|
Ulucanlar katliamının 5. yılı ve hücre saldırısı...
Devrim ile düzen arasındaki
irade savaşı sürüyor!
Türkiyede cezaevlerindeki çatışmanın 25 yıla dayanan bir tarihi var. 12 Eylül 80den beri bu böyledir. Devlet cezaevlerini rehabilite merkezi olarak planlamış, devrimci tutsakları devrimci değerlerinden soyutlamak ve bu değerleri yoketmek amacı gütmüştür. Ve bunu daima fiziki terör eşliğinde gerçekleştirmiştir.
25 yıllık sürece baktığımızda her adımda yapılan budur: Faşist 12 Eylül karanlığının ardından 84 yılında başlayan Tik Tip Elbise saldırısı ve buna karşı gelişen ÖO direnişi; 91de çıkarılan Terörle Mücadele Yasasına hücreleri hayata geçirmeyi amaçlayan hükümlerin konulması; 91de Eskişehir tabutluğunun açılması ve gerçekleşen direnişler; 95 Eylül Buca katliamı, 96 Ocak Ümraniye katliamı; 96da hücre tipi cezaevlerinin yolunu açan faşist M. Ağarın hazırladığı Mayıs genelgesi ve ardından başlayan 96 ÖO direnişi; 96 Eylül Diyarbakır katliamı, F tipi hücrelerin yapım startını veren 97 Ağustos genelgesi; hücrelere geçişin ilk saldırı provası olan 99 Ulucanlar katliamı; saldırıyı önden karşılamayı amaçlayan ÖO direnişi; direnişe kaşı 19 Aralık katliamı ve nihayet F tipi tecrit hücreleri...
Tüm saldırıları ve olayları tek tek ele aldığımızda kabarık bir baskı ve şiddet tablosu çıkıyor karşımıza. Aslında tüm bunların özü 25 yılı bulan çatışmaya çıkıyor.
Hücrelerde irade çatışması sürüyor!
Zindanlarda 25 yıldır bir irade çatışması yaşanıyor. Özünde düzen-devrim çatışmasıdır bu. Emperyalistlere kölece bağlı olan sermaye devleti, düzenin devamı için işçi ve emekçilere on yıllardır azgınca saldırıyor. Her geçen gün işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları daha da ağırlaşmakta, emekçilere adeta kölelik koşulları dayatılmaktadır. İç ve dış borçlar artmakta, soygun ve talan sürmekte, tüm bunların faturası da emekçilere çıkartılmaktadır. Ekonomi IMF-DB eliyle yönetilmektedir. İçeride bunlar olurken dışarıda emperyalist saldırganlık had safhaya varmıştır. Türkiye bu saldırganlık için bir savaş üssü olarak kullanılmakta ve işbirlikçi sermaye devleti emperyalizmin müdahale gücü rolünü üstlenmiş bulunmaktadır. Balkanlardan Afganistana ve Iraka kadar her yerde emperyalistlerin taşeronluğu yapılmakta, emperyalizmin hizmetinde kardeş halklara karşı savaşılmaktadır.
Sermaye devleti içeride ve dışarıda gerçekleştirdiği tüm bu saldırıların elbette bir sınırı olduğunun bilincindedir. Bu saldırıların sürgit devam edebilmesi için işçi ve emekçilerin denetim altında tutulması, baskı ve terörle sindirilmesi gerekmektedir. Sermaye devleti için asıl korku işçi ve emekçi hareketinin devrimci bir mecraya akması, devrimci bir önderlikle buluşmasıdır. Onun için sürekli olarak devrimciler üzerinde dizginsiz bir baskı ve terör uygulanır. Böylece işçi ve emekçilerle devrimci hareketin bütünleşmesi engellenmek istenir. Bu yolla aynı zamanda kitlelere gözdağı verilmek istenir. Dışarıda devrimcilere yönelen saldırı içeride de sürdürülür. Devrimci tutsaklar hedef alınır. Devrimci değer ve ideallerinden soyundurulması için sonu gelmeyen saldırı ve katliamların hedefi haline getirilir. Amaç devrimci iradeyi kırmak, yıldırmak ve böylece teslim almaktır.
Ama devletin planları devrimci tutsakların çelikten iradesi karşısında daima tuz-buz olmuştur. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin geleneğinden kök alan devrimci tutsaklar, 25 yıldır devlete her defasında diz çöktürmüştür. Direnme geleneği daima diri ve güçlü tutulmuştur. Ödenen ağır bedellere rağmen boyun eğilmemiştir. Bucada, Ümraniyede, Ulucanlarda teslimiyetin zerresi yoktur. 19 Aralıkta direnişle yanıt verilmeyen bir tek cezaevi olmamıştır. Devrimci tutsaklar direnerek, işçi ve emekçilerin haklı davasının ve sosyalizmin savunucusu olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır.
F tipi saldırısının başlangıç vuruşu: Ulucanlar!
Zindanlardaki büyük direnç karşısında çaresiz kalan burjuvazi emperyalist akıl hocalarının da yönlendirmesiyle hücre saldırısını gündeme getirdi. CIAnın katkısıyla saldırı bu kez daha ince bir şekilde planlandı ve hazırlandı. Avrupada uygulanan ve Türkiyeye nakledilen bu sisteme F tipleri denildi. Tutsaklar tek tek ya da 3lü hücrelere konulacak, birbiriyle temasları engellenecek, dışarıyla bağları kesilecekti. Birbirlerinden yalıtıldıkları oranda örgütlü bir güç olarak davranmaları engellenecek, bireysel tecrit yaşamı başka yaptırımlarla beslenecek ve tüm bu uygulamalar tretman denilen rehabilitasyonla birleştirilecekti. Böylelikle örgütle bağı kopartılacak, devrimci kimlik yokedilecekti. Bunun için 97de yayınlanan Ağustos genelgesiyle F tiplerinin yapım hazırlıklarına başlandı.
Ulucanlar katliamı da işte böyle bir sürecin üzerine oturmaktır.
Ulucanlar Cezaevi son yıllarda birçok problemin gündeme geldiği, net bir direnme kararlılığının sergilendiği bir cezaevi haline gelmişti. Bu ise devleti fazlasıyla rahatsız etmekteydi. Koğuş sorunu kapsamlı saldırı ve katliamın yalnızca bir bahanesi olmuştur.
26 Eylül (1999) Ulucanlar katliamı, o güne kadar gerçekleşen katliamların en şiddetlisi ve en vahşisi oldu. İlk kez bir cezaevi operasyonunda silah kullanıldı. Özel hedef gözetildi ve 10 devrimci tutsak kurşunlarla ve vahşice işkencelerle katledildi. 100ün üzerinde tutsak kurşun ve işkencelerle ağır şekilde yaralandı.
Ancak komünist ve devrimci tutsaklar bu saldırıyı da büyük bir yiğitlikle göğüsleyerek yeni bir direniş destanı yazdılar.
Bu vahşi katliamla F tiplerine hazırlıkların başladığı evrede devrimci tutsaklara mesaj verilmek isteniyordu. Hücrelere geçişe karşı gelişecek bir direnişe en vahşi şekilde saldırılacağı ilan edilmiş oluyordu. Ulucanlar katliamıyla gerçekte F tiplerine nasıl geçiş yapılacağının da bir provası yapılmış oldu. Nitekim 19 Aralık katliamında birçok şeyin benzer olduğunu görüyoruz.
Saldırı da direniş de sürüyor!
Ulucanlar katliamından bu yana geçen 5 yıllık sürede devlet hücre sitemini hayata geçirdi.
Ulucanlar katliamından 1 yıl sonra gerçekleşen 19 Aralık katliamıyla F tiplerine geçiş yapıldı. ÖO direnişi vahşi ve insanlık dışı bu saldırıyla bitirilmek istendi. Ama devletin hevesi bir kez daha direnişin sert kayasına çarptı ve kursağında kaldı. Direniş kaldığı yerden hücrelerde sürdü.
19 Aralıktan bugüne 117 devrimci yaşamını yitirmiş bulunuyor.
Saldırı bugün yeni biçimlerle devam ediyor ve aynı şekilde direniş de. Hücrelerdeki uygulamalar devrimci tutsakların kırılamayan direnciyle karşılanıyor. Devlet hücre sistemindeki sözde ortak kullanım alanlarını hayata geçiremedi. Tretmanı uygulayamadı. Keyfi uygulamaları kabul ettiremedi. Devrimci tutsaklarda bu irade olduğu sürece gün gelecek hücreler de parçalanacaktır.
Devlet bugüne kadar gerçekleştirdiği saldırıları şu an mecliste görüşülen yeni yasa tasarısı ile tamamlamak istiyor. Yeni yasa tasarısıyla getirilen uygulamalar tecridi daha da ağırlaştırıyor. Bugüne kadar keyfi ve acımasızca sürdürdüğü uygulamalara yasal kılıf geçirmiş oluyor. Bu yasaya uygun D ve L tipi cezaevlerinin yapımı da sürüyor.
Özetle devlet, Ulucanlar katliamıyla başlatılan F tipi saldırısını sonuca götürmeye çalışıyor. Yani zindan cephesindeki büyük irade savaşı yeni zeminlerde ve biçimlerde sürüyor!
Zindanlara yönelik saldırı sınıflar mücadelesinin bir parçası ve bugün için en kritik halkasıdır. Mücadelenin bugün en şiddetli biçimde yaşandığı alan zindanlardır. Bu alandaki çatışma sınıf mücadelesinin bir uzantısı olduğuna göre, zindanalara yönelik saldırıyı gögüslemek de genel sınıf mücadelesinin zorunlu ve temel önemde bir boyutudur. Bu nedenle işçi ve emekçilerin acil talepleri uğruna mücadele ile onların haklı davası için mücadele ederken tutsak düşen devrimcilerin talepleri uğruna mücadele birbirine bağlanmak, birbirini tamamlamak durumundadır.
Bu görevin gereklerinin hakkıyla yerine getirilmesi, bugün hücrelerde inançla, inatla ve büyük bir fedakarlık ruhuyla direnen devrimci tutsaklara olduğu kadar bugüne kadar zindan mücadeleleri içinde şehit düşmüş sayısız devrimciye karşı da büyük bir borçtur.
|