İran’da kitle eylemleri devam ediyor
A. Vedat Ceylan
İran’da 28 Aralık 2025’te gerici molla rejimine karşı Tahran’da başlayan protesto dalgası devam ediyor. Ülkenin pek çok kentine yayılan protestolar, uzun süredir biriken sorunların ve yapısal çelişkilerin patlak vermesi olarak sokağa taştı. Tahran Büyük Çarşı’sında perakendeci esnafın harekete geçmesiyle başlayan ve kısa sürede onlarca kente yayılan eylemler, İran “İslam Cumhuriyeti”nin hem ekonomik hem de siyasal krizinin devam ettiğine işaret ediyor. Protestolarda yaşanan çatışmalar ve güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu onlarca kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin ise yaralandığı bilgileri yansıyor. Ölü ve yararlılar arasında güvenli güçleri mensuplarının da olduğu açıklandı.
Gösterilerde çatışmaların yaşanması üzerine ilk sokağa çıkan esnaf geri çekilirken, başkent Tahran’da eylemlerin sönümlendiği ancak başka kentlerde devam ettiği belirtiliyor.
Buna paralel olarak hem İsrail’deki soykırımcı rejimin başı Netanyahu hem emperyalist haydutluğun şefi Trump provokatif açıklamalar yaparak, kitlelerin meşru eylemini kendi projelerin bir aparatı haline getirmeye çalışıyor. Hatta Trump, “göstericileri korumak” adı altında İran’a askeri saldırı düzenlemek için ellerinin tetikte olduğunu ilan etti. Böylece İran’daki toplumsal mücadele, bir kez daha iç dinamikler ile emperyalist/siyonist müdahale olasılığının kesiştiği tehlikeli bir eşiğe gelmiş oldu.
***
Ekonomik kriz, mevcut protesto dalgasının en görünür ve yaygınlaşmasını tetikleyen sebeptir. İran riyalinin ABD doları karşısında 1,42 milyon seviyesine kadar gerileyerek tarihsel bir dip yapması, yalnızca döviz piyasasında değil, gündelik yaşamın her alanında da derin bir yıkıma yol açıyor. Yüksek enflasyon, gıda fiyatlarında bir yıl içinde yüzde 70’i aşan artışlar ve ilaç fiyatlarındaki sert yükselişler, geniş halk kesimlerini daha çok yoksulluğun girdabına itti.
2018’de Batı yaptırımlarının yeniden sıkı bir şekilde uygulanmasından bu yana süregelen ekonomik ambargo ve baskı, geçen yıl yaşanan İran-İsrail savaşıyla birlikte daha da ağırlaşmıştı. Hükümetin “ekonomik liberalleşme” adı altında döviz ticaretini serbestleştirmesi ise karaborsayı besleyerek krizin derinleşmesine neden olmuştu. Bazı şirketlerin ihracattan elde ettikleri gelirin bir kısmını İran’a getirmemelerinin de krizi derinleştiren bir rolü olduğu değerlendiriliyor. Bu miktarın 100 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor.
Ancak protestoları yalnızca “ekonomik hoşnutsuzluk” çerçevesinde ele almak, mevcut tabloyu anlamak için yetersiz kalır.
Tahran’daki esnaf ve kent emekçilerinin isyanının kısa sürede üniversitelere, sanayi kentlerine ve farklı eyaletlere yayılması, taleplerin hızla siyasal taleplerle birleşmesine yol açtı. “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük), molla rejiminin dini lideri Hamaney kastedilerek “Diktatöre ölüm” sloganlarının yeniden sokaklarda yankılanması, 2022’de Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yükselen dalganın bastırılmış olsa da onu doğuran nedenlerin ortadan kalkmadığına işaret ediyor. Bugünkü hareket, o döneme kıyasla daha geniş bir toplumsal zemine dayanıyor ve Pers nüfusu, şehir emekçileri, çarşı esnafı gibi kesimlerinde katılımını içeriyor.
Bu nokta, mevcut protestoları önceki dalgalardan ayıran kritik bir özelliktir. 2009’daki “Yeşil Hareket” milyonları sokağa dökmüş ve devlet aygıtı içinde ciddi çatlaklar yaratmıştı. 2022’deki Jin, Jiyan, Azadi hareketi ise büyük ölçüde ulusal azınlıklar ve gençler ve kadınlar tarafından taşınmış, bu durum iktidarın bu hareketi “ayrılıkçı” olarak damgalamasını kolaylaştırmıştı. Bugünkü protestolar ise, 1979 İran Devrimi’nde İslamcı Humeyni kanadının toplumsal dayanaklarından biri olan çarşı esnafının da dahil olduğu, sanayi kentlerini de kapsayan daha geniş bir toplumsal tabandan yükselmektedir. Rejim açısından bu durum hem daha zor yönetilebilir hem potansiyel olarak daha tehlikeli görünüyor.
Devletin tepkisi ise ikili bir karakter taşımaktadır. Bir yandan güvenlik güçleri sert müdahalelerde bulunuyor, göstericilere ateş açılıyor ve yoğun bir gözaltı terörü yaşanıyor. Diğer yandan Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ‘Bu konuda sorumluluk bize ait’ şeklindeki açıklamalarıyla sınırlı bir diyalog kapısını açık bırakıyor; aynı zamanda gerçeği de itiraf etmiş oluyor. Bu ikili yaklaşım, yönetimin krizin derinliğinin farkında olduğunu ancak gerçek bir çözüm kapasitesine sahip olmadığını göstermektedir.
***
Krizin uluslararası boyutu, İran’daki toplumsal hareketi daha da kırılgan ve tehlikeli bir konuma sürüklemektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’da barışçıl göstericilere yönelik saldırılar sürerse “yardıma geleceğini” söyleyerek açık bir askeri saldırı tehdidinde bulunması, buna karşılık İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Larijani’nin bu tutumu bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyecek bir macera olarak nitelendirmesi, karşılıklı bir propaganda hattının hızla devreye sokulduğunu göstermektedir. Emperyalist merkezlerden gelen bu tür “destek” ve “koruma” söylemleri, kitle hareketinin önünü açmak bir yana, Tahran yönetiminin elini güçlendirmektedir. Zira bu açıklamalar, rejime protestolara katılanların bir kesimini “yabancı güçlerin ajanı” ve kitle hareketini de “emperyalist komplo” olarak damgalama, böylelikle şovenizmi tırmandırma ve baskı politikalarını meşrulaştırma kolaylığı sağlamaktadır.
İran Tudeh Partisi’nin de vurguladığı gibi, mevcut despotizmin ABD emperyalizmine ya da İsrail destekli başka bir zorbalık biçimiyle değiştirilmesi, halk açısından bir kurtuluş değil, yeni bir yıkım anlamına gelecektir. Emperyalist müdahaleler, toplumsal mücadeleleri güçlendirmek yerine onları boğmakta; kitlelerin mücadele arayışlarını kendi sefil çıkarlarına dayanak yapmaya çalışmaktadır. Buradan çıkan sonuç ise siyasal ve toplumsal yıkımın büyümesi olmaktadır.
Tarihsel deneyim, bu gerçeği defalarca kanıtlamıştır. Dolayısıyla İran’daki protestoların geleceği ne Donald Trump’ın tehditlerinde ne de sürgündeki monarşi yanlılarının “Şah geri gelsin” beklentilerinde yatmaktadır.
Faşist Şah rejiminin mirasçısı Reza Pehlevi gibi figürlerin ülkede bir toplumsal karşılığı bulunmamakla birlikte bu tür isimlerin öne çıkarılması ise hareketin meşru ve demokratik zeminini zedelemekte kitlesel hareket için birleştirici değil, bölücü bir rol oynamaktadır.
Gerçek dönüşüm olasılığı, ancak ülke içindeki emekçi sınıfların, öğrencilerin ve kent yoksullarının, ezilen hakların bağımsız örgütlü mücadelesiyle ortaya çıkabilir.
***
Bugünkü tablo, henüz bir rejim değişikliğine işaret etmese de İran’daki gerici molla rejiminin meşruiyetinin aşındığına işaret ediyor.
Ülke çapında kalıcı, işçi emekçileri ve tüm azınlıkları kapsayan bir örgütlenme olmaksızın, sistemin “işleyişini durdurmak” ve demokratik dönüşümlerin önünü açmak zor görünüyor. Elbette sınırlı da olsa mücadelenin bazı kazanımları da oluyor. Örneğin kadınlar için baş örtüsü zorunluğunun kaldırılması buna örnektir.
Ancak mevcut protestolar, rejimin sorgulanma düzeyini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Molla rejimi, yaptığı son açıklamayla her İranlıya dört ay boyunca ayda 7 dolar “destek” sunacağını ilan ederek isyanın önünü almayı hedefliyor. İran’da en dipte yaşamanın maliyeti yaklaşık 200 dolar civarındayken, toplamda 28 dolara ulaşan bu “yardımla” derinleşen yoksulluğa derman olunması ya da eylemlerin bitirilmesi mümkün değil.
İran’daki mücadele, ekonomik taleplerle sınırlı olmayan; siyasal taleplerinde kendine belirgin biçimde yer bulduğu heterojen bir kitle hareketine dayanmaktadır. Hareket mevcut hali ile düzeni zorlasa da işçi sınıfı ve emekçiler lehine rejimi alaşağı edebilecek siyasal dinamiklerin henüz yeterince olgunlaşmadığı görülmektedir. Bununla birlikte sorunların kapsamı ve buna karşı gösterilen tepkilerin sürekliliği düşünüldüğünde söz konusu dinamiklerin mücadele içinde hızla gelişmesinin koşulların oluştuğu da görünmektedir.
|