de tutsakları serbest bırakarak direnişi fiilen bitirme yoluna gidiyor.

Mevsimleri ve her türlü alçaklığı göğüsleyerek bugünlere ulaşan direniş, devletin bu oyununu boşa çıkaracak ve hakettiği zafere ulaşacaktır.

Devrimci tutsaklar onurumuzdur!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!