19 Mayıs'01
Sayı: 09


  Kızıl Bayrak'tan
  Kölece dayatmalara uşakça minnettarlık
  Sözde işgüvencesi mecliste...
  Kamu emekçilerini tasfiyeyi hedefleyen sahte sendika yasası çıkıyor!
  Kamu emekçileri hareketi
  Zindan çatışmasındaki kilitlenmeyi aşma sorunu
  4. Ölüm Orucu ekibi direniş saflarında!
  Ölüm Orucu'nu destekleme eylemleri...
  Özelleştirme salıdırısına karşı mücadelenin sorunları
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/4
  Kölelik zincirlerini kıralım!
  Uluslararası hareket
  Sadık uşak Türkiye "Ulusal Füze Savunma Sistemi"ni destekliyor
  Hatice Yürekli yoldaş ölümsüzdür!
  "Kazanan biz olacağız, kazanan devrim davası olacak!"
  Faşizmin işkencehanelerinde devrim savunması
  Sincan hücrelerinde sistematik işkence!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kölece dayatmalara uşakça minnettarlık

 
15 ihanet yasasına karşılık
14 milyar dolar yeni borç

Türkiye’ye verilecek yeni borcu kararlaştıracak olan İMF İcra Kurulu toplantısı gerçekte Nisan ayı ortasında yapılacaktı. ABD memuru Derviş’in ABD’de iken İMF’nin istemini seslendirerek dile getirdiği “15 günde 15 yasa” formülü, emredilen 15 yasanın Nisan ayı ortasına, yani İMF İcra Kurulu toplantısının hemen öncesine yetiştirilmesi anlamına geliyordu. Türkiye’yi yönetenlerin tüm itaatkârlığına rağmen bunun siyasal değil fakat teknik nedenlerle olanaksızlığı açığa çıkınca, İMF İcra Kurulu’nun Türkiye gündemli toplantısı Mayıs ortasına ertelendi.

Kazanılan bu yeni süre içinde, emperyalizmin bir dediğini iki etmemek noktasına gelmiş hükümet ve meclis jet hızıyla (Ecevit’in sözleriyle “tıkır tıkır”) çalışarak, emperyalistlerce emredilen 15 ihanet yasasını peşpeşe çıkardı ve MGK kararı gereğince “hukukçu Cumhurbaşkanı” da, her hangi bir hukuksal ya da ulusal kaygıya kapılmaksızın, bunları aynı hızla onayladı. İMF İcra Kurulu Salı günü toplandığında, 15 yasanın tümü meclisten geçmiş, son ikisi hariç bunlar cumhurbaşkanınca da artık onaylanmıştı. (Cumhurbaşkanının yasalardan ikisinin onayını toplantı sonrasına sarkıtması “piyasalar”da ve hükümet çevrelerinde tedirginlikle izlendi ve ancak İMF onayının ardından rahat bir nefes alınabildi!).

Emredilenler harfiyen yerine getirildiği için, İMF İcra Kurulu Türkiye’ye verilecek yeni borcu beklentinin alt sınırı üzerinden (14, 4 milyar dolar olarak) onayladı ve ilk dilimi serbest bıraktı. Sonraki dilimler her seferinde yapılacak yeni denetimlerle, istenenlerin ve istenecek olanların harfiyen yerine getirilmesi koşuluna sıkı sıkıya bağlı olarak, belli zaman aralıklarıyla parça parça serbest bırakılacak.

İMF’nin verdiği yeni borç olduğu
gibi eski borç ödemelerine gidecek

İMF onayının ardından işbirlikçi burjuvazi medya üzerinden sahte bir iyimserlik havası pompalıyor. Borsanın birkaç yüz puan yükselmesi, doların 5-10 bin lira düşmesi, bu sahte iyimserliğe dayanak yapılıyor. Bununla kalsa iyi. Dahası şu günlerde Türkiye’de halk kitlelerini aptal yerine koyan bir komedi de sahneleniyor. Başta başbakan olmak üzere Türkiye’yi yönetenler ile medyadaki İMF uşakları, bu yeni kredinin kıymetini bilelim, bunu iyi değerlendirelim, bunu başarırsak çok geçmeden düze çıkarız diyorlar. Halk kitleleri ile alay etmek anlamına gelen bu söylemler, siyasal ahlaksızlığın ve çürümüşlüğün ulaştığı yeni boyutlara da bir gösterge oluşturuyor.

Ortada kıymeti iyi bilinecek ve akıllıca değerlendirilebilecek bir kullanılabilir para yok gerçekte; zira İMF’nin yeni borcu, olduğu gibi, vadesi gelmiş borç ödemelerine gidecek. Yani “borcu borçla kapatma” uygulamasına yeni bir halka eklenecek ve bununla borca dayalı çarkın işleyişi sağlanacak.

Türkiye bu yıl sonuna kadar vadesi gelmiş 14 milyar dolar dış borç ödemek zorunda. İMF’nin açtığı yeni kredi borcu da tamı tamına bu kadar. Ne eksik, ne fazla. Yani işin aslında İMF, dayattığı ağır koşullar karşılığında, Türkiye’ye verdiği borçlarla vadesi gelmiş borçların ödenmesini sağlayacak, demek oluyor ki, Türkiye’nin emperyalist alacaklılarını rahatlatacaktır. Düzen propagandasının şu günlerde sözünü ettiği “piyasaların rahatlaması”nın anlamı ve sınırları işte budur, bu kadardır. Bütün sorun borç ödeme servisinin aksamaksızın işlemesidir. Dolayısıyla uluslararası spekülatörlerin İstanbul Borsası’da kendilerine yeni büyük vurgunlar sağlayacak kumar oyunlarına yeniden özendirilmesidir.

“Mektubun arkasındayız, size minnettarız”

“15 günde 15 yasa”, vadesi gelmiş eski borçları ödemek üzere sağlanacak yeni borcun onayı için yalnızca bir önkoşuldu. Daha bir de borcun onaylanmasından itibaren eksiksiz olarak yerine getirilmesi vaadedilen koşullar var. Bunlar 55 sayfa ve 47 madde halinde İMF’ye sunulan “yeni niyet mektubu”nun içeriğini oluşturuyor.

Koalisyon ortakları olarak Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz’ın bu yeni niyet mektubuna yazıp imzaladığı ek metinde, mektupta sıralanan ve sosyal yıkımı programının ağırlaştırılması anlamına gelen 47 maddenin gereklerinin aynen yerine getirileceği taahhüt ediliyor ve sunulan destekten dolayı İMF yönetimine minnettarlık bildiriliyor. Hürriyet gazetesi 17 Mayıs tarihli nüshasında, “Böyle söz verdiler” başlığı altında, üç koalisyon ortağının bu minnettarlığını İMF yöneticilerinin ağzından döne döne tekrarlıyor. Gazete, 47 maddelik niyet mektubunu kastederek, “Üç lider, İMF’ye, ‘Mektubun arkasındayız, size minnettarız’” dediklerini vurgulayarak öne çıkarıyor.

Elbette bunu, tam da İMF yöneticilerinin beklentileri çerçevesinde kasten yapıyor. Tekelci medyanın öteki organlarından da yansıyan bu tutumun gerisinde, koalisyon ortaklarının Amerikalı Derviş karşısında elini kolunu tümden bağlamak, onun “program (yani 47 maddelik İMF dayatmaları!) tam olarak uygulanmak zorunda” dayatmalarını güvenceye almak hesabı yatıyor. Yazılı taahhütlerle söz verip, minnettarlık dile getirdiğinize göre, gereklerini de aynen yerine getirmek zorundasınız demek isteniyor.

Burjuvazi adına bugün hükümet edenler, emperyalist efendilere uşaklığı daha bir de ağır koşullarla verilen bir borç için derin minnettarlık duygularını dile getirmekle birleştiriyorlar. (Aşırı uysallığıyla sağcı basında bile alay ve aşağılama konusu olan faşist Bahçeli, bu mektubu okumadan imzaladığını iddia ederek, işe bir de bir skandal boyutu eklemiş oldu.)

“Piyasaları rahatlatan”lar emekçilerin
boğazını sıkıyorlar

Adına “niyet mektubu” denilen 47 maddelik İMF dayatmalarının özü-özeti, ülkenin emperyalist ve yerli tekellerin sömürü ve yağmasına sınırsızca açılması, işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki sosyal yıkımın ağırlaştırılmasıdır. Bunun işçi sınıfı için anlamı işsizlik, yüksek enflasyona rağmen toplusözleşmelerde sadaka zammı dayatması ve sosyal haklardan geriye kalanların da bir bir gaspedilmesidir. Kamu çalışanları için anlamı “Temmuz ayında yüzde 5 zam” ve örneğin kamu bankalarının özelleştirilmesi yoluyla onbinlerce banka çalışanının sokağa atılmasıdır. Emekçi köylülük için anlamı, her türlü “destekleme alımı”nın kaldırılması adı altında, iflasa ve yıkıma sürüklenmektir. Çalışan halk kitlelerinin tümü için anlamı sürekli zamlar ve ağırlaşan dolalı vergiler demektir. Özetle, işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri için işsizliğin, yoksulluğun, sefaletin ve hak yoksunluğunun ağırlaşması demektir.

İMF dayatması Amerikalı Derviş döne döne, program tavizsiz biçimde tam olarak uygulanmalıdır diyor. Bunun işçi sınıfı ve emekçilere hiçbir iktisadi ve sosyal taviz verilmemesi, tam tersine halihazırda sahip olduklarının bir kısmının da gaspedilmesi anlamına geldiğini biliyoruz. Fakat bundan da öteye ne anlama geldiğine son derece anlamlı ve çarpıcı bir örnek, Antakya’daki son sel felaketi oldu. Bizzat mevcut hükümetin bakanları, Derviş’in bakanlar kurulu toplantısında sel felaketinin perişan ettiği halka yardıma karşı çıktığını, bütçede kaynağı olmayan bir yardımın verilemeyeceğini savunduğunu, basına sızdırdılar. Aynı hükümet toplantısında bu konudaki uygulamanın Derviş’in sorumluluğuna bırakıldığı açıklandığına göre, bu onun istemine boyun eğildiğini gösteriyor.

Rejimin siyasal ve sosyal acımasızlığı
onun derinden zayıflığına bir göstergedir

İşte Türkiye’de bugün, bizzat bir İMF memurunun fiili başbakanlığı altında, İMF programları bu denli bir duygusuzluk ve acımasızlıkla uygulanmak üzere gündeme getiriliyor. Emperyalizmin ajanı Kemal Derviş gibilerini ne Türkiye’nin gerçek çıkarları ne de emekçilerin en hayati ihtiyaçları ilgilediriyor. Onlar için aslolan emperyalizmin ve asalak burjuva sınıfının çıkar ve ihtiyaçlarıdır. Bu çıkar ve ihtiyaçlar gerektirdiği için içi boşaltılan batık bankalara 15-20 milyar dolar ayırabilenler, sel felaketinin perişan ettiği ve açıkta bıraktığı binlerce yoksul emekçiye bunun binde birini ayırmaya yanaşmıyorlar.

Türkiye’nin bugünkü rejiminin siyasal acımazsızlığına, F tipi hücrelerdeki toplu imha kadar sahte sendika yasasına karşı haklı tepkilerini dile getiren kamu emekçilerinin kafasına inen coplar da güncel örnekler olarak tanıklık ediyor. Kamu işçilerine dayatılan sadaka zammı, kamu emekçilerine dayatılacak olan yüzde 5 maaş zammı ve bir sel felaketi karşısında bile Antakya’nın yoksul emekçilerinden esirgen yardım ise, bu aynı rejimin iktisadi ve sosyal nitelikteki acımasızlığına tanıklık ediyor.

Bu denli bir acımasızlık gerçekte gücün değil aşırı bir zayıflığın, büyük bir tükenmişliğin göstergesidir. Güncel devrimci görevlerin de bu gerçeğin bilinciyle, demek oluyor ki büyük bir güven ve cesaretle üstlenilmesi gerekiyor.