19 Mayıs'01
Sayı: 09


  Kızıl Bayrak'tan
  Kölece dayatmalara uşakça minnettarlık
  Sözde işgüvencesi mecliste...
  Kamu emekçilerini tasfiyeyi hedefleyen sahte sendika yasası çıkıyor!
  Kamu emekçileri hareketi
  Zindan çatışmasındaki kilitlenmeyi aşma sorunu
  4. Ölüm Orucu ekibi direniş saflarında!
  Ölüm Orucu'nu destekleme eylemleri...
  Özelleştirme salıdırısına karşı mücadelenin sorunları
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/4
  Kölelik zincirlerini kıralım!
  Uluslararası hareket
  Sadık uşak Türkiye "Ulusal Füze Savunma Sistemi"ni destekliyor
  Hatice Yürekli yoldaş ölümsüzdür!
  "Kazanan biz olacağız, kazanan devrim davası olacak!"
  Faşizmin işkencehanelerinde devrim savunması
  Sincan hücrelerinde sistematik işkence!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Gula sor! Sevgili Burhan!


Armutlu’nun insan ve isyan gülüşlü çocuğu. Seyre dalarsan Antakya’yı Armutlu’nun tepesindeki taş bahçeden, gör gözlerindeki hırs ve inancı nasıl da taşıyoruz yüreklerimizde. Ve eğer dalarsa gözlerin denizlerin engin mavisine, anımsa o yüreklerinde kızıl karanfilleri taşıyanları. Hani o bir ucunda orak diğer ucunda çekiç, özsuyunda zifiri sarı yıldızı taşıyan yiğitleri... Onlar gibi olmak istediğini bir kez daha haykır. Bir kez daha haykır kalleş ölüme inatla ...

Burhan Hayzaran, 1981 Antakya doğumlu. 8 Mayıs 2001 tarihinde Armutlu’da, insanlığın en büyük sorunlarının baş aktörü olan kapitalist sistemin yarattığı trafik canavarının pençesinde yaşamını yitirdi. Biz de yüreğinde taşıdığı inanç ve kararlılığın taşıyıcısı olacağız. Ta ki, ölümünün sorumlusu kapitalizmi tarihin çöplüğüne gömene dek....

SY Kızıl Bayrak okurları/Antakya



14 yaşındaki kız çocuğuna
75. Yıl Karakolu’nda yapılanlar...


Yıldız Erdoğan, 11 Mayıs günü İHD İstanbul Şubesi’nde yaptığı basın toplantısında, kızı Döndü Erdoğan’ın pazara giderken “şüpheli şahıs” olarak gözaltına alındığını belirtti. Ardından 75. Yıl Karakolu’nda tutulduğunu, onu görmek için gittiklerinde, elleri arkadan kelepçelenmiş, saçları dağınık, başı kızarık ve bitkin bir vaziyette bulduklarını belirtti. Anne Erdoğan, kızlarının 10 saat boyunca karakolda tutulduğunu belirtti. Kızlarının henüz 14 yaşında bir çocuk olduğunu söyleyen Erdoğan, kızlarının gözaltı sırasında su içtiği bardakla bileklerini kestiğini, daha sonrasında eve geldiklerinde ise evlerinin 4. katından atlayarak intihara kalkıştığını açıkladı.

Ayrıca Bahçelievler Emniyet Müdürü’nün kendilerine “Olayı unutun” diyerek tehdit ettiğini bildirdi. İHD Yönetim Kurulu Üyesi Leman Yurtsever, 18 yaşına kadar herkesin çocuk sayıldığını hatırlatarak, Türkiye’de çocukların gözaltına alındığına, işkence gördüğüne dikkat çekti. Erdoğan’a yapılan muamelenin sorumluları hakkında soruşturma açılmasını isteyen Yurtsever, olayın takipçisi olacaklarını ifade etti.




“Emekleriniz boşa gitmeyecek”


“Anneler Günü”nde anneme ve babama...

Gözyaşlarınla sulayıp tohumları bugünlere ulaştırdın. Şehirlerin karbondioksit kokan zehrini solumamamız için üzerimize abandın. Acılarımızı acın, sevinçlerimizi sevincin yaptın. Gücümüze güç, inancımıza inanç kattın. Ne yaparsak yapalım dirençle karşıladın, direncimize direnç kattın. Biz sizden öğrendik haksızlıklara karşı gelmeyi. Sizden öğrendik, dolaylı da olsa, mücadele etmeyi herşeye rağmen. Fırtınalı günler yaşıyoruz, karlı-boranlı. Şiddeti ileride daha artacak olan. Ve siz olmasanız bu fırtınalı günlerde dışarıda kalırdık, ıslanır, donardık.

Sizin sıcaklığınız bu boranda gelecekte yaşanacak güneşli güzel günleri yaratacağımıza olan inancımızı artırıyor. Güven veriyor. Fırtınayı beraber göğüslüyoruz, güneşli güzel günlerde beraber yaşayacağız. Emekleriniz boşa gitmeyecek. Bizi siz böyle yetiştirdiniz. Onurlu, inançlı, inatçı... Şaşırıyorlar bizi tanıyanlar. Bunca pisliğin, kirlenmişliğin yozluğun arasından nasıl sıyrılıp aktınız diye. Bu düzenin içinde yaşayıp bu bozuk çarkın bir dişlisi olmadınız diye. Biz gurur duyuyoruz sizinle...

Gelecek avuçlarınızın içinde. Avuçlarınızı açın.
Tohumlarınızı saçın. Bırakın çiçeklensin filizler.
Güller, karanfiller, sümbüller.
Ve ben arkamdan siz olmasanız ayakta kalamazdım.

Ne sesim olurdu hücrelerden taşan. Ne yumruğum olurdu sınırları aşan. Şimdi yüreğimde iki ateş, biri sizin için yanıyor.

Bir SY Kızıl Bayrak okuru




Bedelleri azaltmak için dışarıda da
direnişi yükseltmeliyiz!


Devrimci iradenin yenilmez gücü bir kere daha kendini gösteriyor. Devrimci tutsaklar bir kez daha ölümün ve düşmanın üzerine zaferi kucaklayana kadar gitmekte kararlılar. Bu kararlılıklarını 7 aydır süren görkemli bir direnişle gözler önüne seriyorlar.

Üç mevsim, bir katliam geçti aradan. Onlarca tutsak şehit düşerken, yüzlercesi sakat kaldı ve daha yüzlerceside ölüm sınırında. Devrimci iradenin duvarına çarpmış olan hücre saldırısı, bedeli ne olursa olsun zafere doğru tereddütsüz ilerliyor. Saldırının püskürtülerek zaferin kazanılması ise çok yakın. Bedelin ağır olacağı bilinen bir gerçekti. Çünkü saldırının daha öncekilerden daha kapsamlı, planlı ve kararlı olduğu biliniyordu. Bunun için de devrimci tutsaklar daha ilk başta “Zaferi şehitlerimizle kazanacağız!” diyerek bedel ödemeye hazır olduklarını açıklamışlardı.

Bedel ödenmeye devam ediliyor. Şu ana kadar onlarca kızıl karanfilimizi güneşe uğurladık ve uğurlanmaya hazır yüzlerce karanfil ise sıralarının gelmesini beklemekte. Zafere kadar da bu bedeller ödenmeye devam edilecek. Hani diyor ya şair, “Ölüm düştü toprağa/adı mutlaka zafer olacak” diye. Evet ölüm düştü bir kere toprağa ve zafer artık kaçınılmaz olarak kapıda bekliyor. Zaferi kapıya kadar getiren ise tutsakların içeride sürdürdükleri direniş. Daha fazla şehit verilmeden zaferi kucaklamak ise dışarının oluşturacağı direnişe bağlı. 19 Aralık katliamı öncesi oluşan tepkiyi katliam sonrasına taşıyabilseydik, devlet bu kadar pervasız saldıramaz, ödenecek bedel bu kadar ağırlaşmazdı. Uygulanan fiili sıkıyönetim karşısında dışarının sessiz kalması, şu an içeride bedenlerinden başka silahları olmadığı halde son ana kadar direnmekte kararlı oan tutsakların ödedikleri bedelin çok daha fazla olmasına sebep olmuş durumda.

Ölümlerin başlamasıyla birlikte sessizliğin az da olsa kırılmaya başlanmış olmasına rağmen, direnişin kazanılmasına dönük hala yeterli düzeyde bir basınç oluşturulmamıştır. Ama artık hiç vaktimiz kalmadı. Bir an önce bulunduğumuz bütün alanlarda Ölüm Oruçları’nı gündeme oturtmamız ve oluşacak tepkiyi harekete geçirmemiz gerekiyor.

Ankara’dan bir okur