İçindekiler:

15 Ocak 2026
Sayı: KB 2026/01

Anti-emperyalist mücadeleyi büyütelim!
2025'in aynasında dünya
ABD'nin Venezuela'ya saldırısı
Emperyalistlerden vasallara yakışan tutum
İran'da yeni protesto dalgası
Trump-Netanyahu buluşması
Sermaye partilerinin ortak söylemi...
Yeni süreç, rejimin tahkimi
Kürtlerin kazanımları hedefte!
HTŞ'den Kürtlere "savaş" ilanı
Emperyalist saldırganlık karşısında susanlar
ABD, Türkiye ve Kürt sorunu
Halklara ölüm, İsrail'e toprak
İran'da kitle eylemleri devam ediyor
ABD'nin Venezuela'ya çökme planı
ABD'nin Latin Amerika stratejisi
Monroe oldu, "Donroe Doktrini"
31. Rosa Luxemburg Konferansı üzerine
Birleşik, kitlesel, siyasal bir sınıf hareketi
2025 yılı ve gençliğin "Mart isyanı"
Kadın işçiler bir adım öne!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

ABD’nin Latin Amerika stratejisi: Venezuela

A. Engin Yılmaz

 

ABD emperyalizmi, yaklaşık bir yıldır uyuşturucu ticaretini bahane ederek Venezuela’yı tehdit ediyor. Bu tehditler ABD donanmasının saldırıları, çeşitli tesislerin bombalanması, Venezuela’ya ait iki petrol tankerine el konulması biçiminde fiili bir saldırıya da dönüştürülmüştü. Son olarak ise Venezuela’ya yönelik hava saldırısı gerçekleşti, Maduro ile eşi kaçırılıp esir alınarak, saldırganlık haydutluk düzeyine çıkarıldı. Bu saldırı, açık bir egemenlik gaspı ve sömürgeci zorbalıktır. Ama aynı zamanda Trump’ın yeni strateji belgesinin Latin Amerika’da uygulamasının da ilk girişimidir. Dolaysıyla bu yalnızca Venezuela halkına değil, tüm Latin Amerika’ya yönelmiş bir saldırganlıktır. 

Bu olayla ABD emperyalizmi, Latin Amerika politikasında başka şeylerin yanı sıra artık fiili saldırganlık, savaş ve şiddeti bir araç olarak kullanacağını ilan etmiştir. Başka ülkelere ilişkin tehditkâr açıklamaları ise, bu saldırganlığın Latin Amerika ile sınırlı kalmayacağını gösteriyor. Yanı sıra Batı Yarımküre’deki iktidarların ancak ABD’nin onayıyla meşru görülüp var olabileceği de ilan edilmiştir. Venezuela saldırısı, Monroe Doktrini’nden bugüne uzanan emperyalist tahakküm geleneğinin güncel koşullarda yeniden uygulamaya konulmasıdır. Venezuela bu uygulamanın ilk güncel uygulamaması olarak gerçekleşmiştir. 

***

ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik politikaları, iki yüzyıla yaklaşan bir süreklilik arz ediyor. Bu sömürgeci politika, bölgeyi kendi stratejik, ekonomik ve siyasal çıkarları doğrultusunda denetim altında tutma üzerine kurulmuştur. Bu sürekliliğin ideolojik temelinde ise 1823 yılında dile getirilen Monroe Doktrini önemli bir yer tutar. Doktrin, Avrupa emperyalizmine karşı bir “savunma” olarak sunulsa da gerçekte Latin Amerika’yı ABD’nin nüfuz alanı olarak tanımlayan bir içeriğe sahiptir. Sonraki yıllarda ise Roosevelt’in “uygarlaştırıcı müdahale” anlayışı, ABD’nin bölge ülkelerinin iç işlerine doğrudan müdahale etmesinin kılıfı olarak kullanılmıştır. Bu yaklaşım 20. yüzyıl boyunca Nikaragua’dan Guatemala’ya, Şili’den Dominik Cumhuriyeti’ne, Peru’dan Uruguay’a, Venezuela’dan Kolombiya’da, Arjantin’den Bolivya’ya kadar uzanan faşist darbeler ve askeri müdahaleler zinciriyle somutlanmıştır. 

Soğuk Savaş döneminde ise bu müdahaleler, antikomünizme dayalı yoğun bir kirli propaganda ile meşrulaştırılmak istenmiştir. Halkçı, “sosyalist” ya da ABD emperyalizmine kölece boyun eğmeyi reddeden, bağımsız yönelimler taşıyan tüm hükümetler-iktidarlar, ABD açısından birer tehdit olarak kabul edilmiş ve saldırgan politikaların hedefi haline getirilmiştir. Bu tarihsel süreklilik, ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik yaklaşımının dayandığı temel stratejiyi göstermektedir. Nitekim Trump yönetimi tarafından yayımlanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, bunun güncel koşullara uyarlanmış biçimidir. 

Doğal kaynaklar, lojistik hatlar ve Çin gibi rakip güçler faktörü

Yeni Strateji belgesinde Batı Yarımküre, ABD ulusal güvenliğinin doğal etki alanı olarak tanımlanmakta, bölge devletlerinin egemenliği ancak ABD’nin stratejik çıkarlarıyla uyumlu olduğunda meşru kabul edilmektedir. Bunun için de “İstikrar”, “güvenlik”, “göçle mücadele”, “uyuşturucu kartelleriyle savaş” gibi söylemler öne çıkarılmaktadır. Ancak belgenin asıl amacı bölgenin doğal kaynaklarına, stratejik geçiş noktalarına ve enerji altyapısına erişimi güvence altına almaktır. Aynı zamanda bölgenin iktidarları üzerindeki denetimi  tesis etmeyi de hedeflemektedir.

Panama Kanalı’ndan Karayipler’e, Meksika Körfezi’nden Güney Amerika’nın maden havzalarına uzanan bu coğrafya, ABD açısından küresel hegemonya mücadelesinin vazgeçilmez alanlarından biri olarak görülmektedir. Bu doğrultuda Trump yönetimi, kendisinden önceki ABD yönetimlerini Latin Amerika’yı ihmal etmekle suçlamış ve askeri-diplomatik kapasitenin yeniden bu bölgeye yoğunlaştırılacağını ilan etmiştir. Belgenin dikkat çekici yanlarından biri de Çin’in Latin Amerika’daki artan etkisinin bir tehdit olarak tanımlanmasıdır. Çin’in altyapı, enerji, madencilik ve telekomünikasyon alanlarında gerçekleştirdiği yatırımlar, ABD tarafından “borç tuzakları” ve “stratejik riskler” diye sunulmaktadır. Dolaysıyla Latin Amerika ülkelerinin bağımsız ilişkiler kurma hakkı küstahça çiğnenmektedir. 

Bölgenin doğal kaynaklarına el koyma ve rakipleri bölgeden atma…

Bu stratejik politikanın merkezinde Venezuela yer alıyor. Zira Venezuela, yalnızca sahip olduğu petrol ve maden rezervleri nedeniyle değil, Bolivarcı siyasal projesi ve çok yönlü dış politikası nedeniyle de ABD açısından “tehdit” olarak görülüyor. Çin, Rusya ve İran ile kurulan ilişkiler, “tehlikeli bir emsal” olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Venezuela’ya yönelik politikalar, fiili saldırganlığa dönüşmüştür. Saldırganlığın, Venezuela ile sınırlı kalmayacağı ise tehditler eşliğinde ilan edilmektedir. Somut olarak Küba, Kolombiya ve Grönland, yeni stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak hedef gösterilmektedir. “Grönland adasının kıyı şeridine bakıldığında her yerde Rus ve Çin gemilerinin görüldüğünü” iddia eden Trump, “ulusal güvenlik için Grönland’a ihtiyacımız var...Ona sahip olmalıyız” ifadeleriyle ne kadar pervasız olduğunu göstermektedir.  

Belgede, “Yarımküremizde, bölge dışı rakiplerin güç konuşlandırmasına, tehdit edici kabiliyetler yerleştirmesine veya stratejik açıdan hayati varlıklara sahip olmasına ya da onları kontrol etmesine izin vermeyeceğiz” deniyor. Dolayısıyla da “Monroe Doktrini’ne bir “Trump İlkesi” ekleyeceklerini ve bunu uygulayacaklarını belirtiyor. Sonuç olarak ABD’nin Monroe Doktrini’nden Trump dönemi Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne uzanan Latin Amerika politikası, kesintisiz bir emperyalist saldırganlık ve savaş projesidir. Venezuela’ya saldırının vardırıldığı boyut, bu projenin günümüzde en haydutça bir tarzda uygulanacağının ilanıdır aynı zamanda.