7 Nisan'01
Sayı: 03


  Kızıl Bayrak'tan
  Esnaf eylemleri, burjuvazinin hesapları ve devrimci sınıf tutumu
  Sendika ağalarının işi bu kez kolay değil!
  Sınıf hareketine devrimci müdahale sorumluluğu
  Öncü İşçi İnisiyatifi'nin çalışmalarından
  Öncü işçilere önemli sorumluluklar düşüyor
  Sınıf ve kitle hareketi
  Ara sınıf eylemlilikleri ve gösterdikleri
  Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!
  Gençlik
  Düzenin krizi'ne liberal sol reçeteler/2
  Özelleştirme saldırısı ve Telekom
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/1
  Krizin sosyal faturası
  Newroz kutlamaları imralı çizgisinin iflasını belgeler!
  Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu Direnişi 25. haftasında!
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Üç Baro başkanının “Açık Mektup”u...

 

“Kutsal olan devlet değil, yaşamın ta kendisidir”

“İnsan beyni var oldukça çözüm vardır”
Tutuklu ve hükümlüler...
Kimileri öldü, kimileri ölüm döşeğindeler,
kimileri ölmeseler de sakat kalacaklar:
Yaşadıkları sürece aileleri, yakınları onları “yarı ölü” taşıyacaklar.
Birey ölümü seçebilir,
ölümü insanca yaşamının koşulu olarak görebilir;
devlet ise asla! Çünkü devlet bireyin yaşamanın güvencesi olarak vardır ve kutsal olan devlet değil, yaşamın ta kendisidir.

Ölümün önüne geçilebilir. Tutuklu ve hükümlülerin gün boyunca, tecrite yol açmayacak biçimde, makul sayıda bir arada yaşamalarını, ortak mekanlardan yararlanmalarını sağlayarak; hiçbir önkoşula, “tretman”a, “uyum”a, “eğitim”e, vb bağlamaksızın, birlikte spor, kültür, rekreasyon faaliyetlerinde bulunabilmeyi “hak” kabul ederek; yani, tutuklu ve hükümlülerin maddi-manevi varlıklarını geliştirebilmelerine yönelik, insancıl ve demokratik infaz anlayışını benimseyerek; yani, Terörle Mücadele Yasası’nın 16. maddesini kaldırmayı, gerekli mekansal değişiklikleri yapmayı, toplumun demokratik örgütlenmesine ağır darbe vuran 3’lü Protokol’ü yürürlükten kaldırmayı vaat ederek, ve vaatleri gerçekleştirme güvencesini vererek ölümün önüne geçilir:

KUTSAL OLAN
DEVLET DEĞİL,
YAŞAMIN TA KENDİSİDİR.

Av. Sadık Erdoğan (Ankara Barosu Başkanı)
Av. Yücel Sayman (İstanbul Barosu Başkanı)
Av. Noyan Özkan (İzmir Barosu Başkanı)

(Bu “Açık Mektup” 5 Nisan tarihli Cumhuriyet’te ilan olarak yayınlanmıştır...)



İHD Cezaevi Komisyonu ÖO’nun 166. gününde
hazırladığı raporu açıkladı...

“Bugün cezaevlerinde insanlık tarihine geçecek
bir direniş yaşanıyor”

İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu Ölüm Oruçları’nın 166. gününde basın açıklaması düzenledi. Açıklamada tutsakların sağlık durumlarına ilişkin bir rapor sunuldu ve artık tutsakların taleplerinin kabul edilmesi gerektiği vurgulandı.

Komisyon adına söz alan Ümit Efe, uzun süre açlık grevinde olan tutsaklarda artık geri dönülemez sakatlıklar ve hastalıklar oluştuğu, tıp literatüründe dahi henüz bilinmeyen semptomların görülmeye başlandığını belirtti. Zorla ve bilinçsiz müdahalelerin de sakat kalmalara yolaçtığını vurgulayarak, Eylem Yeşilbaş, Barış Kaya, Hülya Tümgan, Hatice Yazgan ve Semra Askeri’nin Wernice Korsakof hastalığına yakalandığını belirtti.

Çocukları Ölüm Orucu’nda olan aileler ise, gün gün hücre hücre eriyen çocuklarının yaşayan ölüler haline geldiğini açıkladılar. Bu gelişmelerin basın tarafından kamuoyuna yansıtılmamasını kınadılar. Bunun suça ortak olmak anlamına geldiğini’de belirten aileler, Adalet Bakanı ve yetkililerin açıktan “yok etme politikası” izlediğini söylediler.

Açıklamada ‘96 direnişçisi Refik Ünal da söz alarak; ‘96’daki direniş çok daha kısa süreli olduğu halde sonuçta bir çok tutsağın sakat kaldığını, kendisinin ise bunların içinde her şeye rağmen en iyi durumda olanlardan biri olduğunu dile getirdi. 166 gündür bir yanda bir insanlık dramı ve bir vahşet yaşanırken, diğer tarafta devrimci tutsakların insanlık tarihine geçecek bir direnişe imza attıklarını vurguladı ve direnişçilerin bugüne dek hiç yürünmemiş bir yolda yürüdüklerini söyledi. Refik Ünal, sonuçta elde edilecek kazanımın da tüm topluma mal olacağını belirterek bitirdi konuşmasını.

Tutsakların sağlık durumlarına ilişkin düzenlenen raporun dağıtılmasıyla açıklama sona erdirildi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul



İHD İstanbul Şubesi’nin açıklaması...

Ölümlere izin vermeyelim! Ölüm Orucu 166. gününde

F tipi cezaevlerine karşı başlatılan Açlık Grevleri ve Ölüm Oruçları 20 Ekim 2000 tarihinden bu tarafa devam etmektedir.

Alınan bilgilere göre, sürekli F tipi cezaevlerinden hastanelere mahpuslar götürülüp getirilmektedir. Adalet Bakanı’nın yaptığı 28 Mart 2001 günlü açıklamasıya göre 122 mahpus hastanede bulunmaktadır. Bu sayı her geçen gün artmaktadır. Hemen hemen açlık grevi sürdüren mahpusların hepsi için hekimler, hekim odaları yaptıkları açıklamalarda sağlıklı bir yaşama geri dönüş şanslarının olmadığından söz etmektedir. Şu ana kadar Cengiz Soydaş yaşamını yitirmiştir... Fakat görünen odur ki bu sessizlik ve devletin sürdürdüğü inat bu şekilde devam ederse arka arkaya ölümlerin olması kaçınılmazdır.

Mahpuslara zorla müdahale edilmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından genelge yayınlanmıştır. İnsan hakları ve tıbbi etik açısından kabul edilemez olan şeker, tuz ve su alımını kestikleri bildirilmiştir. İstanbul’da bulunan tutuklu ve hükümlüler ulaşan bilgilere göre Bayrampaşa Hastanesi’nde toplanmaktadır. Bu hastanede bulunan tutuklular ve Kartal Hastanesi’nde bulunan bayan tutuklular su, şeker ve tuz alımını kesmişlerdir.

Genel olarak yoğun kilo kaybı, görme ve hareket zorlukları, kan işeme, kan kusma, bellek bozuklukları, denge bozuklukları yaygın şikayetlerdir. Tamamen yatağa bağlanan tutuklular sözkonusudur.

Uzun süreli açlık grevleri ve Ölüm Oruçları sonucunda oluşan Wernice Korsakof isimli hastalığın şu ana kadar 6 tutukluda geliştiği bilgisi derneğimize ulaşmıştır. Bu hastalık bir daha geri dönüşü olmayan beyin ve sinir hücrelerinin ölümü olarak izah edilmektedir. Genel anlamda bellek bozukluğu, denge bozukluğu, denge kaybı ve görme sorunu vb... belirtiler sözkonusudur.

Tıbbi kontrol ve gelişmeler hakkında sağlıklı bilgi alınamamaktadır. Bu nedenle mahpusların aileleri son derece mağdur durumdadır. Cezaevleri ve hastaneler arasında mekik dokumaktadırlar.

166 gündür vucutlarını aç bırakan mahpusların geri dönüş şansı omayacaktır. Sürdürdükleri bu eylemin talepleri insani taleplerdir. Çözülebilir, kabul edilebilir taleplerdir... 166 gündür hem mahpuslar açısından hem aileleri açısından hem de kamuoyu açısından bir psikolojik işkenceye dönüşen bu süreç bitmelidir.

Devlet mahkumlarla görüşmeleri başlatmalı ve sorunun çözümü için adımlar atılmalıdır.

İHD İstanbul Şubesi
03 Mart 2001



Kamuoyuna

Ölüm Orucu sürüyor


Yaşatmak, zorla müdahale ile olmuyor. Olmadığı görüldü. Ölüm Oruçcusu Cengiz Soydaş 150. günde yaşamını yitirdi.

Yaşatmak adına dövülerek hücrelerinden alınan ölüm orucundaki tutuklular, elleri ve kolları yataklara kelepçelenerek, zorla “yaşama döndürüldü”ler.

Semra Askeri, Eylem Yeşilbaş, Serkan Aydoğan, Barış Kaya, Ayşe Baştimur, Mehmet Zincir... Onlar şimdi hiçbir şeyi düşünemiyorlar. Hafızaları yok. Sadece “yaşıyor”lar.

Yaşatmak, ancak tutukluların insani ve demokratik taleplerinin karşılanması ile mümkündür.

Devlet, tutukluların taleplerini karşılamak üzere derhal tutuklularla görüşmelere başlamalıdır.

İşkenceye karşı olan kendisine insanım diyen herkesi zorla müdahale işkencesine karşı çıkmaya ve görüşmelerin başlatılması için Adalet Bakanlığı’na baskı uygulamaya çağırıyoruz.

Kurtuluş, Devrimci Demokrasi, Partizan, Atılım, Alınterimiz,
Özgür Barikat, Direniş, Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak




Tutsak aileleri H. Sami Türk’ü protesto etti


2 Nisan günü bir araya gelen TUYAB, TUHAY-DER ve Dayanışma-Der’li aileler Adana Büyük Postahanesi’den Adalet Bakanı H. Sami Türk’e faks çekme eylemi gerçekleştirdiler. 30 kişinin katıldığı eylemde "Hücreler ölümdür izin vermeyelim!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!” sloganları atıldı.

Tutsak annesi Emine Gürsoy’un protesto metnini basına okumasının ardından faks çekme eylemi gerçekleştirildi. Ardından alkışlarla eylem sona erdirildi.

H. Sami Türk’e fakslanan metin:

“Bugün Ölüm Örucu 166. gününü geride bırakmaktadır. Ölüm Oruçları’ndan dolayı Cengiz Soydaş yaşamını yitirdi. Birçok tutuklu da ölümle burun buruna, onlarcası da sakat kalacaklar. Bizler tutuklu aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, diyoruz ki; tutukluların tamamen insani talepleri olan, izolasyon ve tecrit ortamına bir an önce son verilsin. Ortak yaşam alanları sağlansın. Ve bunun gibi bir çok talebin bir an önce kabul edilerek tutuklularla bir an önce görüşmeler başlatılsın. Aksi takdirde yaşanabilecek ölümlerden başta şahsınız olmak üzere tutkluların insani taleplerine kulak tıkayanlar sorumlu olacaktır./TUYAB,TUHAY-DER, Dayanışma-Der, İHD/Adana”

SY Kızıl Bayrak/Adana




İzmir İHD’den faks eylemi:

“Ölümleri izlemek istemiyoruz!”


İHD İzmir Şubesi tarafından, 4 Nisan Cumartesi günü saat 12.30’da, Cumhuriyet Postanesi’nden Adalet Bakanlığı ve Başbakanlığa, “Ölümleri izlemek istemiyoruz!” vurgulu bir metni fakslama eylemi yapıldı. İHD Şube Başkanı Günseli Kaya tarafından metnin okunmasının ardından faks çekmek için postaneye girildi. Eyleme İHD yöneticileri, tutsak aileleri, bazı HADEP İl- İlçe yöneticileri, ÇHD başkanı, Nakliyat-İş İzmir Şube Başkanı katıldı.

İzmir İHD’nin faks metni...

Ölümleri izlemek istemiyoruz!..


Cezaevlerinde “tecrit ve işkenceye” karşı çıktıkları için açlık grevi ve Ölüm Orucu’nda bulunan tutuklu ve hükümlülerin yaşamı pamuk ipliğine bağlıdır.

Evet! Onlar sadece insan onuruna ve sağlığına uygun mekanlarda kalmak istedikleri için ölümle yüz yüzeler...

“Toplumsal mutabakata varılmadan açılmayacak!” sözü verilmesine rağmen açılan F tipi cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalara maruz kaldıkları için ölüyorlar...
Artık günleri değil, saatleri sayılıdır...
Ölümlerin durdurulması için adımlar atılması beklenen beş ay boyunca ise hiçbir yasal düzenleme yapılmadı..

Yüzlercesi için artık yaşamını yeniden sağlıklı bir şekilde sürdürme şansı ne yazık ki kalmadı. Yapılan zorla tıbbi müdaehaleler sonrasında ise birçoğu felç oldu ya da hafızasını yitirdi.
Günler ilerliyor. Yeni ölümler ve sakat kalmaların yaşanması artık an meselesi.

Cezaevlerinde insan onuruna ve insan haklarına uygun koşullar yaratılarak bu ölümler önlenebilir. Sorun bir inatlaşma sorunu değil, yaşam sorunudur. Ülke yöneticilerini bu konuda daha önce verdikleri sözleri tutmaya ve ölümlere seyirci kalmamaya çağırıyoruz.

31 Mart 2001




Ses veriyordu sessizlik

1
Toprak ve taş
kanıyordu.
Ateş yanıyordu
zindan içinde ateş.
Gecelerin bağrında
ses veriyordu
sessizlik ses...
Ölümlerde, doğumların
ilk çığlıklarıydı
yaşamı muştulayan...
zindan içinde
sessizlik
ses veriyordu
yaşama dair...
Okyanus ötesi mavi bulutlardan.
Dağlardan ve ocaklardan;
Çukurova’nın yorgun işçilerine
ses veriyordu sessizlik
ses.
Ağrı’nın zirvesinden
ve binlerce metre
derinliklerden sarsıyordu doğayı
İNSANI
Sessizlik. Ses.
2
Kızıl bantlı alınlarda
Zonguldak havzasının
kömüre kesmiş beden
soluk alıp veriyordu.
Zindan içinde kavga ateşi
harlanıyordu ha babam.
Ses veriyordu sessizlik
kentlerin meydan yerlerine...
Bir başına büyümez
özgürlük tutkusu...
Hep bir tohumdur
yalnızca baharda ekilmeyen
Dört mevsim yeşermeli kavga.

Rahime Henden
29 Mart 2001/Çobançeşme