İran’da gerici molla rejimine karşı yeni protesto dalgası
İran’da 28 Aralık 2025’te Tahran’da başlayan protesto dalgası, kısa sürede ülke geneline yayılarak yeni yılın en büyük toplumsal hareketlerinden birine dönüştü. Ekonomik koşulların hızla kötüleşmesi, yüksek enflasyon, döviz kurundaki dalgalanmalar, ulusal para biriminin rekor düzeydeki değer kaybı vetemel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki büyük artış, başlayan grev ve gösterilerin temel tetikleyicisi oldu. Protestolar birkaç gün içinde, 2022’de Mahsa Amini’nin ölümü sonrasında yaşanan ayaklanmalardan bu yana görülen en geniş kapsamlı gerici-zorba rejim karşıtı protestolara dönüştü.
Başlangıçta çarşı esnafının düzenlediği protestolar, her geçen gün daha fazla şehir ve toplumsal kesimi kapsayan kitlesel yürüyüşlere, öğrencilerin kampüslerden sokaklara akmasına ve hükümet karşıtı büyük öfke dalgasına evrildi. Protestolar, İran’ın onlarca büyük ve küçük kente yayıldı. Beşinci günden itibaren ise gelişmeler daha radikal bir boyut kazandı. Gösteriler, yukarıdan belirtilen nedenlerden dolayı alevlendi ama aynı zamanda gerici molla rejiminin kendisine de yönelmiş oldu. Göstericilerin valilik, yargı ve resmi kurum binalarına yönelmesi, rejim sembolleri ve dini lider Ayetullah Hamaney’in posterlerinin ateşe everilmesi, “Diktatöre ölüm”, “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz” ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” gibi sloganlar, bunun ifadesi oldu.
Kitlesel protestolarda Şah yanlısı sloganlarının atıldığı da yansıyan haberler arasındadır. Ancak bu tür sloganlar, İran halkının sokağa çıkış nedeni monarşiye duyulan özlemi değil, baskıya, yoksulluğa ve özgürlüklerin yokluğuna duyulan öfke olduğu gerçegini degiştirmez. Meşru ve haklı olan da İran işçi sınıfı ve emekçilerinin meşru olan toplumsal taleplerdir. İran halkının mücadelesi, bu tür sloganlarla değil, milyonların ortak yaşadığı sorunlar ve bunlara karşı gösterilen direnişle anlam kazanır. Bu yüzden bazı gerici ya da geçmişe özlem içeren sloganlar, İran halkının haklı mücadelesinin özünü karartamaz.
Bu sürecin en sarsıcı anlarından biri, rejimin ideolojik kalesi olarak görülen Kum’un ayaklanmaya katılması oldu. Tarihsel olarak din adamları sınıfının hegemonya kurduğu bu şehirde, güvenlik güçlerinin geri püskürtülmesi ve “Mollalar defolup gitsin” sloganlarının yankılanması, rejimin meşruiyet temelinin çöktüğüne işaret ediyor. Dinsel ideolojinin merkezinde yükselen bu itiraz, rejimin artık yalnızca zor aygıtına dayanmakta olduğunu ve meşruiyetini hızla yitirmekte olduğunu göstermektedir. İran’nın molla rejiminin dayandığı korku duvarını aşan bu öfke patlaması, sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesinin ve devlet aygıtının meşruiyet krizinin de yeni bir bir kanıtı oldu.
Molla rejimi, protestoların büyümesini engellemek amacıyla on binlerce devrim muhafızı, basij milisi ve güvenlik gücünü seferber etti. Her zaman olduğu gibi polis ve güvenlik güçleri ölümlerle sonuçlanan müdahalelerde bulundu. Resmi raporlara göre, yaygın gözaltılar, yaralanmalar ve ölümler yaşandı. Rejim, kitle hareketinin üniversite gençligiyle buluşmasının yaratacağı potansiyel tehlikenin farkındadır. Bu nedenle baskının önemli bir hedefi de öğrenci gençlik olmuştur. Beheshti Üniversitesi yurtlarına gece baskını düzenlenmesi ve öğrencilerin kaçırılması, devletin çıplak zor kullanımının bir başka örneği oldu. Ancak bu saldırılar, gençliği sindirmek yerine daha geniş bir protesto dalgasına dönüştü.
Protestolar, emperyalist güçlerin de ilgi odağı oldu. İran halkının gerici molla rejimine karşı haklı direnme tutumu ve mücadele kararlılığı, her türlü gerici istismarın da konusu edildi. Bunun en küstahça örnegi, ABD Başkan Donald Trump’tan geldi. Trump, İran yönetimini protestoculara karşı şiddet kullanmamakla uyardı ve aksi halde müdahale edecegi tehdidinde bulundu. Böylece İran halkının haklı ve meşru mücadelesine de büyük bir darbe vurmuş oldu. Çünkü bu küstahlık, ülkeye emperyalist müdahale tehditini gündeme taşıdı. Böylece İran molla rejiminin uzun yıllardır toplumsal muhalefeti bastırmak için protestoları “emperyalist güçlerin oyunu” olarak sunmak söylemini güçlendirdi ve protestoların halkın gerçek taleplerinden değil, dış güçlerin kışkırtmasından kaynaklandığı iddiasını daha inandırıcı hale getirdi.
Gerici İslam Cumhuriyeti, sosyo ekonomik ve siyasi krizini yönetmekte giderek zorlanmakta, baskı ve zorbalığı kitleleri dizginlemeye ve teslim almaya yetmemektedir. Mevcut protesto dalgası bastırılsa ya da sönümlense bile, yapısal sorunlar çözümsüz kaldığı sürece İran işçi sınıfı ve emekçi halkı döne döne sokak ve alanları doldurmaya devam edecektir.
Basel ve Lozan’da Rojava eylemi
İsviçre’nin Basel ve Lozan kentlerinde Rojava’ya yönelik katliam ve saldırılar kitlesel ve coşkulu eylemlerle protesto edildi.
İsviçre’nin Basel kentinde binlerce kişi, Suriye’de ABD’nin onayı ve Türkiye’nin desteğiyle cihatçı HTŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etti. Yürüyüş boyunca “Biji berxwedane Rojava!”, “Terörist Colani!”, “Terörist Erdoğan!” ve “Yaşasın Rojava!” sloganları binlerce kişi tarafından hep bir ağızdan haykırıldı. Eylem, Basel tren istasyonunda yapılan konuşmaların ardından sonlandırıldı.
Saldırılar 20 Ocak’ta Lozan kentinde yapılan eylemle protesto edildi. Avrupa’nın birçok kentinde olduğu gibi Lozan’da da Kürt halkı seferber olup, uzun yıllardan sonra ilk defa yoğun bir katılımla eylem gerçekleştirdi.
Öfke dolu kitle yürüyüş boyunca sloganlar, alkışlar ve ıslıklarla sokaklara yöneldi.
Yürüyüş esnasında polis ile anlaşmazlıklar yaşanması üzerine kitlesel kortej kısa bir oturma eylemi gerçekleştirdi, sonrasında kendi güzergahını kendisi belirledi. Merkezde yolları kapatıp, trafiği durduran kortej, şehir merkezinden geçip, tekrar 14 Haziran Meydanı’na geri döndü.
Eylem boyunca “Bijî berxwedana Rojava!”, “Bijî berxwedana gelê Kurd!”, “Terörist Colani!”, “Terörist Erdoğan!” sloganları sıklıkla atıldı. Yürüyüşe yerli gruplar ve İşçilerin Birliği Hakların Kardeşliği Platformu (BİR-KAR) katılım sağladı. Eylem sloganlar ve marşlar eşliğinde son buldu.
Kızıl Bayrak / Basel, Lozan
|