23 Nisan 2005
Sayı: 2005/16 (16)


  Kızıl Bayrak'tan
  Hükümet krizinden kriz hükümetine
  1 Mayıs’ta Kadıköy’deyiz!
  TKiP İstanbul İl Komitesi’nden 1 Mayıs çağrısı
  BDSP’den 1 Mayıs için çağrı
  Sendika bürokratlarının 1 Mayıs’ı
devrimci özünden arındırma çabası
sürüyor
  Faşist saldırılara karşı
1 Mayıs’ta alanlardayız!
  “İşçiler birlik, halklar kardeş olmalı!”
  Sağlık emekçileri iş bıraktı
  “Maliye emekçileri bu yasayı uygulamayacak!”
  Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırımı, Öcalan’ın yeniden yargılanması
ve AB
  Erdoğan kasap Şaron'un huzuruna
çıkmaya hazır!
  Emekçilere düşmanlığın sembolü: Turgut Özal
  Ulusal sorun ve Kürt hareketi/11 : “Tarihi Ortadoğu sentezi”: BOP ekseninde “karma demokrasi”
 Ekvadorlu emekçiler rejime geri adım
attırdı
Emperyalist güçler arası çatışma BM
üzerinden dışa vuruyor

 İstanbul Liseli Gençlik Platformu 1 Mayıs pikniğinde buluştu

 Geleceğimiz ve özgürlüğümüz için
1 Mayıs’a!
 Ankara BDSP’nin 1 Mayıs çalışmalarından
İzmir BDSP’nin “1 Mayıs’a Doğru Birlik
ve Dayanışma Pikniği”
Adana BDSP’nin 1 Mayıs çalışmaları
Özerk demokratik üniversite için
1 Mayıs’ta alanlara!
ODTܒde eylem ve etkinlikler
Basından
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırımı, Öcalan'ın yeniden yargılanması ve AB...

İşbirlikçiler emperyalizmin dayatmaları karşısında çaresizdirler

Son günlerde hem AB, hem de TC peşpeşe açıklamalar yapıyor. AB, 17 Aralık sonrası ilerlemenin yavaşladığını, böyle giderse Ekim'de müzakere sürecinin başlayamacağını dillendiriyor. TC ise AB'nin dayatmalarda bulunduğunu ve bu dayatmalara karşı “diren”diğini (Başbakan Tayyip Erdoğan), ABD emperyalizmiyle 50 yıllık stratejik ilişkilerini hatırlatarak AB'ye mahkum olmadıklarını (Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök) dile getiriyor. Direnildiği iddia edilen dayatmalar daha çok içerdeki faşistlerin gönlünü alacak nitelikte: Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırımı, Kürt sorununda inkarcılık ve Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanması.

Kıbrıs sorunu

17 Nisan da yapılan Kıbrıs seçimlerini Mehmet Ali Talat kazandı. Böylelikle Denktaş'ın 40 yıllık Kıbrıs hükümranlığı da sona ermiş oldu. TC kendi işine geldiği, çıkarlarına uygun düştüğü sürece Denktaş'ı desteklemiş, artık varlığıyla sorun yarattığı anda onu bir köşeye atmıştır. Tekelci sermayenin varolan koşullarda ihtiyaç duyduğu kişi AB'ye sıcak bakan, baştan itibaren Annan Planı'nı destekleyen Mehmet Ali Talat'tır. Son seçimleri de bu yönelime uygun olarak Talat kazanmıştır. Seçim sonrası AB, ABD, Sezer ve AKP hükümeti Talat'a kutlama mesajları gönderdiler. Baştan itibaren AB'nin desteğini alan Talat, Denktaş'tan ve mafyalaşmış devletten bıkan Kıbrıs halkı için de bir umuttu ve Kıbrıs halkı bir ölçüde hala bu umuda oy vermiştir.

Burjuva liberal yazarlara göre, Kıbrıs'ta artık yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem AB'ye giriş önündeki engellerin bir bir ortadan kaldırıldığı bir dönem olacaktır. Talat'ın kazanmasıyla Kıbrıs sorununda AB'nin istediği çözüm konusunda ilk adım atılmıştır ve gerisi de gelecektir. Kıbrıs sorunu, herhangi beklenmedik bir gelişme olmazsa, AB emperyalizminin istek ve çıkarları doğrultusunda çözülecektir. Arada bir TC'den yükselen sert çıkışların arkasında bu konuda varolan farklı eğilimler ve çıkar çatışmaları yatmaktadır. Bu odaklardan biri olan ordu Kıbrıs'taki varlığını tehlikeye düşürmeyecek bir çözüm istemekte, yeri gediğinde şoven-miliyetçi eğilimleri bunun üzerinden harekete geçirmeye çalışmakta, tekrar tekrar TC'nin güvenliğinin Kıbrıs'tan başladığını ifade etmektedir. Bununla “bağımsız Kıbrıs, Kıbrıs Türk halkının iradesi” söylemlerinin aldatmacadan ibaret olduğunu da göstermiş oluyor, işgalci yüzünü açığa vuruyor. Ancak, öncesinde de ifade edildiği gibi, tekelci burjuvazi seçimini AB'den yana yapmıştır. Tekelci burjuvazi geleceğini AB'ye bağlamak istiyor, bu nedenle düzen içi dinamiklerin de buna uygun olarak şekilleneceğini-şekillendirileceğini söylemek mümkün.

Kıbrıs konusunda AB'nin son dönem takındığı tutum da TC'yi zorlayacağa benzemektedir. AB komisyonunun büyükelçiler düzeyinde yaptığı son toplantıda, sonuç bildirgesinde Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü ne zaman yürürlüğe koyacağını bildirmesinin ve AB üyesi ülkelerle ikili ilişkilere girmesinin yeralması istenmektedir. Bunun anlamı Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'yle (Rum kesimiyle) bir an önce diplomatik ilişkilere girmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasıdır.

TC'nin bu konuda atacağı adımlar ise iç dinamikleri sermayenin kendi ekseninde örgütleme gücüne, diğer konularda yürütülen pazarlıklara, ordunun tavrına ve doğal olarak ABD emperyalizmiyle olan ilişkilere bağlıdır. Ancak şu an için Talat'ın seçilmesiyle AB'ye uyum yolunda ilk adımı atan TC'nin gerekli olan diğer adımları da atacağını söyleyebiliriz.

Öcalan'ın yeniden yargılanması

AİHM önümüzdeki günlerde, muhtemelen, Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasına karar verecek. Bu kararın verilmesine gerekçe olarak mahkemede askeri hakimin bulunması ya da Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla görüştürülmemesi, kısacası adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçe olarak sunulacaktır. Uzun zamandır faşist partiler de dahil omak üzere Abdullah Öcalan'ın tekrar yargılanması gündeme sokulmaya ve bunun üzerinden yeniden bir şovenist histeri yaratılmaya çalışılmaktadır.

TC'de adil yargılamanın bulunmadığı TC'yi AİHM'de savunan avukat tarafından da itiraf edilmektedir. Türkiye'de adil yargılamanın mümkün olmadığını zaten biliyoruz. Sadece TC'de değil sermaye egemenliğindeki tüm ülkelerde adalet ezenlerin adaletidir. Abu Jamal ABD'de 20 yıldan fazla bir süredir idam tehdidi altında cezaevinde tutulmaktadır. Kızıl Ordu Fraksiyonu mensupları Almanya'da önce hücrelere kapatıldılar, sonrasında orada öldürüldüler. İspanya'da, İtalya'da kısacası tüm sermaye devletlerinde durum budur. Bu nedenle bu düzende “adil” yargı sadece kağıt üstünde mümkün olabilir. Burjuva yargıçların, AİHM'in isteği de kağıt üstündeki adalettir. Verilen kararın hiçbir önemi yoktur, önemli olan prosedüre uygun olmasıdır. Özetle, askeri yargıcın verdiği kararın sivil yargıç tarafından tekrar verilmesi istenmektdir. Hepsi bu.

Bu süreçte sermaye temsilcilerinin yeniden yargılamadan yana olduğunu söylemek gerekiyor. Onlara göre, suç ortada olduğuna ve Abdullah Öcalan savumasında bunu itiraf ettiğine göre yargılamanın tekrar yapılmasının herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır. Buna ek olarak yeniden yargılama TC'nin insan hakları ya da hukukun üstünlüğü konusunda katettiği mesafeyi de gösterecektir. AKP hükümeti, liberal yazarlar şu an yeniden yargılamanın altyapısını oluşturmaktadırlar.

Bu noktada, şu gerçeğin altı özellikle çizilmelidir. AİHM davayı diğer davalar gibi düşünmekte, ve ona uygun olarak değerlendirmektedir. AİHM'in bunun dışında ilgilendiği herhangi bir şey yoktur. AB'den ve AİHM'den medet umanların bunu böyle bilmesi gerekir.

Ermeni sorunu

24 Nisan Ermeni soykırımının yıldönümü olarak anılmakta ve etkinliklere konu edilmektedir. Bu yıl da Ermeni diasporası 24 Nisan vesilesiyle AB ve ABD meclislerinden soykırımın tanınmasını talep ediyor. Öte yandan, AB emperyalizmi ve ABD yeri geldiğinde Ermeni soykırımını TC'ye karşı kullanmak üzere sürekli yedekte tutmaktadır. Her iki emperyalist odağın da tarihi gerçeklerle, bir halkın yaşadığı acılarla ilgilendiği yoktur. Sadece propaganda düzeyinde sorun dillendirilmekte, yeri geldiğinde TC'ye hatırlatılmakta, ve sıkıştırmak için kullanılmaktadır.

Ancak bugüne kadar takınılan tavır TC'nin bu konuda resmi söylemini koruyacağı yönünde. Dahası Özkök son yaptığı açıklamalarda Ermenistan'ı‚ “kardeş” Azerbeycan devletinin topraklarını işgal ettiği için suçlamış, haddini bilmeye davet etmiştir. TC'nin bu konudaki klasik saldırgan tutumunu göstermiştir.

Kırmızı çizgiler emperyalist metropoller tarafından belirlenir

AB sürecinde TC'yi zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Bu zorluklardan bir kısmı TC içinde varolan çıkar çatışmalarında yatarken, diğeri ABD ve AB emperyalizmi arasındaki rekabetin TC'yi seçim yapmaya zorlamasıdır. Ortadoğu'da, Kafkaslar'da sürdürülen hegemonya mücadelesinde TC taraf olmak zorundadır. Ordu seçimini, her ne kadar Güney Kürdistan üzerinden sorunlar yaşasa da, ABD'den yana yapma eğilimi taşıyor. Şu an söylenebilecek şey TC'de, AB üyeliği öncelik taşısa da, henüz kesin bir kararın oluşturulmamış olmasıdır.

Belirtilmesi gereken ikinci nokta, TC sık sık kırmızı çizgilerden dem vurmaktadır. Kıbrıs sorunu kırmızı çizgilerden biriyken şu an AB ile uzlaşılır bir noktaya kayılmıştır. Güney Kürdistan'da TC'ye sorulmadan adım atılamayacağı söylenirken Talabani Irak cumhurbaşkanı yapıldı. Hepbir ağızdan‚ “Kerkük Türk'tür” denilirken, Saddam döneminde zorla göç ettirilen Kürtler topraklarına dönüyor ve Kerkük'ün Barzani-Talabani'nin kontrolüne bırakılması sözkonusu. Özetle, kırmızı çizgiler emperyalistlerin çıkarlarına göre şekillenir, ordunun, AKP'nin ya da diğer kurumların değil. TC'ye biçilen rol uşaklıktır, gönüllü askerliktir, ötesi ham hayaldir.