Afrika kıtası asırlardır sömürülmeye, köleliğe, açlığa ve sefalete mahkum edilmiş durumda. Kıtanın bütün zenginlikleri sömürgeci güçlerce gaspedildi ve hatta tarihi sanat eserleri resmen çalındı. Afrikanın doğal zenginlikleri Avrupa ve Amerikayı zengin ederken, kıta halkları sürekli yokluk, sefalet ve kıtlıkla pençeleşmeye mahkum edildiler. Bu yağma ve talanın sürebilmesi için halklar birbirlerine düşürüldü. Bu böl-yönet politikası sonucunda kıtada savaşlar hiç bitmedi ve sürekli büyük katliamlar yaşandı. Daha birkaç yıl önce Ruandada bir milyon civarında insan katledildi.
Afrika kıtası emperyalist güçler için çok önemli bir hammadde kaynağı oldu her zaman. Bugün de bu stratejik önemini koruyor. Son zamanlarda Fransız ve Alman askerlerinin bazı ülkelere yardım adı altındaki müdahaleleri, ileri düzeydeki Amerikan sorumlularının Afrika turneleri rastlantı değil. Tam tersine, emperyalist paylaşımda yeni plan ve hazırlıkların göstergesi.
Son günlerde basına yansıyan bir olay, bu kıtada oynanan kirli oyunları bir kez daha gözler önüne serdi. Bu olaya karışan kişilerin başında eski İngiliz başbakanı Margaret Thatcherin oğlu Mark Thatcherin olması ise ayrı bir önem taşıyor. Mark Thatcher Ortadoğu ve Afrikadaki diktatörlerle yakın ilişkiler içinde olan büyük bir silah tüccarı. Margaret Thatcherin başbakan olduğu dönemde devlet ilişkilerinden yararlanarak kirli ve karanlık işlerin ihalesini elegeçiren Mark Thatcher, büyük silah şirketlerinin Afrikadaki fiili temsilcisi durumunda.
Mark Thatcher bundan iki hafta önce Ekvator Ginesinde askeri darbeye teşebbüs etmekten ötürü yakalandı ve birkaç gün önce 250 bin euro ödedikten sonra kefaleten serbest bırakıldı. Ondan önce de Zimbabwede İngiliz kraliyetinin aynı sektörde faaliyet yürüten bir başka gayrı resmi temsilcisi yakalandı. Bir kiralık asker çetesinin başında bulunan, eski İngiliz sömürgelerinde darbe düzenlemekle tanınan eski SAS komandosu Simon Mann, Harare hükümeti tarafından tutuklanarak yedi yıl hapis cezasına mahkum edildi. Simon Mann Mart ayında, silah ve paralı askerlerle dolu bir uçakla Ekvator Ginesine darbe yapmaya giderken yakalanmıştı. Simon Mann ve Mark Thatcher aynı suçtan yargılanıyorlar. Güney Afrikada aynı mahallede oturan bu iki yakın dostun Ekvator Ginesinde planlanan darbenin ihalesini ele geçirdikleri açığa çıkmış bulunuyor.
Simon Mannın Afrikada terör estiren en büyük katillerinden birisi olduğunu görmek için geçmişine kısaca bakmak yeterli. Eski SAS komandosu Simon Mann ordudan ayrılıp Güney Afrikaya yerleşir. Orada Executive Outcom adında bir kiralık asker/tetikçi şirketi kurarak bölgede kirli olayların ve katliamların başlıca faillerinden biri olur. Fakat bunların birer basit silah kaçakçıları olmadıkları kesin. Bunlar, Avrupa ve Amerika kökenli bazı tekellerin emrinde. istenilen ülkede darbe yapan ve değişik kesimlerin çıkarları koruyan eli kanlı katiller topluluğudur.
Bu grubun deşifre olması olması bölge hukümetlerinin bağımsız iradelerinin bir sonucu değildir. Sözkonusu hükümetler böyle bir şebekeyi yakalama ve dağıtma kudretinden yoksundurlar. Muhtemelen bir başka grubun bu ülkede pazarı ele geçirme durumu sözkonusudur.
Ekvator Ginesinde darbe girişiminin gerisinde petrol var. Yarım milyon nüfusu olan Ekvator Ginesi Afrikanın üçüncü petrol üreticisi, bu nedenle Afrikanın Kuveyti olarak adlandırılıyor. 1990 başlarında Amerikan şirketleri bu ülkede petrol buldular ve işletme-üretim lisansı aldılar. Yani ülkenin başlıca zenginliğini gaspettiler. Boşa çıkarılmış olan darbe girişiminin esas amacı bu petroldür. Petrol tekelleri bu ülkenin yönetimini değiştirerek ganimeti paylaşma savaşı vermektedirler.
Almanyada tekellerin eski başkanı Hans Olef Henkel, yayınladığı kitapta, işçilere ve emekçilere saldırıyor. Kitap Almanyadaki iş ve çalışma koşullarını konu ediniyor (Bir kuvvetin yeniden doğuşu).
Henkel, Almanyanın ağır çalışma koşullarını izin cenneti olarak tanımlıyor. Oysa metal, plastik, kimya vb. sektörlerde işletmeler iki vardiyadan üç vardiya ya geçiyor. Fabrikalardaki robotlar, bandlar, paketleme makinaları hiç durmak bilmiyor. İşçilerin dinlenme hakkı olan Cumartesi ve Pazarlar şimdiden elinden alınmış, Cumartesi artık normal çalışma günü haline getirilmiş bulunuyor. Buna rağmen kapitalist tekeller daha fazlasını istiyorlar.
Hans Olef Henkel kitabında, 2010 Agendasını geç kalmış bir saldırı olarak niteliyor. Daha da ileri giderek Alman halkının %70i isteyerek çalışmıyor diyor.
Bunlar bizim kanımızı emiyorlar, iş ve işçi bulma kurumuna ödediğimiz paraları kasalarına aktarıyorlar, her gün dış ülkelere giderim tehditi savuruyorlar, gençlerimize meslek eğitimi görme imkanı vermiyorlar, daha fazla mesai ve ağır çalışma koşullarını dayatıyorlar, tuvalete gitmemize kadar bizi denetliyorlar, vb... Ama bunlar yetmiyor onlara. Kitabında, Amerikada insanlar zamanının en büyük kısmını işyerinde geçiriyorlar... diyor. Öylesine arsızlaşmış durumdalar ki, neredeyse işletmelerde yatıp kalkmamızı isteyecekler.