23 Nisan 2005
Sayı: 2005/16 (16)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine
  1 Mayıs’ta Kadıköy’deyiz!
  TKiP İstanbul İl Komitesi’nden 1 Mayıs çağrısı
  BDSP’den 1 Mayıs için çağrı
  Sendika bürokratlarının 1 Mayıs’ı
devrimci özünden arındırma çabası
sürüyor
  Faşist saldırılara karşı
1 Mayıs’ta alanlardayız!
  “İşçiler birlik, halklar kardeş olmalı!”
  Sağlık emekçileri iş bıraktı
  “Maliye emekçileri bu yasayı uygulamayacak!”
  Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırımı, Öcalan’ın yeniden yargılanması
ve AB
  Erdoğan kasap Şaron'un huzuruna
çıkmaya hazır!
  Emekçilere düşmanlığın sembolü: Turgut Özal
  Ulusal sorun ve Kürt hareketi/11 : “Tarihi Ortadoğu sentezi”: BOP ekseninde “karma demokrasi”
 Ekvadorlu emekçiler rejime geri adım
attırdı
Emperyalist güçler arası çatışma BM
üzerinden dışa vuruyor

 İstanbul Liseli Gençlik Platformu 1 Mayıs pikniğinde buluştu

 Geleceğimiz ve özgürlüğümüz için
1 Mayıs’a!
 Ankara BDSP’nin 1 Mayıs çalışmalarından
İzmir BDSP’nin “1 Mayıs’a Doğru Birlik
ve Dayanışma Pikniği”
Adana BDSP’nin 1 Mayıs çalışmaları
Özerk demokratik üniversite için
1 Mayıs’ta alanlara!
ODTܒde eylem ve etkinlikler
Basından
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

BM yine savaş çetesinin saldırı hedefi...

Emperyalist güçler arası çatışma BM üzerinden dışa vuruyor

Irak işgaline onay vermemesi nedeniyle BM, Bush ve savaş çetesi tarafından, “tarihin çöplüğü”ne atılmıştı. Ancak Washington'daki hesap Bağdat'tan dönünce, küstahlıkta sınır tanımayan kundakçı şebeke yeniden BM'nin kapısına dayanmak zorunda kaldı.

BM Irak işgaliyle ilgili olarak emperyalistler arası pazarlığın arenası işlevi görüyor. Bu pazarlıklarda bazı ayrıntılar dışında bir anlaşma sağlanamadı. Bundan dolayı BM halen Irak işgaline kayda değer bir destek vermekten kaçınıyor. Bu sürece doğrudan müdahale edebilmek için haydutbaşı Bush, neo-faşist çetenin önde gelen isimlerinden ve BM'ye düşman tutumlarıyla bilinen John Bolton'u ABD'nin yeni BM Büyükelçisi olarak atayacağını ilan etti.

Tek başına bu haydudun BM'ye büyükelçi olarak atanması girişimi bile, Annan ve diğer yetkililer için bir “şamar” anlamına geliyor. Fakat olay bundan ibaret değil. Günden güne azgınlaşan savaş çetesi, Annan'ı bir kez daha hedef tahtasına koydu. BM tarafından ABD gözetiminde Irak'a 11 yıl boyunca uygulanan gıda karşılığı petrol programındaki skandallar peşpeşe gün yüzüne çıkarken, Bush yönetimi Annan'ı bunlardan sorumlu tutuyor.

Irak'ta Petrol Karşılığı Gıda Programı'ndaki yolsuzluk iddialarını soruşturan komisyon, Kofi Annan'ı, programla bağlantılı bir ihalenin oğlunun çalıştığı şirkete verilmesi konusundaki suçlamalardan akladı. Ancak Annan yeterli araştırma yapmadığı için kusurlu bulundu. Bunun üzerine Annan, geçen hafta açıklanan raporun kendisini kişisel olarak akladığı için çok rahatladığını söyledi, ama oğluyla ilgili suçlamalar oldukça ciddi ve soruşturma devam edecek. Ancak bu sonuç neo-faşist çetenin Annan'ın yakasını bırakacağı anlamına gelmiyor.

Bu durumu farkeden Annan, ABD-İngiliz emperyalistlerinin kirli icraatlarını açıklama yoluna gitti. Basına yaptığı açıklamada, Irak'tan yasadışı petrol alımının Türkiye ve Ürdün üzerinden yapıldığını, bu satışın ABD-İngiliz yetkililerin bilgisi dahilinde gerçekleştiği ve bu iki ülkenin ABD'nin müttefikleri olmasından dolayı buna göz yumulduğunu söyledi.

Kirli icraatlar karşılıklı olarak açıklanınca, yasadışı petrol alımıyla ilgili yeni skandallar patlak verdi. Artık Bush yönetimi de bunu inkar edemiyor. ABD skandallar konusunda BM'yi suçluyor ama, bir Amerikan petrol şirketinin milyonlarca dolar rüşvet dağıtarak ambargoyu deldiği, bunun karşılığında yüzmilyonlarca dolarlık petrol satın aldığı ortaya çıktı. BM'de yaşanan skandalları araştıran ABD'li bir ekip üç işadamını tutukladı. Merkezi Teksas'ta bulunan Bayoil adlı petrol şirketinin sahibi David Chalmers ve Bulgar ortağı Ludmil Dionissiev, Houston'da tutuklandı. Bu arada ABD, İngiliz petrol tüccarı John Irving'in de ABD'ye iade edilmesi için girişimde bulundu. Irving ve Dionissiev'in Bayoil adlı şirketin Bağdat'taki işlerini yürüttüğü belirtildi.

Başta Amerikan merkezli olan olmak üzere petrol şirketleri tarafından Saddam yönetimine verilen rüşvetlerin 2 ila 4.5 milyar dolar arasında olduğu kaydediliyor.

Bu karşılıklı ifşaatlar sayesinde, ezici bir çoğunluğu çocuk olan bir milyon Iraklı'nın katledilmesi pahasına oluşan bu kanlı pazardan ABD-İngiliz emperyalistleri ile BM'nin yanısıra bölgedeki Amerikan uşağı rejimlerin de pay aldığı anlaşılmış oldu.

Olayın bu aşamaya varması üzerine savaş çetesi cepheden saldırıya geçti. Önceki Genel Sekreter Butros Gali'nin Amerikan yönetimi tarafından genel sekreterliği bırakmaya zorlanmasının ardından, Clinton yönetiminin tercihi olarak bu göreve getirilen Annan, artık Amerikan emperyalizminin önde gelen hedeflerinden biri durumunda.

Belli ki Annan arkasındaki diğer emperyalist güç odaklarına güveniyor. Bundan dolayı bir gazetecinin “istifa edecek misiniz?” sorusuna “kesinlikle hayır” yanıtını vererek, örgütün reform çalışmaları konusunda yapması gereken çok işi bulunduğunu söyleyebiliyor.

BM ve sekreterine karşı taarruza geçen savaş çetesinin önde gelen ismi ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Birleşmiş Milletler'in reforma gitmemesi durumunda yokolacağını ilan ederek, BM ile hesaplaşmaya hazır olduklarını dile getirmiş oldu.

Neo-faşist çetenin şimdiye kadar BM'yi hedef alan en sert açıklamasını yapan Rice, BM'de reform yapılmadan “hayati bir güç” olarak varlığını sürdüremeyeceğini savundu. ABD'de herkesin BM'de bazı şeylerin düzeltilmesi gerektiğini düşündüğünü söyleyen Rice, “Önemli bir kurum olmasına karşın, birinin BM'de bazı şeylerin o kadar da iyi olmadığını söylemesi gerek”, “BM'de ters giden şeyleri düzeltmemiz gerek” diyerek, haydutbaşı Bush'un BM'de daimi temsilciliğe aday gösterdiği John Bolton'un uluslararası örgütün yenilenmesine ve reformlar gerçekleştirmesine yardımcı olabileceğini söyledi.

BM üzerinden gündeme gelen bu kaba tehditlerin asıl hedefi, diğer emperyalist güç odaklarıdır. Burada Annan gerçek hedefin önündeki bir figürandır. Her ne kadar figüranlar ilk kurbanlar olsa da, neo-faşist çetenin mesajı, ABD emperyalizminin saldırganlık ve savaş politikasının uygulanması sırasında olası pürüzlerin zorbalıkla temizleneceğini ifade ediyor.

Savaş kundakçılarının sözcüsü Rice, BM'den kaynaklı bir pürüz sözkonusu olursa, “bu kurumu dağıtırız” demeye getiriyor. “Yok eğer bizimle uyumlu çalışacaksa, Bolton bu konuda yardımcı olacaktır” diye de tamamlıyor.

Gemi azıya alan neo-faşist şebekenin amacına ulaşıp ulaşmayacağı, bu çerçevede BM'yi dize getirip getirmeyeceği önümüzdeki dönem görülecektir. Sonucundan bağımsız olarak, çatışmanın bu boyuta taşınması, emperyalist güç odakları arasındaki çelişkilerin giderek derinleştiğini göstermektedir.

------------------------------------------------------------------------------------------

İşgal orduları Irak'ta napalm bombası da kullanıyor

Emperyalist orduların Irak'ı işgal etmesinin temel gerekçelerinden biri, Saddam rejiminin kimyasal silahlara sahip olduğu varsayımına dayandırılmıştı. Bu gerekçelerin sahte olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Ancak bu arada ortaya çıkan bir başka gerçek daha var. O da işgalci zorbaların Irak halklarına karşı kimyasal silahlar kullanmalarıdır.

Özellikle Kasım 2004'te direnişin önemli merkezlerinden Felluce'ye karşı girişilen vahşi saldırıda kimyasal silahların kullanıldığı, faklı kurum ve kişilerin tanıklığıyla ispatlanmıştı. Kentte incelemelerde bulunan kukla yönetime bağlı görevliler de sözkonusu silahların kullanıldığını teyit etmişlerdir.

Kullanılan kimyasal silahlardan biri napalm bombasının geliştirilmiş bir şekli olan MK-77'dir. Uzamanlar, söndürülmesi zor olan MK-77 bombasının içeriğinde uçak yakıtı ve polistiren karışımından oluşan yanıcı bir jel bulunduğunu, bu yanıcı jelin saldırıya maruz kalanların vücuduna yapıştığını dile getiriyorlar. Nitekim Felluce'de birçok direnişçinin vücudunda yanıklarla hastaneye kaldırılması da bu bombaların kullanıldığının kanıtı sayılmıştı.

Napalm bombalarının kullanılması, İngiltere merkezli Irak Analiz Grubu'nun hazırladığı rapor ile bir kez daha belgelendi. Rapora göre, Vietnam'da yaygın bir şekilde kullanılan bu bombaların geçen Kasım'da düzenlenen Felluce saldırısında direnişçilere karşı da kullanıldığı belirtildi. Washington'daki savaş çetesi, napalm silahlarının Irak'ta kullanıldığını önce yalanlandı, ancak işgal ordularının suçları belgelenince, kabul etmek zorunda kaldı.

Oysa napalm bombalarının kullanılması Birleşmiş Milletler sözleşmesiyle 1980'de yasaklanmıştır. Yani emperyalist haydutlar, gayr-ı meşru olan işgallerini sürdürebilmek için, uluslararası hukuku da ayaklar altına almaktan çekinmiyorlar. Dünya jandarmasının bu pervasızlığı, emekçi halkların geleceğinin nasıl bir tehdit altında olduğunu, bu tür silahları gerektiğinde halkların tepesine atmaktan kaçınmayacağını somut olarak gösteriyor.