7 Nisan'01
Sayı: 03


  Kızıl Bayrak'tan
  Esnaf eylemleri, burjuvazinin hesapları ve devrimci sınıf tutumu
  Sendika ağalarının işi bu kez kolay değil!
  Sınıf hareketine devrimci müdahale sorumluluğu
  Öncü İşçi İnisiyatifi'nin çalışmalarından
  Öncü işçilere önemli sorumluluklar düşüyor
  Sınıf ve kitle hareketi
  Ara sınıf eylemlilikleri ve gösterdikleri
  Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!
  Gençlik
  Düzenin krizi'ne liberal sol reçeteler/2
  Özelleştirme saldırısı ve Telekom
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/1
  Krizin sosyal faturası
  Newroz kutlamaları imralı çizgisinin iflasını belgeler!
  Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu Direnişi 25. haftasında!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Sınıf hareketine devrimci müdahale sorumluluğu

İMF-TÜSİAD programının çöküşünü ilan eden 21 Şubat krizinin üzerinden daha bir ay geçmeden, sınıf ve kitle hareketi yükselmeye başladı. Özellikle, taşra illerinde başlayan ara katman eylemleri giderek metropollerdeki küçük sanayi siteleri ve ticaret bölgelerini de kapsayarak yayıldı. İşçi-emekçi hareketi ise daha yavaş ilerliyor. Fakat bu, esas olarak onun sınıfsal özelliklerinden, daha derli-toplu, daha örgütlü hareket etme eğiliminden kaynaklanıyor. Merkezi bir saldırı karşısında birleşik mücadele için, öncelikle örgütlerine basınç yapmayı deniyor. Bugün için bu basınç, EP’in “alternatif program”ı ve aldığı eylem kararlarında somutlanmış bulunuyor. Programın kamuoyuna açıklanması amacıyla gerçekleştirilen 31 Mart eylemleri, krizden bu yana, bu cepheden gerçekleştirilen ilk kitlesel eylemler oldu. G de, harekete geçmekte yavaş davranılmasının gerisinde, sendikal bürokrasinin isteksizlik ve atıllığı yatıyor. Bu durum, bir kez daha B. Meral’in ESK toplantısından çıkarken ağzından kaçırdığı sözlerde ifadesini buldu. Eylem kararını “tabanın basıncına dayanamadıkları” için almışlardı...

Kitle hareketindeki genel yükselme tablosu içinde sınıf hareketinin durumunun bu olmasına ve hareketin genelde barışçıl eylemler biçiminde seyretmesine rağmen, düzen cephesinde krizi aşma umutları şimdiden kırılmaya başlamış görünüyor. Anlaşılan o ki, Derviş’in “sosyal destek” şartını yerine getirmenin imkansızlığı ortaya çıkmaya başlamıştır. İşçi-emekçi örgütlerini tepeden bağlamış olmak artık düzene yetmiyor. Bu örgütlerin yöneticilerinin, çatışmanın böylesine keskinleştiği koşullarda, açıktan karşı safta yer alarak kendi kitlelerini tümüyle karşılarına almaları mümkün olmadığına göre, en azından yükselen hareketin önünde görünmeleri gerekiyor. Bunun için de, iktidara ve saldırı kararlarına karşı söylemler kullanmaları, kitlenin basıncını az-buçuk karşılayacak eylem kararlarınmza atmaları lazım. Halihazırda yaşanan budur. Fakat bu kez, iç boşaltma eylemleriyle dönemi atlatma, hareketi yatıştırma imkanları bulunmamaktadır. Çünkü sistemin krizi aşma programı, işçi ve emekçileri daha derin bir krize sürükleme programıdır. Böyle olunca da, sınıf ve kitle hareketindeki bugünkü kaynaşmanın giderek derinleşeceği öngörülmektedir.

Bu öngörüyle, düzen, hiç kuşkusuz kendi cephesinden bir takım önlemler düşünecektir. Hesaplar yapacaktır. Yaşadığı krizi en az hasarla atlatmanın yollarını, araçlarını bulmaya çalışacaktır.

İşçi ve emekçiler cephesinden sorun, sistemin nasıl bir yol bulacağı, ne tür araçlar kullanacağından önce; hangi yolla olursa olsun yaptığının tek kapıya çıkacağıdır: Krizin faturasını işçi sınıfı ve emekçilere kesmek. Düzen cephesinden, krizi aşmak adına getirilen tüm öneriler, bugüne dek açıklanmış ve uygulamaya başlanmış bulunan tüm önlemler bunu olanca açıklığıyla ortaya koymaktadır. Öyleyse, işçi-emekçi hareketi de kendi hedefini aynı açıklıkta belirlemeli ve ortaya koymalıdır. Bu hedef düzeninkinin tam tersi, yani, “Krizin faturası kapitalistlere!” olmak durumundadır. Mücadeleyi bir kez bu eksene oturttuktan sonra ise, düzenin taktiklerini zamanında görmek ve karşı taktikler geliştirmekte fazla bir zorluk kalmaz. Esas mesele, bu sınıfsal hattı tutturmakta ve ondan hiçbir koşulda ayrılmamaktadır.

Hareketin halihazırda böyle bir hatta oturduğu söylenemez. Bugün hareketin başını çekenlerin (özelde Emek Platformu’nu oluşturan sendikalar), sermaye sınıfı ve düzenini cepheden karşısına alan böyle bir hattı tutturması zaten düşünülemez. Gelişen hareketi bu sınıfsal hatta çekmenin/oturtmanın bir tek aracı vardır, o da devrimci-siyasal müdahaledir.

Bu müdahale, öncelikle istikrar ve süreklilik arzetmelidir. İkinci olarak, kitleleri etkileyebilecek bir güç ortaya koyabilmelidir. Üçüncüsü; bu politik faaliyetin pratikte de hayat bulduğunun işaretlerini gösterebilmeli, kitlelere bu yönlü güven verebilmelidir. Bu maddeleri biraz açarsak: Sınıf kitleleri, eylem alanlarında, fabrika ve işyerlerinde, semtlerinde adeta kuşatmaya alınmalı; faturayı kapitalistlere çevirmenin yol ve araçları, sınıfın güç ve imkanları, öncünün görevleri vb. konularda sistemli bir propaganda-ajitasyona tabii tutulmalıdır. Bunun bugün en etkili araçlarından birinin eylemlere katılım olduğu gözönüne alınarak, zengin bir görsellik ve etkileyici bir kitlesellik sağlamak için her türlü çaba gösterilmelidir. Sınıf kitlelerine döne döne propaganda ettiğimiz “tabaouml;rgütlenmeleri”nin gerçekleştirilmesi pratik faaliyetin merkezine oturtulmalıdır. Sınıf kitleleri, sınıf devrimcilerini sadece politik propaganda materyallerinin kendilerine ulaştırılması çalışması içinde değil, önerilerini hayata geçirme pratik çabası içinde de giderek daha fazla görmelidir. Devrimci politikanın sınıf tabanında hayat bulmasının (ya da doğal öncünün devrimci politikaya kazanılmasının) başka bir ouyoktur.

Sınıfı eksen alan, gözünü sınıfa diken her siyasal çalışmanın kendi güçlerini de buradan çıkaracağını, son haftalardaki kimi gelişmeler bir kez daha ve fazlasıyla kanıtlamış bulunuyor. Özellikle İşçi İnisiyatifi çalışması, sınıf güçlerinin nasıl harekete geçirilebileceği, siyasal-sınıfsal bir faaliyete nasıl sevkedilebileceği, dolayısıyla, nasıl kazanılabileceği konusunda yeterli açıklığı sağlamaktadır.

İlerleyen süreçte ise, hareketin kendi sınıfsal-siyasal eksenine oturtulması ve ilerletilmesi faaliyetine, giderek artan sayıda işçi ve emekçiyi katabilmenin olanakları daha da artacaktır. Bu olanaklar hakkıyla değerlendirilebilirse eğer, hem sınıfa karşı görevlerin hangi güç ve imkanlarla yerine getirileceği sorusu esastan yanıtlanmış, hem de hareket ihtiyacı olan sınıfsal hatta doğru yaklaştırılmış olacaktır.

Sınıf ve kitle hareketinin sunduğu bu olanakların ötesinde, süreç, kendi güç ve olanaklarımızdan azami ölçüde yararlanmayı gerektiriyor. Bu, hem insanlarımızı ve çevremizi seferber etmeyi başarabilmektir, hem de araçlarımızı en verimli ve etkin biçimde kullanabilmektir. Çoğu sınıf dışı zeminlerden gelme genç güçlerin sınıf zemininde yeniden eğitilip, daha ileri düzeyde kazanılması bu seferberlikle kolaylaşacaktır. Yakın çevremiz bu çalışma içinde örgütlenebilecektir. Ve daha da önemlisi, hareketin yükselmesi sayesinde temas imkanı bulduğumuz öncü işçilerle kalıcı siyasal ilişkiler kurulabilecektir. Çalışmaya ilişkin en fazla yakınma (ya da gerekçelendirme) konusu olan “insan kaynakları” sorununu çözüme kavuşturmanın bir yolu ise, hem kendimizi, hem yakın çevremizi ideolojik-politikuuml;cümüzle donatmaktan geçiyor. Tıpkı, sınıfın devrime ilerlemesinin yolunun, parti ve program silahıyla donanmasından geçtiği gibi.

İlişki kurma imkanı bulduğumuz her öncü işçi, mutlaka parti programı ile tanıştırılmalıdır. Bu insanlar sürecin kendilerine yüklediği görevler konusunda aydınlatılabilir, kendi sınıf politikaları ile donatılabilirse eğer, hareketin örgütlü bir tabana kavuşturulması, propagandamızın ete-kemiğe bürünmesi, çabalarımızın hayat bulması mümkün olabilecektir. Daha da önemlisi, yükselen sınıf hareketi örgütlendiği oranda, gelişme ve zafere ilerleme imkanı bulabilecektir.

Öncü-ileri işçilerle düzenli ilişkinin temel araçlarından biri olan süreli yayınlarımızı daha etkin, daha verimli kullanılabilmeliyiz. Bu, hem içerik yönünden sürecin ihtiyaçlarını karşılayabilecek zenginliğe kavuşturulabilmeleri, hem de hakkıyla değerlendirilebilmeleri anlamına geliyor. Daha fazla sayıda öncü işçiye daha fazla gazete ulaştırmak; daha fazla öncü işçiyi gazetenin salt okuru olmaktan çıkarmak; daha doğrudan sahiplenmeyi, onu mücadelenin bir aracı olarak kullanmayı öğretebilmek... İşçi sınıfı ve emekçiler için “sınırsız söz ve basın özgürlüğü” istemi, anlamını, onların kendi politik görüşlerini yayın yoluyla propaganda etme ihtiyacı duyabilmelerinde bulacaktır.

Bugün EP’in eylem programı çizgisinde ilerleyen işçi-emekçi hareketinin siyasallaştırılarak önünün açılabilmesinde, yaklaşan 1 Mayıs’ın temel bir işlevi olacağı açıktır. Bu nedenle, sınıf devrimcileri ve öncü işçiler 1 Mayıs’a daha bir özenle hazırlanmalıdırlar. 1 Mayıs hazırlığı, esasta sınıf kitlelerinin bilinç ve örgütlülük yönüyle 1 Mayıs’a hazırlanması demektir. Sınıfsal-siyasal talepler 1 Mayıs alanlarında ne kadar fazla yükseltilebilirse, faturayı kapitalistlere kesmenin o derece mümkün olacağı, sınıfın en geniş kitlelerine anlatılabilmelidir. Sınıfsal-siyasal talepleri 1 Mayıs alanlarına taşıyabilmek için örgütlülüğün zorunluluğu öncü işçilere kavratılabilmelidir. Çünkü, alanlara bu talepleri taşıyacak olanlar, sınıf devrimcileriyle birlikte öncüvrimci işçilerdir.