19 Mayıs'01
Sayı: 09


  Kızıl Bayrak'tan
  Kölece dayatmalara uşakça minnettarlık
  Sözde işgüvencesi mecliste...
  Kamu emekçilerini tasfiyeyi hedefleyen sahte sendika yasası çıkıyor!
  Kamu emekçileri hareketi
  Zindan çatışmasındaki kilitlenmeyi aşma sorunu
  4. Ölüm Orucu ekibi direniş saflarında!
  Ölüm Orucu'nu destekleme eylemleri...
  Özelleştirme salıdırısına karşı mücadelenin sorunları
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/4
  Kölelik zincirlerini kıralım!
  Uluslararası hareket
  Sadık uşak Türkiye "Ulusal Füze Savunma Sistemi"ni destekliyor
  Hatice Yürekli yoldaş ölümsüzdür!
  "Kazanan biz olacağız, kazanan devrim davası olacak!"
  Faşizmin işkencehanelerinde devrim savunması
  Sincan hücrelerinde sistematik işkence!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamu emekçi hareketini tasfiyeyi hedefleyen
sahte sendika yasası çıkıyor!

 
Krizden çıkış adı altında yürürlüğe konulan yeni saldırı programının ana hedeflerinden biri de kamu emekçileri hareketidir. Saldırı sadece, diğer tüm ücretli emekçiler gibi, kamu emekçilerinin yoksullaştırılmasıyla sınırlı değildir. Buna ek olarak ve yoksullaştırma saldırısını sorunsuzca uygulayabilmek için hareketi fiilen kırmaya yönelik adımlar atılmaktadır.

Önce 1 Aralık iş bırakma eylemi bahane edilerek binlerce kamu emekçisi hakkında soruşturma açıldı. Bir kısmının cezası hemen kesildi, bir kısmı adli yargıya intikal ettirildi. Bu aynı süreçte Tüm Yargı-Sen gibi zindan süreçlerine taraf olmaya kalkan, Enerji Yapı Yol-Sen gibi enerjinin özelleştirilmesi ve yağmalanmasına karşı mücadele yürütmeye çalışan sendikaların yönetici ve üyelerine yönelik saldırılar ev baskınları, gözaltı ve tutuklamalara kadar vardırıldı. Bunlar harekete gözdağı vermenin araçlarıydı ve göründüğü kadarıyla amacına ulaşmış bulunuyor. Şimdi sıra alandaki tüm emekçilere gelmiştir. Özellikle çıkarılan iki yasa, tasfiye yasası ile sahte sendika yasası, düzenin bu baş ağrısının kökünü kazıma niyetini ortaya koymaktadır.

Kamu emekçi hareketini tasfiyeyi hedefleyen bu iki yasa da, her zamanki gibi, “kamu çalışanlarının ücretlerinde iyileştirme”, “kamu emekçilerine sendika hakkı tanıma” gibi tersten adlandırıldı. Tıpkı 30 kişinin katledildiği 19 Aralık zindan saldırısının adını “hayata döndürme operasyonu” koydukları gibi. Oysa birincisinin nasıl ücret iyileştirmekle alakası yoksa, ikincisinin de hak-hukukla bir alakası yok. Tersine, ilkinde ücretlerin dengelenmesi adı altında tüm kamu emekçileri için en alt düzey kıstas alınarak, kazanılmış haklar gaspedilmeye çalışılacak. Kamu işyerlerinde gammazlık yaygınlaştırılacak. Ve asıl önemlisi, bu alan devrimci, demokrat, ilerici, hatta sendikalı emekçilerden temizlenmek suretiyle kamuda sendikal mücadele tümüyle bitirilmeye çalışılacak. Sendika hakkı olarak sunulan ikinci yasa ise, kamu emekçilerinin yılların mücadelesiyle kaandığı meşru haklarının gaspından başka bir anlama gelmiyor. Sözkonusu yasa ile sendikal hakkın vazgeçilmez unsurlarından ikisi, toplusözleşme ve grev hakkı ortadan kaldırılıyor. Bu iki unsurun bulunmadığı yerde ise sendikadan bahsetmek mümkün olmuyor.

Bunların bilincinde olan kamu emekçi hareketi, baştan itibaren grev ve toplusözleşme hakkının vazgeçilmezliği üzerinde ısrarla durmuştur. Yıllarca alanlarda dillendirilen bu talebin şiarlaştırılışı, “grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı” şeklindedir. Sonuncusu 1 Aralık’ta olmak üzere, grev hakkı fiilen ve defalarca da kullanılmıştır.

Bugün, bu fiili-meşru hakkın ortadan kaldırılması girişimini püskürtmenin tek ve en etkili yolu yine iş bırakmadan geçiyor. Yani fiili grev eyleminden. Geçmişte bu bakış kamu emekçi hareketine hakimdi ve “grev hakkı grev yaparak kazanılır” sloganında ifadesini buluyordu. Yine aynı bakışla kazanılmış hakların korunması ve yasal güvenceye kavuşturulması için iş bırakarak alanlara çıkmanın zamanıdır. Nitekim, gasp yasasının açıklanmasıyla birlikte, bir çok ilde başlayan protesto eylemleri, kamu emekçi kitlelerinin hakları konusundaki hassaslığını göstermiştir. Ne var ki, tabandaki hassasiyeti sendika merkezleri ve KESK yönetiminde de bulmak mümkün değildir. Bu bürokratlar, bu kadar yoğun bir saldırı ortamında, hala, tabana güven verecek bir mücadele programı bile yapmış değildirler.

Reformist sendika bürokratları
ihanet içindedirler

Kamu emekçi sendikalarının ve bağlı oldukları konfederasyonun, yıllardır reformist yöneticilerin hakimiyetinde olduğu biliniyor. Özelde ÖDP ağırlıklı bir reformist kadro bu ve ÖDP’nin tüm teslimiyetçiliği KESK’teki kadroları üzerinden kamu emekçi hareketine de yansıyor. Zindanlardaki devrimci katli karşısında tüm parti örgütlerine “tutsak yakınlarına kapıları kapatma” talimatı çıkarmak, açanların tasfiyesine girişmek, ÖDP’nin son marifetlerinden biri ve tüm diğer konulardaki tutumu için bir turnusol işlevine sahip. Devrimci düşmanlığı her alanda ve her vesileyle kendini gösteriyor. Parti içindeki devrimci eğilimlerin tasfiyesi, kamu sendikalarındaki devrimci kadroların sendika yönetimlerinden tasfiyesi ve giderek kamu emekçi hareketinin sınıf mücadelesinden tasfiyesi... İşte reformizmin düzene hizmetini faturası budur.

Türk-İş bürokratlarının açık ihanetinden hiç farklı sonuç yaratmayan bu tutum, düzenin saldırıları karşısında kamu emekçilerinin elini kolunu bağlamakta, onları öldürücü bir atalete mahkum etmektedir. İşçi-emekçi kitleleri düzenin saldırılarına karşı harekete geçirecek olan güç örgütlülüktür. Ve bugün hareketi en az on yıl geriye atacak saldırılar karşısında bu örgütler kıllarını kıpırdatmamakla tarihlerinin en büyük ihanetini yaşamaktadırlar. Kuşkusuz bu ihanet kendilerinin de sonunu getirecektir. Kamu emekçisinin sendika hakkının gaspı, KESK ve bağlı sendikaların da sonu demektir. Sadece grev ve toplusözleşme hakkı olmayan bir sendikaya sendika demek mümkün olmayacağı için değil, meşru mücadeleyle kazanılmış bir hakkın yine meşru mücadeleyle korunabileceği gerçeği nedeniye ve bugün bundan kaçınıldığı için...

Sorumluluk devrimci kamu emekçilerinin
omuzlarındadır

Hareketin taban dinamiklerine ne olduğu sorusuna gelince... Yukarıda, reformist sendika yönetimlerince devrimci kamu emekçilerinin sendika yönetimlerinden tasfiye edildiğini söylemiştik. Geçmişte taban dinamiklerini büyük oranda şubelerdeki bu kadrolar harekete geçiriyordu. KESK’e doğru basıncın adresi de şubelerdeki bu devrimci yönetimlerdi. Tasfiye hareketinin altında yatan nedenlerden biri de, reformistlerin bu basınçtan kurtulma arzularıydı. Sendika yönetimlerinden uzaklaştırılmış olmaları, kuşkusuz, devrimci kamu emekçilerinin mücadeleden el-etek çekmelerinin gerekçesi olamaz. Ancak kitleleri harekete geçirebilmenin önemli bir aracından yoksun kalmalarının, bugünkü ataletin baş etmenlerden biri olduğu da kabul edilmelidir.

Diğer yandan; gerek 1 Aralık eylemi sırasında Türk-İş ve diğer EP bileşenleri tarafından yalnız bırakılmak, gerekse de eylemin ardından gelen saldırılar karşısında KESK tarafından sahiplenilmemek, saldırılara eylemli yanıt verilmemesi anlamında, kamu emekçi kitlelerinde sendikalara karşı güvensizliği artırmış durumdadır. Örgütlerin yukarıda değindiğimiz mücadele kaçkınlığına bir de tabandaki bu güvensizlik eklendiğinde, bugünkü tablo büyük oranda tamamlanmış oluyor. Yanısıra, 1 Aralık soruşturma ve cezalandırmaları, artı, sendika baskınları ve tutuklamaların kitleler üzerinde ciddi düzeyde sindirme etkisi yarattığı açıktır. Özellikle 1 Aralık’tan sonraki tüm eylemlerde, 1 Mayıs dahil, kamu emekçi kitlesinin katılımı son derece düşük olmuştur.
Durum böyle olmakla birlikte, bu, değişmez ve değiştirilemez bir şey değildir. Değiştirmekle yükümlü olansa devrimci kamu emekçileridir. Yükümlülüğün ötesinde, alandan tümüyle tasfiye edilmeyi önlemenin tek yolu mücadelenin yükseltilmesi olduğuna göre, buna zorunludurlar. Her sendika ve şubesinde, işyerlerinde çalışma yapmak üzere derhal örgütlenilmeli ve harekete geçilmelidir. Devrimci kamu emekçilerinin geçmişte bu konuda önemli bir deneyim birikimi vardır. Her seferinde bir nedenle dağılmış da olsa, bugün bu deneyimlerden çıkarılan derslerle yeniden bir araya gelmek zorunludur. Ancak bu kez, alandaki tüm güçlerin harekete geçirilmesi, işyerlerinde eylem propagandası ve örgütlenmesinin hızlandırılması gerekiyor. Konu bir takım basın açıklamalarıyla geçiştirilemeyecek enli önemlidir. Sendika merkezleri merkezi eylem kararı alıncaya dek, yerel eylemler ve diğer araçlarla zorlamak gerekmektedir.