AKPnin postmodern eğitim anlayışı
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 11 Ağustosta, yeni ilköğretim müfredatını anlatan bir basın toplantısı düzenledi. Eğitim sisteminin bir dizi sıkıntısını anlatan Çelik yeni müfredatla ilgili şu açıklamayı yaptı:
Müfredatın çağın gereklerini yerine getirecek şekilde düzenlenmesi eğitim sistemimizin gelişmesinde olmazsa olmaz bir ön şarttır. Gelişmiş ülkelerin birçoğunda genel olarak 10-15 yılda müfredat yeniden tasarlanır. Ders kitaplarının müfredatı çok daha sık aralıklarla en azından 5 yılda bir gözden geçirilerek yeniden düzenlenir. Bizde ise müfredat değişimi çalışmaları birbirinden kopuk olarak ne yazık ki gerçekleştirilmiştir. Büyük ölçüde paradigmaya dayalı lineer sistemi destekleyen mevcut müfredat, bugüne kadar yapılan eksiltme ve eklemelerle iç tutarlılığını kaybetmiş, yatay ve düşey eksende bütünlükten uzaklaşmıştır. Nedir Newtoncu yaklaşım? Meseleye düz mantıkla, lineer mantıkla bakan, iyi-kötü, doğru-yanlış, eğri-düz, hep-hiç, siyah-beyaz ikileminde insanları şartlandıran bir anlayıştır ve iki nokta arasındaki tonların gösterilmediği bir mantık anlayışıdır.
Konuşmaya yedirilmiş bilimsel dil kuşkusuz bu post modern zırvalığı anlamlı hale getirmiyor. Bakanın amacı kafalarda bulanıklık yaratmak. Nitekim fizikçilere göre Çelikin sarfettiği sözler ve düşünce sistemi bilimle çelişiyor. Birbirini reddetmeyen, aksine tamamlayan Newton ve kuantum mekaniği, Çelikin konuşmalarında içi doldurulamamış parlak sözler olarak kalıyor.
Prof. Dr. Cemal Yıldırım şunları söylüyor: ... eğitim kökenleri medrese geleneğine bağımlı okullar olan, bu okulları her yönüyle savunan yetkililerin böyle bir gerekçeyi ileri sürmelerinde içtenlikten sözedilebilir mi? Üstelik Newton mekaniğini sözkonusu körletmenin başlıca nedeni olarak savlamak bilgisizliğin mi, yoksa bir tür göz boyamanın mı göstergesidir?
Prof. Dr. İsmail Hakkı Durul ise, Fiziğin F sinden habersiz bir kişinin sözleri üzerine ne eleştiri getirilebilir ki? Zira teknik anlamda tartışma yapabilmek için başlangıç konusunda asgari bir mantık olması lazım... diyor.
Bakan 30 Temmuz tarihli Tercüman gazetesine yaptığı açıklamada ise, ezberci ve öğretmen merkezli anlayışı tamamen terkedeceklerini ve kuantum mekaniğine geçeceklerini söyledi!
Burjuva eğitimin kendi doğasından kaynaklı olan ezbercilik, araştırmadan yoksunluk, öğretmene bağımlılık gibi sorunları asla fiziksel geçerliliğini sürdüren paradigmalarla açıklanamaz. Bu, eğitimin sermayenin çıkarlarına göre şekillendirilmesinin sonuçlarıdır. Bu, kapitalizmin düşünmeyen, sorgulama ve hesap sorma bilincinden yoksun bir toplum yaratma amacına ulaşmada kullanılan bir araçtır. AKPli gericiler ise sorunun sistemden kaynaklanmadığını, basit bir müfredat sorunu olduğunu söylemeye çalışıyorlar. Ama herşeyi ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.
Çöken eğitim sisteminin tablosu...
Su yok, öğretmen yok, eğitim de yok!..
Yeni açılan eğitim dönemi, çöken eğitim sistemi tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi. İşçi ve emekçiler günlerce süren kayıt çilesi yaşayıp zorunlu kayıt ücretiyle soyuldular. Asgari ücretin 320 milyon olduğu bu ülkede milyarı bulan okul masraflarının altında ezilen emekçi ailelerinin çocukları, nihayet yeni eğitim-öğretim yılına başladılar. Ne var ki, özellikle emekçi semtlerindeki okullarda öğrencileri bekleyen tablo korkunç. Bu bir yanıyla yokluk tablosu: Yeterli okul yok, yeterli derslik yok, öğretmen yok, okulların suyu, elektriği yok, araç-gereç yok, hatta kimi okullarda sınıflarda sıra bile yok. Öğrenciler mevcudu 60-90a varan sınıflara tıkıldılar. Bu tabloyu bütünleyen rezaletler ise; okulda çöken merdivenin altında kalan öğrenci ve veliler, İstanbulda sel sularının duvarlarını yıktığı onarılmamış okullar, beş yıl önceki depremin ardından hala prefabrik okullarda okuyacak gençler...
Tablonun diğer kısmı, emekçi ailelerin yaşadığı yoksulluk nedeniyle çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını karşılayamamaları. Toplumsal bir hak olan eğitim hızla özelleştirilmekte, paralı hale getirilmektedir. Başbakan televizyonlara çıkıp Haydi kızlar okula! diyerek şov yaparken, minicik bedenler tarlalarda, tamirhanelerde geçim yükünü omuzlamaktadır. Erdoğanın bağnazlık yapmayın!.. diye uyardığı aileler çocuklarını hangi imkanlarla okutacaklarını soruyorlar. Adanada güneşin atında pamuk tarlalarında çalışan minik kız çocukları, okula gidecekleri günleri bekliyorlar. Küçük bir azınlığın çocukları ise yirmi kişilik sınıflarda bilgisayarlı eğitim imkanına sahipler. Milyonlarca genç geçim yükünü omuzlamak için eğitim hayatına veda ederken, asalakların çocukları özel liselere arabaları ile gidiyorlar.
Borç faizlerine, silahlanmaya, rantiyeye her yıl aslan payları düşerken eğitime kırıntı dahi ayrılmıyor. Böylesi bir düzende tablo daha farklı olamaz. Kendini işçi ve emekçilerin azgın ve kuralsız sömürüsü üzerinden vareden, sürekli işsizlik ve yoksulluk üreten bir düzen işçi ve emekçi çocuklarına bir gelecek sunamaz.
Eğitim sistemi çürüyen düzenin aynasıdır. Emekçiler de, emekçi çocukları da kendi geleceklerini ancak mücadele alanlarında varedebilirler. Emekçi çocukları için daha iyi bir gelecek, yaşamsal ihtiyaçlardan kısılarak ödenen paralarla değil, mücadelenin yükseltilmesiyle mümkün olacaktır.
Bilimsel gelişmelerden...
Işınlanmada yeni gelişmeler: Fizikçiler, atomaltı bir parçacığın temel özelliklerinin (enerjisinin, hareketinin, manyetik alanının veya başka özelliklerinin) arada fiziksel bir bağlantı olmadan bir başka atomaltı parçacığa nakledilmesine, teleportasyon (ışınlanma) diyorlar.
Kuantum teleportasyonu, fizikçilerin dolaşıklık dediği bir duruma dayanıyor. İki atomaltı parçacığın, özellikleri, aralarındaki uzaklık fazla olsa bile birbirleriyle ilişkilendiriliyor. Böylece, parçacıklardan birindeki bir değişiklik, öteki parçacığın da anında değişmesine yolaçıyor.
Avusturyalı bir ekip, aralarında Tuna Nehrinin geçtiği birbirinden 800 m uzaklıkta iki laboratuvarda, fotonlar üzerinde telepartasyon gerçekleştirdi. Bilim adamlarının bu deneyle ulaşmaya çalıştıkları, ışınlanmanın laboratuvar ortamının dışında gerçekleştirilebilmesi. Bilim adamları bu gelişmenin büyük bir aşama olduğunu kaydediyor. Kuantum telepartasyonunun günlük yaşamda kullanılabilir hale getirilmesi, yalnızca bilgisayarların hızının artmasına değil, iletişim şebekelerinin de hızlanmasına yolaçacak.
SES Merkezi Temsilciler Kurulu toplantısı...
SES MTK toplantısı 11-12 Eylül tarihlerinde Ankarada yapıldı. Toplantıda KESK ve SESin durumu ve yapılması gerekenler konuşuldu.
Temsilciler özellikle KESKin mücadeleci kimliğinden uzaklaştığının altını çizdiler. KESKin toplu görüşmeye endeksli pratiği ve kamu emekçilerini birleştirmek adına Kamu-Sen ile birlikte hareket etmesi eleştirildi. Toplu görüşme sürecinde KESKin ücret artışı döngüsü içine girmemesi ve tek bir maddeyle, yani personel yasası taslağının geri çekilmesi ve iş güvencesinin sağlanması talebiyle, toplu görüşmeye katılması gerektiği dillendirildi.
Bir diğer eleştiri konusu, KESKin cezaevinden çıkan DEPli milletvekillerine verdiği yemek ve siyasi partilerle, özellikle DEHAPla olan ilişkileriydi. Özellikle batıdan gelen delegelerin bu konuda ifade ettiği rahatsızlık, sendikal sorunlar kadar Kürt sorunu ve taleplerinin de MTKda konuşulmasını beraberinde getirdi.
Merkezi temsilciler kurulunda pek çok eksiklik ve zaafın altı çizildi. Ancak mücadeleyi ileriye taşıyacak bir program oluşturulmadan temsilciler toplantısı bitirildi.
|