Avrupa emperyalistlerinden vasallara yakışan tutum!
ABD emperyalizminin Venezuela’ya karşı gerçekleştirdiği emperyalist haydutluğun ardından, Donald Trump’ın zafer sarhoşluğuyla yaptığı açıklamalar, bir yanıyla Berlin, Paris ve Londra’ya da bir meydan okumaydı: “İstediğim zaman her yerde her zaman kafalara silah dayar, istediğimi alırım.”
Trump’ın etkili danışmanlarından biri olan Stephen Miller’in eşinin 4 Ocak’ta yayınladığı sosyal medya mesajında, ABD bayrağı ile örtülü Grönland’ın fotoğrafının yanına sadece “Yakında” yazması rastlantı değil.
***
Javier Milei, Binyamin Netanyahu gibi faşistlerin ABD saldırısını “tarihi/öncü” olarak kutlamaları şaşırtıcı değil. Hakeza uşak bir figüran olan ve sık sık “kendi kaderini tayin hakkı” lafları edip Rusya’ya karşı savaş için emperyalist efendilerinden silah ve para dilenen Zelenski’nin Trump’ın zaferini kutlaması da… Avrupa Birliği’nin(AB) önde gelen isimleri, adı geçen faşist şefler kadar pervasız olmasalar da ABD korsanlığına gösterdikleri “tepki” tam bir sefalet görüntüsü verdi.
Batılı emperyalist devletlerin yöneticileri, hiç bir yasa/kural tanımayan saldırganlığı söylemde bile eleştirmekten kaçınırken, esas suçlunun “otokrat Maduro” olduğunu söyleyerek ABD korsanlığına destek verdiler. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Amerikan kuklası politikacı Gonzalez Urrutia’nın Venezuela’da yönetimi devralmasını talep ediyor. Mussolini’nin torunu Meloni ise, “Dış askeri müdahale doğru değil, ancak meşru” diyor.
ABD ordusunun Maduro’yu kaçırmasının “hukuki açıdan karmaşık” bir konu olduğunu söyleyen Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in durumu daha da sefil görünüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise ABD’nin saldırısının ardından “Venezuela’daki durumu çok yakından takip ediyoruz” diye “önemli” bir açıklama yaptı. Riyakarlık gösterisi sergilemekten kendini alamayan Leyen, AB’nin “Venezuela halkının yanında olduğunu, barışçıl ve demokratik geçişi” desteklediğini söyledi. Von der Leyen tipi sermaye sözcüleri, Amerikan bombalarıyla “barışçıl demokratik geçiş” vaat ediyor.
Vasallara yakışan bu “diplomatik kıvraklık” ve “barışçı geçiş” çağrıları yapmak, Trump’ın tehditlerine utanç verici bir diz çöküşten başka bir anlam taşımıyor. Bu suça sessizce ve korkakça verilen destek, savunduklarını iddia ettikleri “değerlerin” nasıl da yerlerde süründüğünü bir kez daha göstermiştir.
Venezuela’ya saldırı konusunda alınan tutum, özellikle Ukrayna rejimine silah desteği vermenin gerekçesi diye sunulan “ülkelerin bağımsızlığı, kendi kaderini tayin hakkı” gibi “ilkelerin” kaba ikiyüzlülükten öte bir anlam taşımadığını gözler önüne seriyor. Bu “tepkiler” uluslararası hukuka aykırı saldırıyı bir politika aracı olarak nasıl da meşru göstermek istediklerini ortaya koyuyor. Bu çapsızların nasıl bir insani ve ahlaki çöküş içinde olduklarını, Gazze’de soykırım yapan İsrail’e destek verdiklerinde görmüştük. Trump’ın korsanlığına destek vererek aynı yerde durduklarını gösterdiler.
***
Avrupa’nın emperyalist korsanlığa sessiz kalması, bir açıdan ise güç dengelerini yansıtıyor: “Avrupa’da kimse Trump’ı eleştirmeye cesaret edemiyor. Ne söyleyeceğini tam olarak bilemiyor” diyen güvenlik politikaları uzmanı Nico Lange şöyle devam ediyor: “Trump’ı eleştirenler, kendilerini hedef tahtasına oturtmuş gibi hissediyorlar, oysa örneğin Grönland örneğinde olduğu gibi, sınırları net bir şekilde çizmek için iyi nedenler var.”
Oysa sadece Danimarka ve Norveç Trump’ın açıklamalarını uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi. Ki bunların da aldıkları somut bir tutum yok.
Bu gelişmeler, AB içinde yeni bir stratejik tartışmanın önünü de açmış görünüyor. Zira sermayenin belli temsilcileri oluşan durumu, “ABD’nin etkisinden kurtulmanın yeni bir fırsatı” olarak değerlendiriyor. Önümüzdeki dönemde bu yönde yeni çıkışların olması bekleniyor. Zira bu toplumlarda ABD’nin haydutluğuna karşı ciddi bir tepki ve hoşnutsuzluğun olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. ABD’nin hiçbir meşruiyeti olmayan bu saldırganlıkları uzun süre devam ettirmesi sanıldığı kolay olmayacak. Emperyalist cephe kelimenin gerçek anlamıyla çelişki ve çatışmalarıyla zayıflığını, acizliğini dışa vuruyor. İşçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların anti-emperyalist mücadeleyi yükseltmesi durumunda bu derece çürüyen bir sistemin geleceği olmayacaktır.
ABD’de ICE karşıtı eylemler
ABD’nin Minnesota eyaletinde federal göçmenlik ajanlarının (ICE) hemşire Alex Pretti’yi vurarak öldürmesi eylemlerle protesto ediliyor.
ICE tarafından 24 Ocak’ta öldürülen Alex Pretti’nin elinde silah değil cep telefonu olduğu ortaya çıktı. Yoğun bakım hemşiresi olduğu belirtilen Pretti’nin ölümü üzerine Minneapolis, New York, Washington DC, San Francisco, Chicago, Los Angeles başta olmak üzere birçok kentte eylemler düzenlendi.
Polisler eylemlere saldırırken Alex Pretti ve önceki ICE cinayetinde hayatını kaybeden Renee Good için Federal Bina önünde protesto ve yürüyüş düzenlendi.
ANKA’da yer alan habere göre eylemlere katılanlar, “George Floyd” protestolarındaki gibi şifreli mesajlaşma uygulamaları üzerinden haberleşerek ve ICE polislerinin operasyon yaptığı bölgeleri düdük çalarak birbirlerine haber verdi. Yerel işletmeler de eylemlere katılanlara kapılarını açtı ve polislere tepki gösterdi.
Washington DC’de İç Güvenlik Bakanlığı binası önünde toplanan yüzlerce kişi ise “Utanın, utanın” sloganları attı.
Los Angeles’ta polis eylemlere saldırdı. Long Beach bölgesinde ise eylemlere katılanlar, operasyonlar için şehre gelen polislerin kaldığı otellerin önünde toplandı. “Göçmen polisine uyku yok” sloganları atan gruplar, “İşletmeler bilsin ki, bu ekipleri barındıranları desteklemeyeceğiz” mesajı verdi.
Boston sokaklarında “Gözaltılara son” sloganlarıyla yapılan eylemlerde ICE‘ın kapatılmasını talep edildi, San Francisco şehir merkezinde de yüzlerce kişi “Ayağa kalk, karşılık ver” pankartlarıyla yürüdü.
|