19 Mayıs'01
Sayı: 09


  Kızıl Bayrak'tan
  Kölece dayatmalara uşakça minnettarlık
  Sözde işgüvencesi mecliste...
  Kamu emekçilerini tasfiyeyi hedefleyen sahte sendika yasası çıkıyor!
  Kamu emekçileri hareketi
  Zindan çatışmasındaki kilitlenmeyi aşma sorunu
  4. Ölüm Orucu ekibi direniş saflarında!
  Ölüm Orucu'nu destekleme eylemleri...
  Özelleştirme salıdırısına karşı mücadelenin sorunları
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/4
  Kölelik zincirlerini kıralım!
  Uluslararası hareket
  Sadık uşak Türkiye "Ulusal Füze Savunma Sistemi"ni destekliyor
  Hatice Yürekli yoldaş ölümsüzdür!
  "Kazanan biz olacağız, kazanan devrim davası olacak!"
  Faşizmin işkencehanelerinde devrim savunması
  Sincan hücrelerinde sistematik işkence!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Devrimci tutsakların kirli oyun ve manevralarına yanıtı bir kez daha direnişi büyütmek oldu...

 

4. Ölüm Orucu ekibi direniş saflarında!


İnsanlık, zindanlarda süren görkemli bir direnişe tanıklık ediyor. Sermaye devleti tüm olanaklarına karşın, ellerini kollarını kelepçelediği tutsaklara diz çöktüremiyor. Bir avuç tutsak devrimci faşist devletin kanlı ve kirli saldırılarına papuç bırakmıyor.
Devlet direnişi 19 Aralık’ta vahşet operasyonu ile bitirebileceğini düşündü. Ama katliam ve işkencelerle F tiplerine doldurulan tutsakların yanıtı gecikmedi, direniş yeni gruplarla büyüdü. Kirli propaganda aygıtları çalıştırılarak direnişe dönük toplumsal ilgi ve sempati yokedilmeye çalışıldı. Ölüm Orucu Direnişi’nin olmadığı yalanı büyük bir arsızlıkla propaganda edildi. Bu arsızlık daha da ileri götürülerek, devrimci tutsakların ölmemesi aşağılık açıklamalara konu edildi. Devrimci tutsakların buna yanıtı ise, daha önce sadece sakatlıkları önlemek için aldıkları B1 vitaminini kesmek oldu.
Direniş şehitlerin verilmesiyle yeni bir evreye girdi. Direnişçi tutsaklar peşisıra faşist devletin suratına bir tokat olup indiler. Böylece o ana kadar sürdürülen tüm kirli propaganda, yalan ve demagojiyle beraber sessizlik duvarları da parçalandı. Direnişçiler bir kez daha faşist devletin kirli oyunlarını boşa çıkardılar.
Ancak sermaye devleti yeni kirli oyun ve manevralarını devreye sokmakta gecikmedi. Daha önce katliama zemin hazırlamak için kullanılan yasal değişiklikler devreye sokuldu. Tecriti meşrulaştırmak dışında hiçbir işlevi olmayan bu yasal değişikliklerle direnişin meşruluğuna gölge düşürülmeye çalışıldı. Ama bu çabası da sonuç vermedi. Arkasından, hastaneler tam anlamıyla bir ablukaya alınarak, zorla tedavi işkencesiyle tutsakların iradeleri kırılmaya çalışıldı. Beraberinde ciddi sakatlıklarla yüzyüze kalan devrimci tutsaklar, direnişi bıraktılar vb. biçiminde alçakça bir propagandaya konu edildiler. Direnişin zayıfladığı, birçok direnişçinin direnişi bıraktığı, kalanlarınsa yakında bırakacakları biçiminde sürdürülen bu aşağılık kampanyaya kararlılık gösterileri eşlik etti. Böylece hem içeride ve hem de dışarıda belirsizlik tmosferi yaratılarak, umutsuzluk yayılmaya çalışıldı.
Devrimci tutsaklar devletin bu yeni kirli oyunlarına karşı da gereken yanıtı vermiş bulunuyorlar: 4. Ölüm Orucu ekibi 11 Mayıs’ta direniş saflarına katıldı. 4. ekibi yakın zamanda 5. ekip izleyecek. Böylelikle faşist devletin kirli oyun ve manevralarına karşı direnişçilerin yanıtı bir kez daha direnişi büyütmek oldu. Faşist devlete direnişi kıramayacağı bir kez daha gösterildi.
Direnişçiler, daha direnişin başında da söyledikleri gibi, her koşul altında direnişi sonuna kadar götüreceklerini göstermiş bulunuyorlar. Şiddetli bir sınıf savaşımının en ileri cephesinde bulunuyor olmanın sorumluluğu ile davranıyorlar. Direnişleriyle insanlığı ve onuru yüceltiyorlar. Sermaye devleti ise, tam da çürüyen ve yokolmakta olan dünyanın temsilcisi olarak, kirli ve kanlı silahlarını öne sürüyor. Tam da bundan dolayıdır ki, direnişin görkemi ve taşıdığı aydınlık tarafından yenilmeye mahkumdur.




13 Mayıs Beyazıt eylemi...

“İçerde, dışarda hücreleri parçala!”


Ölüm Oruçları’nın 206. gününe denk gelen 13 Mayıs günü İstanbul’da ortak bir protesto eylemi yapıldı. Eylemde ÇHD İstanbul Şubesi, HADEP, EMEP, ÖDP, SİP, DBP, KESK İstanbul Şubeler Platformu, TMMOB, İHD İstanbul Şube, Halkevleri, Limter-İş, Belediye-İş 2 No’lu Şube, Belediye-İş Beyoğlu Şubesi, Deri-İş Genel Merkezi, DİSK Basın-İş İstanbul Şube, TUYAB, TAYAD, TUAD, MAĞDER, Dayanışma Evleri, Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’nin de içinde olduğu kuruluşlar, Adalet Bakanlığı’na ortak suç duyurusunda bulundular.
Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı eylem, toplanma noktasında yaşanan karışıklıktan dolayı iki ayrı noktada gerçekleşti. Çoğunluğunu HADEP’lilerin oluşturduğu 800’e yakın kitle Beyazıt Meydanı’nda toplanırken, yaklaşık 300 kişilik kitle asıl buluşma noktası olan Beyazıt otobüs duraklarında toplanmaya başladı. Bu karışıklık eylemin kitleselliğini olumsuz yönde etkilerken, aynı zamanda da geç başlamasına neden oldu.

Eylem komitesinin alandaki kitleyi duraklara çağırması üzerine yürüyüşe geçen kitleye polis saldırdı. Bunun üzerine ara sokaklardan duraklara ulaşmaya çalışanlara da saldıran polis bazılarını gözaltına aldı. Tüm engelleme çabalarına rağmen alandaki kitlenin bir bölümü durağa ulaşabildi. Saldırı üzerine durakta bekleyen kitle alkış ve sloganlarla eylemi başlattı ve adliyeye doğru yürümek istedi. Kitlenin hareketlenmesi üzerine polis duraktakileri çembere aldı. Polisin tehditleri karşısında HADEP kitlesinin büyük bölümünü dağıtma yoluna gitti. Fakat kalan kitlenin yürüme kararlılığı karşısında polis sonuçta yürüyüşe izin vermek zorunda kaldı.

Komitenin uyarısına rağmen yürüyüş sırasında “İçerde, dışarda hücreleri parçala!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” sloganları atıldı. Bazıları, anlaşmaya uyulmaması sonucu adliyeye yürünmesine izin verilmeyeceği kaygısıyla slogan atanları uyardı. Adliyeye yaklaştıkça kitledeki öfke ve kararlılık daha da arttı. Adliye binasının çevresine yığılmış polis sürüsünün yanından geçerken kitlenin öfkesi, gür ve coşkulu bir şekilde attığı “Katil devlet hesap verecek!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!” sloganlarıyla somutlanmış oldu.

Suç duyurusunda bulunmak üzere adliyeye giren temsilcileri bekleyen yaklaşık 350 kişilik kitle, sık sık “Katil devlet hesap verecek!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İnsanlık onuru, hücreleri yenecek!”, “İçerde, dışarda hücreleri parçala!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Şehit namırın!”, “Yeni ölümler istemiyoruz!”, “Tecrit kalksın ölümler dursun!” sloganlarını coşku ve öfkeyle attı.

Suç duyurusunun ardından basın açıklaması okundu. Açıklamanın ardından bir tutsak anası yaptığı konuşmada; daima çocuklarının arkasında olacaklarını, hiç kimsenin onları haklı taleplerinden geri adım attıramayacağını ve çocuklarını sonuna kadar desteklediklerini söyledi. Konuşma sonrası kitle anaya alkış, zılgıt ve sloganlarla destek verdi. Eylem kitlenin slogan atarak dağılmasıyla bitti.

Beyazıt eylemi, yaşanan tüm teknik sorunlara ve organizasyon eksikliğine rağmen, son süreçte gerçekleştirilen anlamlı eylemlerden biri oldu. Eylem çağrısında imzası olmasına rağmen kitlesi bulunmayan çevrelere, yaşanan dağınıklığa ve tüm öteki olumsuzluklara rağmen, parçalı da olsa biraraya gelen 1000’in üzerinde bir kitlenin eyleme katılması, daha geniş bir çalışmayla daha kitlesel katılımların örgütlenebileceğini göstermiş oldu. Böylesi bir süreçte gerçekleştirilen bu eylem, yaşanan suskunluk fesadını kırabilecek dinamiklerin hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda olduğunu göstermektedir.

Devletin direnişi yalnızlaştırmak ve kırmak için giriştiği tüm kirli oyunlara, uyguladığı baskı ve teröre rağmen, kitledeki öfke ve kararlılık devrimci tutsakların yenilmez direnişi ve teslim alınamaz iradesinin sonucudur. Bizlere düşen görev devrimci tutsakların başeğmez direnişine yakışır nitelikte eylemleri örgütlemek ve bundan sonraki eylemlere daha güçlü katılım sağlayarak bunları süreklileştirmektir.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul