AB ve Kürt sorunu
17 Aralık tarihi yaklaştıkça AB eksenli tartışmalar yoğunlaşıyor. Aynı durum bizim Kürt cephesi için de geçerlidir. Bilindiği gibi 17 Aralık, AB zirvesinin toplanacağı ve Türkiyeye üyelik görüşmelerinin başlatılmasıyla ilgili tarihin verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağı tarih
Basına yansıyan bilgilere bakılırsa, AB zirvesi Türkiyeye üyelik görüşmeleriyle ilgili tarih verecek gibi
Elbette konumuz bu değil, konumuz, TCnin ABye girişi ile demokratikleşme arasında kurulan doğru orantı ve bunun Kürt cephesinin büyük bir çoğunluğunda yarattığı yanılgı ve yanılsamalara işaret etmek, bu kapsamda bazı gerçeklere parmak basmaktı.
Kürt reformist çevreleri, daha önce Türkiyenin ABye girmesiyle demokratikleşeceğini, Kopenhag Kriterlerinin yerine getirilmesiyle birlikte Kürt sorununun barışçı demokratik çözüm yoluna gireceğini varsayıyor ve bu yanılgılarının geniş propagandasını yapıyorlardı. İmralı tasfiyeciliğiyle birlikte Öcalan, bu konudaki bayrağı onlardan devraldı. Yaptığı açıklamalar ve gönderdiği talimatlarda Türkiyenin ABye girişinin desteklenmesini, bunu engelleyecek davranışlardan kaçınılmasını, ABye girişle Türkiyenin demokratikleşeceğini, bunun da Kürt sorununda çözüm anlamına geleceğini, zaten Kürt sorununun bazı demokratik haklar ve kültürel kazanımlar olduğunu, Kopenhag Kriterlerinin uygulanması durumunda bu konuda büyük bir mesafenin alınacağını belirtiyordu.
Yıllardır bu doğrultuda yapılan bu yanılgılı propaganda kitlelerin bilincinde ve bilinçaltında büyük bir yanılsama ve boş beklenti yaratmıştır. Bu yanılgı ve yanılsama halkımızın mücadele kararlılığını büyük ölçüde baltalamıştır. O nedenle çok yönlü bir mücadeleyle aşılması, devrimci düşünce ve politik yaklaşımların geliştirilmesi gerekiyor.
ABye giriş ile demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüleceği veya çözüm yoluna gireceği yanılgısı, somut bilgiye değil, altı boş propagandalara, beyin yıkama yöntemlerine dayanmaktadır. AB nedir? Çokça sözü edilen Kopenhag Kriterlerinin içeriği ve anlamı nedir, bunun Kürtler açısından anlamı nedir? ABnin demokrasi, haklar ve özgürlükler karşısındaki duruşu nedir? ABnin Kürt sorununa yaklaşımı, Kürt politikası nedir? AB ile TC ilişkileri ve çelişkileri nedir?
Bu sorulara somut gerçeklere bağlı kalarak somut yanıtlar vermeden ABye giriş ile demokratikleşme, Kürt sorununun çözümü konusunda kurulan yanılgılı denklemler, halkımızın bağımsızlık özlemlerine sırt çevirmekten başka bir şey değildir!
AB, Avrupalı emperyalist devletlerin ekonomik ve siyasal çıkarları doğrultusunda kurulan ve belli aşamalardan geçerek geliştirilen ve günümüze getirilen kendi içinde çelişkili, ama dünya siyasal denkleminde belli bir rol oynama iddiasında olan emperyalist bir birliktir. Başını Almanya ve Fransanın çektiği bu birliğin kendi içindeki sorunları ve çelişkilerine rağmen ABD karşısında etkin bir ekonomik ve politik dinamik haline gelme çabasında olduğu açık. ABnin kendi tarihsel gelişiminin her aşamasında ekonomik ve politik çıkarları önde olmuştur. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar ise bu çıkarların ideolojik kılıfından başka bir şey değildir. Sovyet blokunun çökmesinden sonra yüzyılı aşkın bir süredir kazanılan sosyal ve siyasal hakların nasıl tırpanlandığı, sosyal devlete nasıl el fatiha okunduğu günlük basından bile izlenebilir. Elbette konumuz bu değil. Anlatmaya çalıştığımız, Avrupada varolan görece demokratik hak ve özgürlüklerin, sosyal hakların toplumsal ve sosyalist mücadelelerinin bir sonucu ve kazanımı olduğudur, bugün ise dengelerin tersine dönmesiyle vahşi kapitalizm dönemine dönülmeye çalışıldığı gerçeğidir! Bu gerçekliği görmeden kapitalizm ile demokrasi arasında doğru bir orantı kurmak büyük bir yanılgı olacaktır.
AB ile TC arasındaki ilişkilerin özü Türk devletini demokratikleştirmek değildir. Bu ilişkinin karmaşık ve çok yönlü boyutları var. Uluslararası politika ile ilgili çok önemli boyutları var. Bu da ayrı bir tartışma konusudur. AB, Türkiyeyi bu haliyle içine almaya ne kadar hazırdır, ABDnin eksenindeki bir TC, ABnin politik-stratejik beklentilerine ne kadar cevap verebilir? TCnin varlığı ve AB içinde kazanacağı ağırlık, AB içindeki ABD etkisini ne kadar güçlendirir? TCnin yaşadığı siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunlar, AB için ne gibi ek yükler getirir? Bu ve buna benzer sorular ve yanıtları tartışılıyor. AB liderler zirvesi 17 Aralıkta üyelik müzakereleri için tarih verse de bu sürecin uzun ve sancılı olacağı açıktır.
Bu uzun ve sancılı süreçte demokrasi ve Kürt sorunu belirleyici, hatta ciddi anlamda etkileyici bir rol oynamamıştır, bundan böyle de oynamayacaktır. Zaten TC ile AB arasındaki ilişkilerin temelinde demokrasi sorunu olmamıştır.
ABnin ve onu oluşturan devletlerin demokratik bir Kürt politikaları yoktur. Bir Kürt politikaları vardır, ama bu politika TCnin temel stratejik yaklaşımlarıyla çelişik değildir! Çok derin ayrıntılara girmeye gerek yok. Bugüne kadar TC ile AB arasında sayısız belge imzalandı, ama bunların hiçbirinde Kürt kavramı, Kürtlerin ulus gerçeği anılmaz! Neden? Nedeni çok açık: AB, TCnin temel inkarcı ve imhacı politikasını onaylıyor. Kimi taktik farklılıklar da var, ama bunlar öze ilişkin değildir. Kürtlere bazı kültürel kırıntılar verin, Kürtçenin kullanımında bazı haklar tanıyın, bunları yaparsanız Kürt sorununu daha rahat denetim altına alır ve entegrasyonu uzun vadeli gerçekleştirme şansınız artar! TCye dedikleri bu ve bunu da Kürtlere hayran oldukları için değil, yine çok demokrat ve ulusların haklarına saygılı oldukları için değil, kendi çıkarları için, yani ciddi bir ulusal sorun olan Kürt sorununu söndürmek ve düzen içinde eritmek içindir! Sözü çok edilen Kopenhag Kriterlerinin özü de budur. Kopenhag Kriterlerinin POLİTİK KRİTERLER başlıklı bölümü şu noktaları içeriyor:
ABye girmeye aday ülkeler;
- İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,
- Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,
- İnsan haklarına saygı,
- Azınlıkların korunması
gibi dört ana kriter açısından değerlendirmeye alınacaktır. Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olması gerekmektedir.
Bu kriterler içinde Kürtleri yakından ilgilendiren nokta Azınlıkların korunmasıdır. Peki, bu ne anlama geliyor? Teorik-politik anlamı bir yana somut pratikte ne anlam ifade ediyor? Hiçbir belgede Kürt kavramı geçmiyor, TC bazı reformlar yapıyor ve bunlar memnuniyetle karşılanıyor. Yerel dil ve lehçelerde yayın hakkı gibi
Bu reforma göre bile Kürtler yine yok! Azınlık bile değil! Azınlık olarak kabul edilse bile bu, Kürtlerin anadilde eğitim, kültürel vb. haklarını kazanmaları anlamına gelmiyor. Kaldı ki, Kürtler bir azınlık değil, ülkesi dörde parçalanmış, kesin rakamlar olmamakla birlikte 30 milyona yakın veya onu aşan büyüklüğe sahip bir ulustur.
Kürtlerin, Kopenhag Kriterlerinin uygulanmasını isteriz gibi bir istemde bulunmaları, mevcut parçalanmışlık ve sömürge statüsünü kabul edip meşrulaştırmaktan başka bir anlama gelmeyecektir! Bu, ikinci bir Lozan olmayacak mı, daha doğru bir ifadeyle 80 yıl sonra Lozanı güncelleştirmek ve daha da perçinlemek anlamına gelmiyor mu? Daha da önemlisi inkarcı ve imhacı stratejiyi ABnin resmi çizgisi haline getirmek anlamına gelecek ki, bunun Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesine vereceği zararları, önüne dikeceği engelleri tahmin etmek zor olmasa gerektir!
AB Kürtleri nasıl tanımlıyor? Ulus mu, azınlık mı, ulusal topluluk mu, etnik grup mu? Peki, ne haklar öngörüyor? TCden istedikleri ne?
Bu sorulara gerçeklere sadık kalarak yanıt vermeden ABye girmek, demokratikleşme yolunu açar, Kürt sorununun çözüm yoluna girmesini sağlar demek, eğer kendi kendisini kandırmak değilse, büyük bir oyunun aleti olmak anlamına gelir!
AKP hükümetinin meclisten geçirdiği reform ve AB ile uyum yasaları Kürtler açısından ne anlam ifade ediyor? Türkiyeye demokrasi ufkunu mu açıyor? Yoksa göz boyama ve ufuk karartma hareketiyle mi karşı karşıyayız? Peki, AB, anılan bu reform ve uyum paketlerine ne diyor?
Bu sorulara da objektif yanıtlar vermeden, AB ve ona girişi göklere çıkarmak, Kürdistan davasına sırt çevirmek değilse nedir?
AB, ABye giriş ve bu olgunun Kürt sorununa getirecekleri konusu, devrimci yurtseverlikle içi boş reformizmi ayrıştıran önemli konulardan biridir!
Boş ve umutsuz hayallerle halkı yanıltmak, bilincini karartmak mı; yoksa ayakları yere basan, gerçekleri olduğu gibi koyan ve aydınlatan, halkın devrimci yurtsever bilincini geliştiren bir yaklaşım ve duruş mu?
Yanılgıların ve yanılsanmaların güç yarattığı görülmemiştir! Oysa halkımızın ciddiye alınması, herşeyden önce ulus kimliğinin tanınması güç olmasından geçiyor! Günümüz katı gerçekliğinde tek geçerli yasa Güç Yasasıdır!
Gücün varsa adam yerine konulursun, yoksa istediğin kadar mendil aç, hak dilen! Kimse sana acımaz bile!
Bu basit gerçeği görmek için çok büyük bir öngörüye ve yeteneğe ihtiyaç var mı?
Sosyalistên Şoreşgerên Kurdistan-
Sosyalistê Xeleskarê Kurdistani
(Kürdistan Devrimci Sosyalistleri)
|