Kürtlerin kazanımları hedefte!
A. Engin Yılmaz
HTŞ’ye bağlı çetelerin Türk sermaye devletinin desteğiyle Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine 6 Ocak’ta başlattığı saldırılar aralıksız devam ediyor. Günlerdir devam eden saldırılarda onlarca sivil katledildi, yüzlercesi yaralandı. Söz konusu mahallerde okullar, camiler, hastaneler ve sivillerin yaşadığı evler doğrudan hedef alındı. Yansıyan görüntüler, çetelere özgü vahşetin boyutlarını gösterdi. Batılı emperyalist devletler katliam girişimlerini yalnızca izlemekle yetindi.
Zira saldırıların ABD, İsrail, Fransa ve İngiltere’nin onayıyla gerçekleştiği açık bir gerçektir. Paris’te yapılan görüşmelerde de Özerk Yönetim’e karşı bir “ittifakın” şekillendiği anlaşılmaktadır. Devam eden saldırılar da bunu gösteriyor. Bu sürecin devamında HTŞ çetelerinin, Türk devleti ve DAİŞ hücrelerinin de dahil olduğu saldırılar Rojova geneline yayıldı. Halep’te başlayan ve kısa sürede Fırat hattına, oradan da Rakka’ya dayanan saldırılar, Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeyi hedefliyor.
Saldırganlığın sürdüğü aşamada SDG, uluslararası güçlerin arabuluculuğunda kısmi bir ateşkes ilan edildiğini duyurdu. Bu çerçevede Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yaralanan sivillerin tahliyesine başlandı. Ancak ateşkes açıklaması cihatçı saldırganlığı durdurmadı. SDG’nin yine uluslararası güçlerin arabuluculuğunda çatışma riski bulunan Dêr Hafir ve Meskene kentlerinden çekileceğini açıklamasının hemen ardından, HTŞ ve ona bağlı çeteler, Raka’nın batısındaki Dibsi Afnan bölgesinde SDG mevzilerine saldırı başlattı. Bu durum, ilan edilen ateşkeslerin tek taraflı dayatmalarla şekillendiğini bir kez daha ortaya koydu.
Suriye’de yürütülen müzakerelerin çökmesiyle birlikte, HTŞ’nin saldırıları ve SDG’nin meşru savunması sonucu çatışmalar daha da tırmandı. Cihatçı çetelerin gerçekleştirdiği saldırıların Rakka’ya dayanması, Kürt halkının yıllar içinde büyük bedellerle elde ettiği siyasal ve toplumsal kazanımların hedef alınmasıdır. Adına “koalisyon güçleri” denilen emperyalist devletlerin bu vahşeti izlemesi, halkların dostu değil doğrudan düşmanı olduklarını bir kez daha ortaya koymuş bulunuyor.
SDG’nin Halep merkezi ve kırsalından çekilmesi, ardından Der Hafir ve Meskene’yi boşaltarak Fırat’ın doğusuna geçmesi, emperyalist güçlerin çizdiği fiili sınırların kabul edilmesi anlamına geliyor. HTŞ’nin bu geri çekilmeyi fırsata çevirerek Tabka ve Rakka yönünde ilerlemesi ise “anlaşma ihlali” tartışmalarının ötesinde, cihatçı çetenin Kürt halkının meşru haklarını tanımadığını ortaya koyuyor. Tanklar ve ağır silahlarla yürütülen saldırılar, Kürt halkına ve SDG’ye yönelik açık bir teslimiyet dayatması niteliği taşıyor.
Tabka’da, Rakka’da, Rasafe’de ve bölgenin tamamında yaşananlar, emperyalist çıkar hesaplarının bölgeye nasıl yansıdığını gösteriyor. Bu çıkarların bedelini ise her zamanki gibi başta Kürt halkı olmak üzere emekçiler ve ezilen halklar ödüyor. Emperyalizmin iki yüzlülüğü bir kez daha tüm çıplaklığıyla açığa çıkıyor. ABD’li senatörler bir yandan Kürtlere “destek” açıklamaları yaparken, aynı ABD yıllardır Suriye’yi parçalayan, cihatçı çeteleri besleyen ve Türk devletinin işgal siyasetini fiilen mümkün kılan başlıca güç olmayı sürdürmeye devam ediyor. Lindsey Graham’ın “akıllıca seçim yapın” tehdidi, Kürt halkının güvenliğinden çok ABD’nin bölgedeki çıkarlarını, Suriye üzerindeki pazarlık gücünü koruma amacını yansıtıyor.
Bir yandan HTŞ’ye “şans” verilmesini savunup diğer yandan Kürtleri IŞİD’e karşı “müttefik” ilan etmek, emperyalizmin klasik kirli politikasının bir parçasıdır. ABD açısından ne Kürtlerin kazanımları ne özgürlük ne de halkların kendi kaderini tayin hakkı bir şey ifade etmiyor. Bizzat kışkırttıkları çatışmalar emperyalist çıkarlar için bir araç işlevi görüyor. Kimi dinamiklerle kurdukları “müttefiklik” ise çıkarları değiştiğinde anında ve kolayca terk ediliyor.
Türkiye’nin saldırıları karşısında yapılan uyarılar ise gerçek bir karşı duruştan çok, gerilimi kontrol altına almayı ifade ediyor. Aynı anda hem Türk devletiyle askeri ve siyasi ilişkiler sürdürülüyor hem de kamuoyuna dönük “endişe” açıklamaları yapılıyor. Bu tutum, zalimi de mazlumu da idare etmeye çalışan emperyalist ikiyüzlülüğün özetidir.
Bu gelişmeler yaşanırken, Ahmed Şara Kürtçenin ulusal dil olarak tanınması, Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi ve Kürtlere vatandaşlık hakkının verilmesini içeren bir kararname imzaladı. Kararname, Kürt halkının kimi taleplerini tanıyor gibi görünse de aslında çeteci devletin bir restorasyon girişimidir ve Rojova kazanımını tasfiye etmenin kılıfı işlevi görmektedir. Eşit ve özgür halkların gönüllü birliği anlamına gelmeyen kararnamenin kalıcı olacağı da tartışmalıdır.
Suriye’de ve Rojova’da yaşanan gelişmelerin gösterdiği değişmeyen gerçek şudur: Emperyalizm ne halkların dostudur ne de güvenilir bir müttefiktir. Kürt halkının ve bölge emekçilerinin kazanımları ancak kendi örgütlü güçleri ile korunabilir ve emperyalist pazarlıkların dışında tutulabilir. ABD ve diğer emperyalist güçlerin tehdit ve “uyarıları” özgürlük değil, yeni bağımlılık zincirleri anlamına gelmektedir.
|