7 Nisan'01
Sayı: 03


  Kızıl Bayrak'tan
  Esnaf eylemleri, burjuvazinin hesapları ve devrimci sınıf tutumu
  Sendika ağalarının işi bu kez kolay değil!
  Sınıf hareketine devrimci müdahale sorumluluğu
  Öncü İşçi İnisiyatifi'nin çalışmalarından
  Öncü işçilere önemli sorumluluklar düşüyor
  Sınıf ve kitle hareketi
  Ara sınıf eylemlilikleri ve gösterdikleri
  Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!
  Gençlik
  Düzenin krizi'ne liberal sol reçeteler/2
  Özelleştirme saldırısı ve Telekom
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/1
  Krizin sosyal faturası
  Newroz kutlamaları imralı çizgisinin iflasını belgeler!
  Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu Direnişi 25. haftasında!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Krizin sosyal faturası

Türkiye kapitalizmi, sermaye sözcülerinin ifadesiyle, son 25 yılın en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Kapitalist ekonominin bütün dengeleri alt-üst olmuş durumda.

Kapitalist ekonominin yaşadığı her kriz, işçi ve emekçi yığınlar için ödenecek yeni faturalar demektir. Daha fazla sömürü, daha fazla yoksulluk ve işsizliktir bunun anlamı.

Fakat işçi ve emekçi yığınların ödediği fatura bununla sınırlı kalmamaktadır. Kitleselleşen işsizlik, derinleşen yoksulluk ve sefalet, işçi ve emekçilerin sosyal yaşamında da ağır sonuçlara yolaçmaktadır. İktisadi faturaya sosyal fatura eklenmektedir. İşçi ve emekçi yığınların sosyal yaşamı son derece kapsamlı, son derece yıkıcı bir tahribat ve çürümeyle yüzyüze kalmaktadır.

Bunun ne demek olduğunu anlamak için günlük basını biraz dikkatlice incelemek yeterlidir.

İntiharlar yaygınlaşıyor

İntihar olayları krizle birlikte katlanarak artmış durumdadır. İşten atılıp ailesini geçindiremeyecek duruma düşen ya da aldığı borcu kriz yüzünden ödeyemeyen insanlar tüm umutlarını yitirmekte, içine düştükleri çözümsüzlükten kurtulmanın yolunu intiharda aramaktadırlar.

Yaygınlaşan intiharların arkasında yaşanan ekonomik krizin yattığını uzmanlar da kabul etmektedir. Örneğin Radikal gazetesinde konuyu değerlendiren Doç. Dr. Armağan Samancı, ekonomik kriz yüzünden meydana gelen intiharların önümüzdeki günlerde artarak süreceğini, basına yansımayan daha birçok intihar olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İnsanlar borç etkisi altında depresyona girerek intihar ediyor. Belirsizlik, ümitsizlik ve problemlerin aşılamayacağı düşüncesi, insanları intihara sürüklüyor. Zaten aşırı derecede ekonomik sıkıntı çeken insanlarda intihar düşüncesi vardı. Ekonomik kriz de buna vesile oldu. Ekonomik krizin de etkisiyle bu yıl intihar olaylarında artış olabilir.”

Aile içi sorunlar ve boşanmalar artıyor

Ekonomik sıkıntılar ve moral çöküş, insani ilişkilerdeki yabancılaşma, işçi ve emekçilerin aile ilişkilerinde de sonuçlarını yaratıyor. Emekçilerin aile yaşamında ortaya çıkan sorunların ve dolayısıyla boşanmaların temelinde herşeyden çok geçim sıkıntısı var.

Toplumun en üst gelir grubuyla en alt gelir grubunu, bu konuda, karşılaştıran bir araştırmanın rakamları şöyle: En üst gelir grubundaki insanların %8.3’ü dul ya da boşanmış kişilerden oluşuyor. En alt gelir grubundakilerin ise %22’si bu durumda. Bunun en önemli nedeninin maddi imkansızlıklar olduğu, krizin etkisiyle boşanma sayısının daha da artacağı açık.

Bununla bağlantılı başka sorunlar da yaşanıyor. Boşanmak sorunu çözmüyor, aksine yeni sorunlara yolaçıyor. Boşanma herkesten çok çocukları etkiliyor. Tüm psikolojik dengesi, kafasındaki moral değerler altüst oluyor. Çocukların sokağa veya daha kötüsü fuhuş şebekelerinin eline düşmesi giderek daha sık rastlanan olaylar. Bugün büyük kentlerde sokak çocuklarının sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Gazeteler sadece İstanbul’da 500 kız çocuğunun fuhuş şebekelerinin elinde olduğunu yazıyor. Kapitalizm işçi ve emekçi çocuklarının geleceğini yokediyor.

Aile içi şiddetin yaygınlaşması işin bir başka boyutu. Eşler başgösteren sorunlar nedeniyle boşanmasalar da aile içi şiddet yaygınlaşıyor. Bu şiddetten asıl zararı kadınlar ve çocuklar görüyor. İşten atılan, borcunu ödeyemeyen ya da başka sorunlardan bunalan, çözüm bulamayan “aile reisleri” öfkelerini ailelerinden çıkarıyorlar.

Aile içi şiddetin uç biçimi ise cinayet ve intiharlar. Son günlerde aile içi cinayet haberleri de artmış durumda. Şu gazete haberi bunun tekil bir örneği:

“Evde yaşadığı sorunlar nedeniyle eşiyle kavga eden mobilya ustası Dursun Karaaş içinde çocuklarının da bulunduğu otomobilini denize sürdü.” (Radikal, 2 Nisan 2001)

Sosyal ilişkilerde çözülme ve dejenerasyon derinleşiyor

İnsani ilişkilerde korkunç boyutlarda bir yabancılaşma yaşanıyor. Dostluk, dayanışma, yardımlaşma duyguları düzenin mekanizmaları tarafından büyük bir hızla köreltiliyor. İnsanlar başkalarıyla sadece kendi çıkarı için ilişkiye giren, selamlaşıp konuşan kişiler haline getiriliyor. Bencillik, bireycilik gelişiyor.

Ekonomik ve sosyal yıkım sonucunda ise fuhuş, alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı, kültürel yozlaşma yayıldıkça yayılıyor. Soygun ve gasp olaylarında alabildiğine artış yaşanıyor. Kapitalist düzenin çürüme ve çöküş süreci işçi ve emekçi yığınları da içine çekiyor.

Sermayenin sahte çözümleri

Sermaye tümüyle sorumlusu olduğu bu çürüme ve çöküşü gizlemek için ortaya sahte çözümler atıyor. Örneğin sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan çocuklara karşı sevgi ve şefkat gösterilerine soyunuyor. “Holdingler evlatlık aldı”! Bu bir gazete haberinin başlığı. 16 “yardımsever” holding patronunun sokaklarda yaşayan 29 çocuğu korumaya aldığını bire bin katarak anlatıyorlar. Ama hiçbiri sormuyor, bu holdingler son bir aydır kaç kişiyi işten attı, kaç çocuğun babasını-annesini işsiz bıraktı, kaç çocuğun sokaklara düşmesine neden oldu diye.
Düzenin toplumsal çöküntüye karşı önerdiği bir başka çözüm ise din. Toplumda devrimci bir mayalanmanın oluşmasını engellemek için sermaye din silahını tekrar tekrar kullanmakta sakınca görmüyor. Ekonomik ve sosyal yıkım dönemleri, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının yanısıra devrimci eğilimler de üretir. Devrimci eğilimleri köreltmenin bir yolu ise kaderciliği, bağnazlığı yaygınlaştırmaktır. Bu nedenle dinsel söylemler alttan alta bir kez daha ısıtılıyor. “Zirve”ler, paneller yapılıyor. Bugün toplumun herşeyden çok hoşgörüye ihtiyacı olduğuna, dinlerin ise hoşgörüyü yücelttiğine dair propaganda yürütülüyor. Din, moral değerlerin parçalandığı koşullarda, sermaye düzeninin tehlikeli alternatiflerinden biri oluyor.

Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!

Kapitalist düzen işçi ve emekçilerin sosyal yaşamını sadece kriz dönemlerinde tahrip etmez. İnsani ilişkilerdeki yıkım ve yabancılaşma, çürüme ve dejenerasyon kapitalizm bataklığında hep ürer. Bunlar kapitalist üretim ilişkilerinin zorunlu sonuçlarıdır. Kapitalist düzende bu sosyal tahribatı önlemek bir yana, buradan yeni sömürü ve kâr alanları açılır. Fuhuş, uyuşturu ticareti, porno vb.’nin devasa sektörler haline gelmesi gibi.

İktisadi kriz dönemlerinde çürüme ve kokuşma daha da derinleşir ve yaygınlaşır. Bugün Türkiye’de yaşanan da, sosyal yıkımın bu hızlanan ve yaygınlaşan halidir.

Sosyal yıkıma karşı mücadele, sermayenin saldırılarına ve ücretli kölelik düzenine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bu noktada sözü işçi sınıfının devrimci programına bırakmak gerekiyor:

“Kültürel dejenerasyon ve ahlaki çöküntü. İnsani ilişkilerdeki korkunç yıkım ve yabancılaşma. Dev birer sektör halini alan porno ve fuhuş. Gittikçe yaygınlaşan alkolizm ve uyuşturucu. Yığınların depolitizasyonu, düşünsel edingenlik ve kültürsüzleşme. Dinsel gericiliğin ve bağnazlığın, her türden sapkın mezhebin ve batıl inancın güç kazanması.

Günümüz kapitalizminin asalaklaşması ve çürümesinin aldığı bu korkunç ve yıkıcı boyutlar, “Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!” ikilemini her zamankinden daha yakıcı bir biçimde insanlığın önüne koymaktadır. Uluslararası proletarya önderliğinde zafere ulaştırılabilecek olan dünya devriminden başka hiçbir çözüm insanlığı kapitalizmin barbarlığından, emperyalizmin baskı, sömürü ve köleliğinden, savaşların yıkım ve sefaletinden kurtaramaz.” (TKİP Programı. Emperyalizm ve Dünya Devrimi Süreci bölümü. 23. madde)

Basından...

* “Şubat kriziyle birlikte son bir buçuk aydır pek çok kişi ekonomik krizin ardından borçları yüzünden bunalıma girerek, intihar yolunu seçti. 23 Şubat’ta İçel’in Tarsus ilçesindeki kriz öncesi 30 milyar karşılığı dolar borç alan bakkal 61 yaşındaki Hamit Uyan’ın borcu, dövizdeki yükselişle bir gecede 50 milyara çıkınca başına dayadığı silahıyla intihar etti.”

* “Bakırköy’de Tamer İş Merkezi’nde muhasebecilik yapan 43 yaşındaki iki çocuk babası Teoman Kızıldağ, Zeytinlik Mahallesi’ndeki ofisinde, kafasına sıktığı tek kurşunla yaşamına son verdi. Arkadaşları Kızıldağ’ın son dönemde çok borçlandığını belirterek, ‘Ekonomik krizle borçları ikiye katlandı. Tek kurşunla intihar etmiş. Onunki gurur intiharı’ dediler.”

* “Ekonomik kriz sonucu işleri kötüye giden 42 yaşındaki Satılmış Duran, kendini yeni aldığı kamyonetin kasasına asarak intihar etti. Devriye gezen polisler tarafından ölü bulunan Duran’ın üstünden 1,5 milyar liralık borç senedi çıktı.”

* “Adapazarı’nda işsizlikten bunalıma giren bir kişi, Özel İdare İş Merkezi’nin 5. katına çıkarak intihar girişiminde bulundu. İntihara kalkışan genç herkesin şaşkın bakışları arasında yangın merdivenlerinden aşağı sarktı.”