2026 yılını kazanmak için...
Kadın işçiler bir adım öne!
Emperyalist-kapitalist düzenin krizler içinde debelendiği 2025 yılını geride bıraktık. Derinleşen kriz işçi ve emekçiler için büyük yıkımlar anlamına gelirken, izlenen politikaların sonuçlarını ağır bir biçimde kadınlar yaşadı. Artan işsizlik, derinleşen yoksulluk ve tırmanan şiddet kadınların yaşamını daha da zorlaştırdı.
Kapitalist dünya düzeninin temel kurumlarından biri olan Birleşmiş Milletler’in (BM) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla yayımladığı raporda çarpıcı verilere yer veriliyor: Dünya ölçeğinde kadınlar aynı işi yaptıkları erkeklerden ortalama yüzde 20 daha az ücret alıyor. 64 milyondan fazla kadın orta veya ileri düzeyde gıda güvensizliği yaşıyor. Her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor, vb...
Bu tabloyu ağırlaştıran en önemli olgu ise, Ortadoğu başta olmak üzere emperyalistlerin saldırganlık ve savaş politikalarını 2025 yılında daha da tırmandırmaları oldu. Filistin ve Suriye halklarına dönük saldırılarda kadınlar ve çocuklar en ağır yıkımı yaşadılar. Kitlesel katliamlar, şiddet, tecavüz, kaçırma ve zorla göç ettirme bölgede kadınların “kaderi” haline getirildi.
***
2025 yılında dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de ekonomik, siyasal ve toplumsal kriz alabildiğine derinleşti.
Sermaye düzeninin dümenindeki AKP-MHP gericiliği eliyle “ekonomik krizden çıkmak” demagojisi eşliğinde uygulanan “sıkı para politikaları” ile krizin tüm yükü işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmaya devam etti. Milyonlarca emekçinin alım gücü düştü, işsizlik arttı, yoksulluk daha da derinleşti. Kapitalist sistemde çifte baskı ve sömürüye maruz kalan kadınlar bu politikalardan daha ağır bir biçimde etkilendi. Ücretlerin alabildiğine aşağıya çekildiği koşullarda kadınlar sefalet ücretlerine mahkum edilen kesimlerin başında geldi. DİSK’in verilerine göre, çalışan kadınların yüzde 60’ı asgari ücret veya altında ücretle çalıştırılıyor. Kadınların ancak yüzde 17’si asgari ücretin yüzde 10 fazlası düzeyinde ücret alıyor. Saptanan son asgari ücretin açlık sınırının altında olması, kadınların nasıl bir sefalete mahkum edildiğini ortaya koyuyor.
Orta Vadeli Program (OVP) adı altında uygulanan kemer sıkma politikaları işçi ve emekçiler ile birlikte kadınların yoksulluğunu derinleştirirken, bu programın parçası olan esnek ve güvencesiz çalışma “ev içi sorumluluklar gerekçesiyle” bizzat kadınlar üzerinden meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Kapitalistlerin sınıf çıkarları uğruna yaratmayı hedefledikleri çalışma rejiminin ne anlamına geldiğini, 8 Kasım tarihinde gerçekleşen Dilovası katliamı bize acı bir şekilde gösterdi. 6’sı kadın ve kız çocuğu olmak üzere 7 işçi, kuralsız ve güvencesiz çalışmanın hakim olduğu çalışma düzeninin son kurbanları oldular.
24 yıllık AKP iktidarının kadınlara dönük izlediği politikalar 2025 yılında da hız kesmeden devam etti. 2025 yılı “Aile yılı” ilan edilerek, “ailenin korunması” adı altında kadınların hak ve özgürlüklerini yok sayan politikalar sürdürüldü. “Aile yılı” politikasıyla, sermaye sınıfının orta vadede işgücü ihtiyacını karşılamak için doğurganlık oranının artırılması hedefleniyordu. Orta Vadeli Programla uyum içerisinde kadınların ev içi sorumluklarının yanı sıra, esnek ve güvencesiz şekilde istihdama katılması da “Aile yılı”nın hedefleri arasında yer alıyordu.
Doğurganlık oranını artırmak için doğum yardımları, evlilik teşvikleri, çeyiz paketleri vaat edilirken, kadın kamu çalışanları için doğum izinlerinin uzatılması gündeme getirildi. Ekonomik kriz koşullarında çocuk bakımı masraflarının yanında devede kulak kalan ve aynı zamanda kadınların güvencesiz koşullarda istihdamına yol açan “teşvikler” kadınlara “müjde” olarak sunuldu. Hedeflenen sonuç alınamadığından olsa gerek, “Aile yılı” on yıl daha uzatıldı.
Aile yılı politikaları, sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı tarafından değil, tüm bakanlıklar ve devlet kurumları eliyle de uygulanmaya başlandı. Milli Eğitim Bakanlığı “aile kurumu”nu özendirecek programları okullarda gündemine alırken, Milli Savunma Bakanlığı çok çocuklu ailelerin bir ya da iki çocuğunun askerliğini istediği yerde yapması üzerine çalıştığını duyurdu. Kadınların ikincil konumunu pekiştirmek için iktidarın ideolojik aygıtlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “Aile yılı” propagandasının en aktif kurumlarından biri olduğunu belirtmek bile gerekmiyor.
İktidar tarafından dört bir koldan düzenin temel yapı taşı olarak aile kutsanırken, 2025 yılında kadınların kazanılmış hakları tırpanlanmaya, kadına yönelik şiddet ve cinayetler artmaya devam etti. AKP-MHP iktidarı eliyle erkek egemenliği toplum çapında daha da pekiştirilirken, devlet kurumlarının yetkilerini sınırsızca kullanmasının ve cezasızlık politikalarının bedelini kadınlar misliyle ödemeye devam etti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre; son bir yılda 282 kadın öldürüldü, 287 “şüpheli” kadın ölümü kaydedildi. İlk kez şüpheli kadın ölümlerinin sayısı, bilinen kadın cinayetlerinin sayısını geçti. Rojin Kabaiş örneğinde olduğu gibi, şüpheli sayılan ölümlerde devlet kurumlarının faillere nasıl kalkan olduğu da gözler önüne serildi. Kadınlara ve kız çocuklarına dönük cinsel taciz ve istismarın ise haddi hesabının olmadığı görüldü. Geçtiğimiz günlerce açığa çıkan meclis çatısı altındaki istismar, cinsel tacizin boyutları konusunda fikir vermeye yetti.
Kadına yönelik şiddet artarken, şiddeti önlemeye dair sınırlı hükümler içeren 6284 sayılı yasa bile doğru düzgün uygulanmadı. Şiddete uğrayan kadınların korunacağı mekanlar olarak görülen sığınma evleri tek tek kapatılırken, 2025’de sığınma evlerinin sayısı 150’ye kadar geriledi.
Tablo bu kadar vahimken, AKP iktidarı 11. Yargı Paketi’nin ardından önümüzdeki aylarda 12. Yargı Paketi’ni de çıkarmaya hazırlanıyor. Yansıyanlara göre, bu torba kanunla nafaka vb. gibi kadınların sınırlı haklarına da yeni saldırılar hedefleniyor.
Derinleşen ekonomik ve siyasal krizle birlikte seçmen desteğini yitiren AKP iktidarı faşist baskı ve zorbalığı tırmandırarak ayakta kalmaya çalışıyor. 2025 yılı toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerinden düzen muhalefetine kadar baskı ve zorbalığın uygulandığı bir yıl oldu. Kadın hareketine dönük saldırıların yanı sıra, kayyım politikaları ile yerel yönetimlerde kısmi de olsa kadınlara destek sunan birimler kapatıldı. Bu uygulamalar da AKP iktidarının kadın düşmanı politikalarının bir başka göstergesi oldu.
***
2025 yılında kadınlar derinleşen kriz koşullarına, eşitsizliğe ve baskılara karşı toplumsal mücadelenin bir parçası oldular.
İşçi sınıfı, krizin faturasına karşı, insanca yaşama ve çalışma koşulları için onlarca fabrika ve işletmede mücadele etti. Sendikal mücadeleye atılan, işçi kıyımını reddeden ya da sözleşme süreçlerinde sefalet dayatmalarına karşı direnen işçi bölükleri içinde kadın işçiler belirgin bir yer tuttular. Kadın işçiler, TKIS Perde’de, DIGEL Tekstil’de, Chinatool’da, İzmir tütün fabrikalarında, Temel Conta’da, Queen Tarım’da, TPI’da, Şık Makas’ta, Smart Solar’da, Peri Tekstil’de, Swatch Group’ta, Özel Okmeydanı Hastanesi’nde, belediyelerde erkek sınıf kardeşleriyle birlikte mücadeleyi göğüslemekle kalmadılar, grev ve direnişlerin sürükleyici gücü oldular. Direngenlikleriyle, enerjileri ve coşkularıyla bu direnişlere dinamizm ve güç kattılar.
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve bazı belediye bürokratlarının tutuklanması üzerine patlak veren kitle hareketinde kadınlar da temel bir güç olarak yer aldılar. Aynı şekilde hareketin temel sürükleyici gücü olan öğrenci gençlik içinde de genç kadınlar özel bir yer tuttular.
İnişli çıkışlı süreçlerine rağmen kadın hareketi de temel bir toplumsal dinamik olarak 2025 yılında da varlığını göstermeye devam etti. Güncel gelişmelere karşı verdiği eylemli tepkilerin yanı sıra, 8 Mart ve 25 Kasım gibi önemli tarihsel günlerde baskı ve engellemelere rağmen, kadınlar yaygın, kitlesel ve militan eylemlere imza attı.
***
Kadınlar 2025 yılında mücadelenin ve direnişlerin parçası olmasına rağmen sınıf hareketinin içinde bulunduğu tıkanıklık ile kadın hareketinin açmazları kadınların mücadelesinin sağlıklı bir rotaya oturmasını zora sokan etkenler olarak karşımıza çıkıyor.
2026 yılını kazanabilmenin ve gerçek bir “mücadele yılı”na çevirmenin yolu, işçi sınıfının bir parçası olarak kadın işçilerin de örgütlenip mücadelede yerini almasından, kalıcı mevzilerin yaratılmasından geçiyor. Baskı, sömürü ve eşitsizliğin kol gezdiği koşullarda, mücadeleyi büyütmenin imkanları giderek artıyor.
|