Emperyalist haydutluk yeni boyutlar kazanıyor...
Anti-emperyalist mücadeleyi büyütelim!
İşçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar, 2026 yılını emperyalist savaş ve saldırganlığın tırmandığı koşullarda karşıladılar: Venezuela devlet başkanı Maduro’nun haydutça yöntemlerle kaçırılması, diğer Latin Amerika ülkelerinin küstahça tehdit edilmesi, İran’a sürekli parmak sallanması, Suriye’deki çelişki ve çatışma alanları kaşınarak emperyalist-siyonist müdahalelere alan açılması, Ukrayna savaşını uzatacak hamlelere yenilerinin eklenmesi vb... Yılın ilk on beş gününde yaşanan bu ve benzeri gelişmeler, içerisinde bulunduğumuz dönemde emperyalist saldırganlığın yeni boyutlar kazanacağını yeterince açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Dünya gündemleri içerisinde ön planda duran tüm bu olay ve gelişmelerin gerisinde ise, emperyalistler arasında kızışan hegemonya mücadelelerinin yer aldığı biliniyor. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya değin geniş bir coğrafyaya uzanan, yoğunlaşma merkezleri zaman zaman değişse de adım adım tırmandırılan emperyalist müdahale ve saldırıların temel aktörü ise, sistem içerisindeki hegemonik konumunu uzun bir süredir korumakta zorlanan ABD emperyalizmidir. ABD, çözülmekte olan hegemonyasını kapitalist-emperyalist sistemin geneline dayatırken, hasımları karşısında hala da koruduğu askeri ve siyasi üstünlüğünü kullanıyor. Bu elbette yeni bir durum değil. ABD emperyalizminin özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından adım adım hayata geçirdiği bir stratejidir söz konusu olan.
“Hegemonik konumu geriye dönülmez biçimde sarsılmış bulunan ABD emperyalizmi, buna rağmen halen de sahip olduğu çok yönlü üstünlükleri kullanarak uluslararası ilişkileri sürekli biçimde germektedir. Silahlanma yarışını kışkırtmakta, çeşitli ülkelere ambargolar uygulamakta ve bunu tüm dünyaya dayatmakta, imzaladığı uluslararası antlaşmaları tek taraflı olarak iptal etmekte, yeni saldırılara ve işgallere girişmekte, askeri darbe de dahil çeşitli yöntemlere başvurarak iktidarlar değiştirmeye ve böylece ilgili ülkelere fiilen el koymaya yönelmektedir.” (TKİP VI. Kongre Bildirgesi, Aralık 2018)
Özetlemek gerekirse; ABD emperyalizmi bir yandan uyguladığı ambargo ve yaptırımlarla hasımlarını ekonomik açıdan kıskaca alırken, siyasi alanda ise askeri gücünü kullanarak kapitalist-emperyalist sistemi kendi hedef ve çıkarlarına göre dizayn etmeye, sarsılan hegemonyasını güçlendirmeye çalışıyor. Gelinen aşamada ise emperyalist niyetlerini, çıkar ve hedeflerini açıkça ilan etmekten, bu bağlamda haydutça hamlelere (Venezuela örneğinde olduğu gibi) başvurmaktan geri durmuyor.
Merkezinde ABD’nin yer aldığı emperyalist müdahale ve saldırıların iktisadi, siyasi, kültürel ve toplumsal planda yarattığı yıkımın en ağır bedellerini ise dünya ölçeğinde emekçiler ve mazlum halklar ödüyor.
Anti-emperyalist mücadele, sorunlar ve sorumluluklar
Bütünlüğü içerisinde bu tablo, uluslararası ölçekte emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı mücadeleyi yükseltmenin kritik önemini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Zira, gerek saldırının doğrudan hedefi konumunda olan halklar gerekse işçi sınıfı ve emekçiler anti-emperyalist/anti-kapitalist mücadeleyi büyütemediği koşullarda, emperyalist haydutluk yeni boyutlar kazanarak çok daha yıkıcı sonuçlara yol açacaktır. Gelişmelerin seyri ve emperyalist güçlerin genel eğilimi bu yöndedir.
Bu bağlamda öne çıkan temel sorun alanları şu başlıklar üzerinden özetlenebilir. İlkin; militarizme, tırmandırılan savaş politikalarına, Filistin örneğinde olduğu gibi emperyalist-siyonist barbarlığa karşı dünya halkları dönemsel olarak kimi anlamlı tepkiler ortaya koyuyor olsa da, bu mücadeleler halihazırda örgütlü zeminlerden, süreklilikten ve devrimci önderlikten yoksun durumdadır.
Bu temelli zaafiyetin ortaya çıkmasında devrimci sınıf mücadelelerinin ve sosyalist hareketin Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla başlayan ve uzun yıllara yayılan gerileme süreci önemli bir rol oynadı. Sosyalizmin güç ve etkisinin zayıfladığı ve burjuva gericiliğin zıvanadan çıktığı 35 yıllık dönem, dünya ölçeğinde toplumsal kurtuluş ve ulusal özgürlük mücadeleleri üzerinde çok yönlü tahribatlar yarattı. Bugün emperyalist saldırganlığa karşı gelişen tepki ve mücadelelere rengini veren yapısal zaafiyet de bu aynı tahribatın kendine özgü bir yansımasıdır.
“‘89 çöküşünü izleyen dönemde devrimci sınıf mücadelesinde yaşanan ve henüz aşılamayan zayıflamanın reformcu burjuva, küçük-burjuva akımları güçlendirmesi ve bunun da savaş gibi temel bir sorunda kendini pasifizm olarak üretmesi, konunun önemini daha da artırmaktadır.
“Nitekim halihazırda savaşa karşı sesler, önemli ölçüde, duygusal tepkiler ve iyi dilekli temennilerden ibarettir. Oysa tarih, özellikle de emperyalizm çağı, gerici ve emperyalist savaşların korkunç yıkıcılığı karşısında bu türden duygusal tepki ve temennilerin pratik herhangi bir değer taşımadığını tüm açıklığı ile göstermektedir.”
Bu bağlamda altı çizilmesi gereken ikinci nokta ise, gerek emperyalist saldırganlığın doğrudan hedefinde olan ülkelerde gelişen direnişlerin, gerekse farklı ülkelerde kendi toplumsal dinamikleri üzerinden patlak veren mücadelelerin devrimci bir programdan, buna dayalı bir önderlikten yoksun olmalarının yarattığı açmaz ve handikaplardır.
Filistin’de, Suriye’de ve Rojava’da yaşanan son gelişmeler, verilen onca mücadeleye ve ödenen ağır bedellere rağmen “anti-emperyalist devrimci-demokratik” bir programdan ve devrimci önderlikten yoksun olan halkların yaşadığı açmazları ortaya koyan çarpıcı ve güncel örneklerdir. Bu yapısal sorun, mazlum halklara kendi sefil çıkarlarını ve egemenliklerini dayatan emperyalist haydutlara geniş bir müdahale alanı açmaktadır. Eşitlik, özgürlük, bağımsızlık vb. özlemler uğruna verilen mücadelelerin bir sistem olarak emperyalizmi hedeflememesi, çözümün sorunların bizzat kaynağı olan kapitalist düzenin sınırları içinde aranması, bunun yarattığı kısırdöngü ise emekçi halkları döne döne yeni yıkım ve saldırıların hedefi haline getirmektedir. Bu gerçek, kendine özgü yanları olmakla birlikte İran’da yaşanan güncel gelişmeler üzerinden de açıkça görülüyor. Gerisinde ağırlaşan toplumsal sorunların yer aldığı ve gerici İran rejiminin baskı ve zorbalığının tetiklediği dönemsel kitle hareketleri, bağlanacağı devrimci bir sınıf ekseninden ve önderliğinden yoksun kaldığı için, hem kendini yineleyen bir görünüm sunuyor hem de emperyalist haydutların istismarına açık hale geliyor.
Yaşanan güncel gelişmeler bir kez daha gösteriyor ki; gerek beklenmedik şekilde patlak veren halk hareketleri gerek süregiden ulusal mücadeleler gerekse emperyalist saldırganlığa karşı gelişen direnişler, devrimci önderlikten ve ideolojik-moral açıdan beslenecekleri uluslararası devrimci damarlardan yoksun kaldıkları oranda, kendi yapısal sorunlarını aşmakta zorlanmaktadırlar. “Çözümü” kurulu düzenin çıkmaz sokaklarında aramak ise emekçiler ve mazlum halklar için yeni yıkım ve saldırılarının kapılarını aralamaktadır.
***
Bütünlüğü üzerinden bakıldığında bu tablo, içerisinden geçmekte olduğumuz süreçte enternasyonal ölçekte devrimci anti-emperyalist mücadeleyi büyütmenin ne denli yakıcı ve kritik bir önemde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira, emperyalist haydutların tırmanan saldırıları ve insanlığı kapsamlı bir yıkımın eşiğine sürükleyen savaş politikaları, küresel çapta işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların harekete geçirilmesi, bu zemin üzerinde enternasyonal dayanışmanın güçlendirilmesi ve kapitalist emperyalizme karşı mücadelenin devrimci bir muhteva üzerinden yükseltilmesiyle dizginlenebilir.
Öte yandan, uluslararası düzlemde ve dolayısıyla bu topraklarda işçi sınıfını, emekçileri ve gençliği devrimci anti-emperyalist mücadeleye kazanmak, hem emperyalistlerin hedefinde yer alan mazlum halklarla dayanışmanın hem de enternasyonalist sorumluluğun bir gereğidir.
Yaşanan güncel gelişmeleri içerisinde bulunduğumuz tarihsel dönemin temel gerçekleri üzerinden ele alan ve günün devrimci görevlerini de bu çerçevede tanımlamayan sınıf devrimcilerine bu bakış açısı yön verecektir. Bir yandan işçi ve emekçileri sermaye düzenine karşı devrim ve sosyalizm mücadelesine kazanmaya dönük çabalarını sürdürürken, öte yandan, tam da bunun bir gereği olarak anti-emperyalist mücadeleyi büyütme sorumluluğuyla hareket edeceklerdir.
|