- Kızıl Bayrak'tan
- 1 Mayıs’ı devrimci taleplerimizle
- 1 Mayıs'ta alanlara
- 1 Mayıs’ı sendika ağalarının barikatını
- Düzenin gündemi ve 1 Mayıs
- 1 Mayıs’ta kavga alanlarına!
- Küçük-burjuva akımların
- Emperyalist yağmaya ve talana karşı
- Türk-İş Başkanlar Kurulu ve Emek
- Direnişçi İZSU işçilerinin kaleminden...
- Tutuklu ve Hükümlü Yakınları
- Parti amblemi üzerine
- Geçici başarının gizledikleri<
- Zindanlar yıkılsın, tutsaklara özgürlük!
- Bartın Cezaevi’ndeki devrimci tutsakların
- Washington gösterileri: Seattle
- Bolivya:
- Zimbabwe:
- İran:
- Komünist militanlardan...
- Faaliyet alanlarından...
- Mücadele postası...





 
 
Düzenin gündemi ve 1 Mayıs


Burjuva cumhuriyetin çürümüşlügü ve kokuşmuşlugu görülmemiş bir boyuta ulaşmış bulunuyor. Uluslararası sermayenin yaşadıgı çürümenin bir uzantısı olarak ortaya çıkan bu olgu, siyasal ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında yansımasını buluyor.

Dünyadaki toplam sermayenin %95’ini spekülatif sermayenin oluşturdugu, mafya sermayesinin yıllık cirosunun 1000 milyar dolara ulaştıgı, bunun 400 milyar dolarının uyuşturucudan elde edildigi düşünülürse, Türkiye gibi uluslararası sermayenin piyonu bir ülkede çürümenin ve kokuşmanın boyutları daha iyi anlaşılabilir. Türkiye’de mafyalaşmanın başını bizzat tekelci sermaye grupları çekmektedir.

Sermayenin böylesine çürüme yaşadıgı bir ülkede, siyasal ve toplumsal yaşamın bundan etkilenmemesi düşünülemez. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gündemi, spekülasyon, yalan ve manipülasyon yıgınıyla doldurulmuştur. Düzen partilerinin programlarından hükümet politikalarına, sermaye medyasının gündeminden sinema endüstrisine, spordan bilimsel çalışma alanlarına kadar herşey, bir yalan ve spekülasyon dünyasında yüzmektedir.

Böylesine büyük bir çürüme yaşayan bir düzende, ne dünya halklarının katili ABD Başkanı’nın “Millet Meclisi’nde” ayakta alkışlanması, ne mafyayla ihale pazarlıkları yapıp rüşvet yiyenlerin cumhurbaşkanlıgı adaylıgı, ne de İngiliz holiganlarını öldürüp üstüne “Sahada da, sokakta da yeri öptürdük” diye övünen medya serserileri şaşırılacak bir fon oluşturmuyorlar. Hepsi kapitalizmin çürümüşlügünün ürünüdür. Hepsi, sermayenin, İMF’nin, Dünya Bankası’nın, uluslararası tekellerin, dünya borsalarının, birleşen dev şirketlerin ürünüdür. Bunların Türkiye’ye özgü yansımalarıdır.

Böylesine çürüyen bir düzenin gerçek gündemini kitlelerden gizlemesinin de şaşılacak bir yanı yoktur. Çünkü düzenin gerçek gündemi, onun çürümüşlügünü kitlelerin gözü önüne serecektir. Bu gündem yalan ve spekülasyon bombardımanına ugratılan yıgınlara düzenin gerçek yüzünü, kirli ve kanlı yüzünü gösterecektir. Bu yüzden, gerçek gündemi örtecek, sahte gündemlerle yıgınları aldatacak dev bir medya, burjuva politikacıları, “bilim adamları”, sanatçı vb. ordusu beslemektedirler..

Türkiye’nin sahte ve gerçek gündemleri
Burjuva politikasının ve medyasının gündemi haftalardır cumhurbaşkanlıgı tartışmalarına kilitlenmiş bulunuyor. Bunun için zirveler yapılıyor. Haftalarca beklenen, üzerine çarşaf çarşaf yorumlar yapılan zirveler yarım saatte bitiriliyor. Anlaşmalar yapılıyor, tehditler, şantajlar savruluyor. Bütün bunlar gerçek gündemi gizlemek için gündeme getiriliyor. Bütün bu sahte gündem yıgını bile çürümenin boyutlarını gizleyemiyor. Meclisin oylama komedileri bile tehditler, şantajlar eşliginde sürdürülüyor.

Halbuki, cumhurbaşkanlıgı tartışmalarının temel gündem haline getirildigi günlerde kapsamlı bir sermaye programı uygulanmaktadır. Özelleştirmeler büyük bir hızla yürütülmektedir ve işçiler, emekçiler buna karşı tepkilerini ortaya koymaya başlamışlardır. Yine aynı günlerde önümüzdeki onyılları kapsayacak olan enerji ve silahlanma programları oluşturulmaktadır. İMF ile yapılan kölelik anlaşmaları çerçevesinde yürütülen saldırı programı hayata geçirilmektedir. Kafkasya’ya dönük ABD politikaları ekseninde girişimler devreye sokulmaktadır. Ancak bu gerçek gündemler, ne burjuva medya ne de burjuva politikacılar tarafından tartışılmaktadır. Yapıldıgı kadarıyla da, AB’ye girişi kokoreçe, enflasyonu sivri bibere baglayan bir medya paparazisi işletilmektedir.

Halbuki Türkiye ‘80’li yılların sonlarından bu yana korkunç bir silahlanma yarışı yürütmektedir. 1989-93 döneminde, çevresindeki bölgelerde yeralan ülkelerden Suudi Arabistan’dan sonra en çok silah alımı yapan ülkedir. 1995-2000 dönemi için silahlanma projesine ayrılmış toplam kaynak tutarı 67 milyar dolar civarındadır. 1995 fiyatlarıyla TSK’nın modernizasyonu için 25 yıllık bir sürede 150 milyar dolarlık bir kaynak ayrılması planlanmıştır. Bu yıl gündeme gelen dev tank ve helikopter ihaleleri bu büyük silahlanmanın bir parçasıdır. Türkiye dışarıya en fazla silah sanayii işi ihale eden NATO ülkesidir. ABD ve Kanada hariç, 1993-1996 yılları arasında NATO ülkeleri tarafından verilen ihalelerin %25’i Türkiye kaynaklıdır. (Rakamlar için kaynak: Suat Parlar, “Türkiye Savaş Ekonomisi Koşullarında Yaşıyor”, Özgür Üniversite Forumu, Türkiye: Nereden Nereye?)

Benzer bir şekilde dev enerji projeleri Türkiye’nin gündemindedir. Dogal gaz, petrol, nükleer enerjiyi kapsayan ve herbiri milyarlarca dolar tutarında olan ihaleler ve anlaşmalar yapılmakta, önümüzdeki 5-10 yılın ihaleleri şimdiden verilmektedir. Önümüzdeki yıllarda ortaya çıkabilecek sıcak çatışmalar hesaplanarak, enerji kaynaklarının Rusya ve İran’dan bagımsızlaştırılması için büyük bir çaba harcanmaktadır. Bütün bu kapsamlı hazırlıklar ne için yapılıyor? Bunların hiçbiri kitleler tarafından bilinmemekte ve tartışılmamaktadır. Bir ülkeyi savaşa götürecek planlar, gerçek gündemler kitlelerin haberi olmadan yürütülmekte, ancak kimin cumhurbaşkanı olacagı üzerine kıyametler koparılmaktadır. Gerçek planlar CİA, Pentagon, İMF gibi emperyalist kurumlar tarafından yapılmakta, Genelkurmay, Hazine, MİT gibi uşaklar tarafından detaylandırılmaktadır.

Türkiye’nin gerçek gündemi özelleştirmeler, silahlanma, enerji pazarlıkları, İMF sözleşmeleri, Kafkasya planları gibi konulardır. Ancak bu planların uygulanmasının önündeki temel engel, işçi ve emekçilerin bu emperyalist planlara karşı yürütecekleri mücadelelerdir. Bütün emperyalist tekeller ve onun işbirlikçileri bu engeli ortadan kaldırmak, etkisizleştirmek için çaba harcamaktadırlar. Bunu saglayabilmek için sendika bürokrasisinden reformize, devlet teröründen dejenerasyona kadar her türlü araç devreye sokulmaktadır.

Sermaye medyası işçi ve emekçilerin eylemlerini önemsiz protestolar, geçici gündemler olarak göstermektedir. Oysa bütün sermaye dünyası korkuyla gelişmekte olan işçi-emekçi hareketini izlemektedir. TİSK ve TÜSİAD sözcüleri sık sık sosyal patlamadan sözetmekte, bundan ne kadar korku duyduklarının ifadesi olarak önlemler alınmasını istemektedir.

Sermaye düzeni hissetirmemeye çalışmasına ragmen, 2000 yılı 1 Mayıs’ını korkulu gözlerle izlemektedir. 1 Mayıs öncesi sadece Türkiye’de degil, başta en büyük emperyalist merkez ABD olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde gelişen eylemler ve dünya borsalarında başlayan yeni bir krizin işaretleri, sermayenin bu korkusunun temel nedenidir. Sermaye sözcülerinin ve satılmış sendika bürokratlarının yıllardır sözünü ettikleri sosyal patlamaların ilk belirtileri nihayet görülmüştür.

2000 yılı 1 Mayıs’ı sermaye için ne kadar önemli ise, aynı nedenle işçi sınıfı için de o kadar önemlidir. O halde sermayenin korkusunu gerçekleştirmek için 1 Mayıs’ta alanları dolduralım. Sermayenin terörünü korkusuzca gögüsleyerek, ezilen yıgınlara mücadelenin nasıl verilmesi gerektigini gösterelim.


ARSIV ANA SAYFA