Sermaye partilerinin ortak söylemi...
“İç cephe” kimin cephesi?
Yeni yılın ilk günleriyle birlikte ABD emperyalizmi Venezuela’ya haydutça bir saldırı gerçekleştirdi. Bir gece operasyonuyla Maduro ve eşini kaçırarak New York’a götürdü ve itham ettiği suçlardan yargılayacağını açıkladı. Gerçekleşen saldırı, emperyalist-kapitalist dünyanın temsilcileri hangi elbiseyi giyerse giysin altında ilkel bir barbarlığın olduğunu, “modern dünya” üzerine edilen onca cilalı sözün aksine “gücü gücüne yeten” anlayışının yön verdiğini gösterdi. Çok yönlü krizleri derinleşen emperyalist-kapitalist sistemin insanlığı bir kez daha büyük bir yıkıma doğru sürüklediğinin ve bu yolda hiçbir kural tanımayacağının açık bir ilanı oldu.
Türkiye’de sermaye düzeninin ABD emperyalizmine göbekten bağımlı olduğu, siyasetinin Washington, askeri stratejisinin ise Pentagon güdümünde belirlendiği bir sır değil. Saray rejiminin son yıllarda emperyalistler arası çatlakların oluşturduğu boşluklarda kendine manevra alanı bulup kimi “fevri” tutumlar alması bu gerçeği değiştirmiyor. Son tahlilde belirleyici olan “efendi”nin çıkar ve öncelikleridir. Burjuva muhalefeti için ise “at değişimi” için kendini kanıtlamak, emperyalist merkezlerden “olur” almak esas eksen durumunda. Dolayısıyla ABD’de yaprak kımıldasa, ülkede düzen siyaseti yeni bir çalkantının içine giriyor.
Venezuela’ya emperyalist saldırı üzerine açıklama yapan burjuva siyasal aktörler “efendiyi kızdırmamak” için dikkat ettiler. Ama emperyalist korsanlığı kınamak için de ağız kenarıyla, “yine de söylemiş olalım” kabilinden ABD pervasızlığını sözde “eleştirdiler.” Ancak bu “eleştiriler” yapılırken de partiler arası rekabette elini güçlendirme ve bu dalgadan yelkenlerini doldurma çabası öne çıktı.
İçeride farklı dışarıda farklı tutum almasıyla mahir AKP cenahı, ilk günler dut yemiş bülbül kesilirken, “kardeşim Maduro”, “darbelere karşı demokrasi” vb. söylemleri bir anda unutuverdi. “Taraflara itidalli olma” çağrısı yapan AKP şefi, kendisine “meşruiyet” veren Beyaz Saray’daki efendisine kölece bağımlılığını bir kez daha teyit etti.
Burjuva muhalefetin baş aktörü CHP kanadı ise, muhalefette olmanın rahatlığıyla saray iktidarını sıkıştırmayı, kitle desteğini artırmayı temel bir söylem olarak kullandı. Emperyalist haydutluk karşısında “milli çıkarlar”, “ülkeyi bekleyen tehlikeler”, “iç cephenin sağlamlaşması”, “ülke bütünlüğü”, “AKP’nin kutuplaştırıcı adımları” temel argümanlar olarak öne çıkarıldı.
Saray rejimini içine yuvarlandığı rezil durumdan kurtarma görevi küçük ortak Devlet Bahçeli’ye verildi: “Kan kokusu almış köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir” diye konuya giren Bahçeli işi demagojiye vurdu: “Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı ‘Terörsüz Türkiye’ hedefindeki ısrar ve irademiz? Şimdi anlaşıldı mı Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olmaz söz ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık.”
Erdoğan ise günler sonra CHP’ye saldırarak ve “iç cephenin güçlenmesi” demagojisiyle tartışmaya katıldı: ‘‘Ülkemizden 11.000 km ötede Türkiye ile yakın dostluk ilişkisi olan bir ülkede müessif bir hadise yaşanıyor. CHP Genel Başkanı’nın aklına ilk gelen bize saldırmak, bize sataşmak oluyor. Şimdi çeşitli fotoğraflar üzerinden bize mesaj vermek oluyor, Allah aşkına! Bu patolojik bir ruh halinin işareti değilse nedir? Siyasette kutuplaşmayı bu provokatif üslupla mı azaltacaksınız? İç cephemizin tahkim edilmesine böyle mi destek olacaksınız? Dünyanın içinden geçtiği bu zor dönemde Türkiye’nin hak ve hukukunu böyle mi koruyacaksınız?’’
İktidar ile muhalefetin boş gevezeliğin ötesine geçmeyen açıklamaları bir yana, ortaklaştıkları “iç cephenin sağlamlaşması” tartışmaları üzerinde durmayı hak ediyor. Emperyalist-kapitalist dünyanın bir parçası ve emperyalist savaş ve saldırı örgütü NATO’nun üyesi olan, dört bir tarafında ABD’nin askeri üstleri bulunan, ABD’nin çıkar ve ihtiyaçları için farklı ülkelere asker gönderen Türkiye gerçeği orta yerde duruyor. Böyle bir ülkede “iç cephe” tartışmaları işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar için bir şey ifade etmez. Milyonlarca işçi ve emekçinin açlık ve yoksullukla boğuştuğu, en temel demokratik hak ve özgürlüklerin gasp edildiği, baskının, sömürünün hüküm sürdüğü bir kapitalist ülkede, emek ile sermayenin uzlaşmaz çıkarları karşısında “iç cephenin bütünlüğü” ne ifade edebilir ki?
Gerici bir propagandayla kitlelerin bilincini bulandırmak, düzene yedeklemek istiyorlar. Güya artan “dış tehditler” söylemiyle gerçeklerin üzerine perde örtmeye çalışıyorlar. Emperyalist dünyanın çöplüklerinde eşelenen burjuva siyaset aktörleri tutarsız ve ilkesiz yaklaşımlarla, günün ihtiyaçlarına göre geliştirdikleri söylemlerle emekçileri ikna edebileceklerini varsayıyorlar. Saray iktidarı gerici sefil hedeflerine ulaşmak ve ömrünü uzatmak, muhalefetindekiler ise elini güçlendirmek derdinde. Ortaklaştıkları nokta ise, bu sömürü düzeninin çıkarlarını korumak ve sömürülen milyonların “ulusal çıkarlar” safsatasına inanarak boyun eğmesini sağlamaktır.
Emperyalizme karşı “iç cephe” ancak işçilerin ve emekçilerin kapitalist sömürü düzenine karşı, emperyalizmin bu ülkedeki dayanağı olan işbirlikçilere karşı yükselteceği mücadele içinde kurulabilir. Ülkenin tüm zenginliklerini sömüren, emperyalistlerin çıkarları için bu zenginlikleri peşkeş çeken, sefil çıkarları için emperyalistlerin kapısında kul-köle olan sermaye temsilcilerinin “iç cephe” tartışmasındaki yeri ancak düşman cephesi olabilir. Emperyalizme karşı mücadele ülke içinde kapitalist iktidara karşı verilecek mücadeleden bağımsız düşünülemez. Emperyalist haydutluğa, kapitalist sömürüye yanıt, ancak işçi sınıfının bağımsız devrimci tutumu ve eylemiyle, enternasyonal mücadeleyi ve dayanışmayı güçlendirerek, sosyalizm için ayağa kalkarak verilebilir.
|