ABD’nin Venezuela’ya çökme planı
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından Devlet Başkanı Maduro ve eşi kaçırılarak esir alındı. Bu gelişmeler sonrası Trump bir basın açıklaması yaptı. Trump, “güvenli, düzenli ve makul bir geçiş sağlanana kadar ülkeyi biz yöneteceğiz” dedi. Trump ayrıca ABD petrol şirketlerinin Venezuela’da yeniden faaliyete geçmesi gerektiğini açıkladı. ABD’li enerji şirketlerinin ülkeye milyarlarca dolarlık yatırım yapacağını belirtti. Petrol sektörünü canlandırmak için altyapının yeniden inşa edileceğini ifade etti. Bu açıklamalar, ABD saldırganlığının temel nedenleri arasında Venezuela petrolüne ve diğer doğal zenginliklerine el koyma hedefinin bulunduğunu bir kez daha gösterdi.
Nitekim OPEC verileri, Venezuela’nın neden hedef alındığını açık biçimde ortaya koyuyor. “OPEC verilerine göre Venezuela, 900 bin kilometrekareyi aşan yüzölçümüyle on iki üye devletin tamamı arasında OPEC’e göre, 900 bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsayan ülke, on iki üye devletin tamamı arasında en büyük ham petrol rezervlerine sahip. 2024 yılında bu rezervler 303,22 milyar varil olup, toplam OPEC petrol rezervlerinin yüzde 24,4’ünü temsil ediyordu. Suudi Arabistan yüzde 21,5 ile ikinci, İran ise yüzde 16,8 ile üçüncü sırada yer aldı. Ayrıca ülke, doğal gaz, demir cevheri, altın, boksit, elmas ve diğer minerallere de sahip” (Der Spiegel, 4 Ocak 2026)
Bu zenginliklere el koyma niyetini açıklayan Trump, Venezuela’nın kontrolünün artık ABD tarafından devralınacağını, kontrolü başka birinin ele geçirmesine izin veremeyeceklerini ilan etti. Bu nedenle, “ülke doğru yola girene kadar ülkeyi yönetecek bir grup insan atayacağız” sözleriyle, uşak bir rejim yaratmak istediğini duyurdu.
Diğer ülkelere tehdit ve ABD savaş makinasına övgü
Trump, “taleplerimiz tamamen karşılanana kadar” tüm askeri seçeneklerin masada olduğunu vurguladı. Şu aşamada ikinci bir saldırı dalgasına gerek olmadığını söyleyen Trump, böyle bir saldırının gerçekleşmesi halinde bunun “çok daha büyük” olacağını ileri sürdü. Kara birliklerinin konuşlandırılmasını da açık bir olasılık olarak dile getiren Trump, “kara birliklerini kullanmaktan korkmuyoruz” ifadeleriyle askeri müdahalenin sürebileceği mesajını verdi. “Venezuela’da yaşananlar, halkına adil davranmayan herhangi bir başka ülkenin başına da gelebilir” gibi ifadelerle küstahça tehditlerde bulundu.
Tehditler yalnızca Venezuela ile sınırlı kalmadı. Trump, Kolombiya Cumhurbaşkanı’nın “kendine dikkat etmesi gerektiğini” söylerken, Küba’yı “ilginç bir örnek” olarak nitelendirdi. “Küba’dan da bahsedeceğiz, insanlara yardım etmek istiyoruz” sözleriyle birlikte dile getirilen bu ifadeler, Latin Amerika’daki diğer ülkelere yönelik açık bir tehdidi ifade etti. ABD saldırganlığını da “muhteşem”, “nefes kesici” ve “ABD silahlı kuvvetlerinin askeri gücünün güçlü bir gösterisi” olarak övdü. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri böyle bir şey görülmediğini iddia etti. Operasyonu, İran lideri Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve İran’ın nükleer tesislerini devre dışı bırakma göreviyle karşılaştırarak, “Hepsi mükemmel bir şekilde yürütüldü ve iyi yapıldı” dedi.
Trump, Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez’in, “Venezuela’yı yeniden büyük bir ülke yapmak için gerekli olduğuna inandığımız şeyleri yapmaya hazır” olduğunu savunurken, “başka seçeneği yok” ifadesiyle de açık bir tehditte bulundu. Venezuela hükümetinin diğer üyelerini de hedef alan Trump, bu isimlerin “iki gün öncesine göre çok farklı davrandıklarını” söyleyerek onları aşağıladığı gibi, askeri baskının siyasal sonuçlarına işaret etmiş oldu. Taleplerin karşılanmaması halinde kara birliklerinin de devreye sokulabileceğini yineleyerek, ABD’nin yeniden müdahaleye hazır olduğunu ilan etti.
Venezuela yalanları ve Monroe doktrini
Trump, Maduro’nun ABD’ye “çok büyük miktarlarda ölümcül ve yasadışı uyuşturucu” kaçırmaktan sorumlu olduğunu iddia ederek Venezuela’ya yönelik saldırısını ve liderinin tutuklanmasını haklı çıkarmaya çalışıyor. Ayrıca Maduro’nun ABD düşmanlarını desteklediğini ve “en tehlikeli ve şiddet yanlısı adamlarını Amerikan hayatlarını yok etmek için Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderdiği” yalanını tekrarladı. Maduro’nun bir uyuşturucu kartelin başı olduğunu bile iddia etti. Oysa bir Amerikalı temsilcinin ifadesiyle sorunun, “petrol için kan dökülmesiyle” ilgili olduğu yeterince açık.
Zaten Trump’da, Venezuela’nın petrol rezervlerinin kontrolünün ABD için stratejik önem taşıdığını belirtmekten kaçınmadı. Venezuela’da yapılan millileştirilmeleri ise “ülkemizin tarihindeki en büyük Amerikan malı hırsızlığı” olarak nitelendirdi ve ayrıca “yer altından önemli miktarda zenginlik çıkarmayı” planladığını, bunun ise hem Venezuela halkına hem de ABD’ye fayda sağlayacağını iddia etti.
Trump, kendi eylemlerini, 1823’te ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen Monroe Doktrini’ne benzetti. Latin Amerika’yı ABD’nin etki alanı olarak tanımlayan bu doktrine atıf yapan Trump, “yeni ulusal güvenlik stratejimizin bir parçası olarak Batı Yarımküre’de Amerikan hegemonyası bir daha asla sorgulanmayacak” ifadeleriyle emperyalist müdahalenin sürekliliğine işaret etti.
|