Verheugenin Türkiye teftişinden kalan görüntüler, teftiş edilen kurum, kişi ve kesimler açısından tam bir utanç tablosu; Verheugen ile temsil ettiği kurum ve kesimler açısından ise tam sahtekarlık ve ikiyüzlülük örneğidir.
AB emperyalizminin temsilcisi olarak Verheugen, gitmek istediği her yere gitti, görüşmek istediği herkesle görüştü. Bir sömürge valisi edasıyla, söylemek istediği herşeyi söyledi. Bu ülkenin sözde sahibi konumundaki hükümet temsilcileri Verheugenin bu küstahlıklarına ses çıkaramıyor, tam tersine bir uşak edasıyla karşılık veriyorlar. Sömürge valisinin el attığı hiçbir konuya, bu bizim iç meselemiz, AByi ilgilendirmez diyemiyorlar. Bu teftişle ortaya konulan tablo, bir kez daha, emperyalizme uşaklık kimliğinin ne kadar içselleştirilmiş olduğunu gösteriyor.
Aslında, teftiş oyunuyla da sergilenmiş olan bu efendi-uşak ilişkisi bir danışıklı dövüş gösterisini andırmıyor değil. Teftiş sürecine rast getirilen zina tartışmaları kavgasız-dövüşsüz halledilmiş durumda. Sınırlı sayıda hukukçunun, bu tartışmalar TCKda yapılmak istenen daha vahim değişikliklerin üstünü kapatmaya yarıyor uyarılarına rağmen, sözde muhalefet partisi ve ona yakın çevrelerle düzen medyası, yüzü aşkın maddeyi kapsayan değişiklik tasarısının, sadece zina ile ilgili olanını önplana çıkardı, tartıştı-tartıştırdı. Verheugen üzerinden ABnin de bu aynı madde üzerinde görüş bildirmesi, sadece bu maddeyle ilgilenmesi için zemin döşediler. O tartışmalara bakınca sanırsın ki, tasarı meclise geldiğinde çok büyük gürültü kopacak. Oysa, teftiş bitip de sıra iş yapmaya geldiğinde görüldü ki, hükümet ve muhalefet partileri anlaşarak zina maddesini tasarıdan çıkarmışlar. Sözde, AB uyarılarını kesinlikle gözardı etmiyoruz, demokratikleşme yolunda kararlıyız, olacak
Bu yazının hazırlandığı sırada 80 civarında maddenin görüşülüp kabul edildiği yeni tasarı ile ortaya konan kararlılık, aslında, gericilikte, baskıcılıkta, faşistlikte kararlılıktan başka bir şey değil. Yapılan hiçbir değişiklik bir milim bile ilerilik taşımıyor. Tam tersine, faşist 12 Eylül yasalarının yerine konulmaya çalışılan, çok daha yasakçı, çok daha cezacı nitelikte maddeler. Bu saldırı yasalarının adını demokratikleşme olarak koymak da, katliam saldırılarını hayata döndürme operasyonu koyan bu faşist devlete yakışır ancak. Bir mitinge bile ağır cezalar öngören yasal değişikliklerin demokratikleşme adımları vb. şeklinde sunulması, aynı zamanda, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerle alay edilmesidir. Kitlelerin çalışma ve yaşama hakları gaspedilmekte, her türlü hak arama yöntemi yasaklanıp ağır cezalarla tehdit altında tutulmakta, sonra da dönülüp, alın size Avrupa demokrasisi denilmektedir! Bu, emekçi kitlelerle alay etmek değil de nedir?
Ancak hükümetin bu alay etme tarzı, aynı zamanda işçi ve emekçi kitlelere bir derstir. Demokratik hak ve özgürlüklerini ancak kendi sınıf mücadeleleriyle kazanabileceklerini, iktidarların iradesi ya da dış baskılarla demokrasiye değil, olsa olsa faşizme sahip olabileceklerini, böylece bir kez daha öğrenmiş oluyorlar. Ancak sermaye uşağı sendika ağaları için aynı şeyi söylemek imkansız. Bu hainler, sömürge valisini karşılamak için yarışa giriyorlar. İşçi sendikalarının bu tutumunu gördükten sonra, kendileri de hak gaspları konusunda yarışan Avrupalı emperyalistler neden Türk hükümetini uyarsınlar ki!
Verheugen ve temsil ettiği Avrupa emperyalizminin sahtekarlığı, ikiyüzlülüğü işte bu noktada ortaya çıkıyor. Güya Türkiyeyi demokratikleştirecek, sonra üye edecekler. Fakat yıllardır bu emperyalistlerin denetimleri altında atılan demokratikleşme adımlarının nasıl da geriye doğru adımlar olduğunu, özellikle işçi ve emekçi hakları konusunda nasıl yüz yıl geriye gitmeyi hedeflediğini yaşayarak görüyoruz. Tek başına yeni iş yasası bile bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Görülüyor ki, emperyalistlerin demokrasi anlayışı eşitlik-özgürlük-kardeşlik kavramlarını tanımıyor bile. Onların demokrasi tanımı, halkın kendi kendini yönetmesi değil, para babalarının halkı yönetmesidir. Bu tanım, tüm burjuva demokrasilerini anlattığı için, aslında ne yeni ne de yadırganacak bir durum. Son yılların gelişmelerinde, Türkiyenin AB yolunda attığı sözde demokratik adımlarda yeni olan tek şey, burjuvazinin yönetme tarzında yapmaya çalıştığı değişikliklerdir. Gerek iş yaşamında gerekse siyasal yaşamda, burjuvazi, kuralsızlığın kural olduğu 100-150 yıl öncesine dönüş provaları yapmaktadır. Vahşi kapitalizm, emperyalist aşamada ve çağa uygun bir kostümle yeniden sahneye çıkmaktadır.
Emperyalistlerin demokrasisi, kendileri, ortakları ve uşakları dışında kimseye, özellikle ezilenlere kesinlikle demokrasi vaadetmiyor. Ama ezilen Kürt ulusunu temsilen ortalıkta dolaşanlar, kendi halklarını böyle bir yanılsama peşine takmak için uğraşıyorlar. Oysa Verheugen ve temsil ettiği emperyalistlerin bir başka ikiyüzlülüğü Kürtler ve hakları üzerinden görülebilir. Onlar, her ulusun temel hakkı olan kendi kaderini tayin hakkını Kürt ulusuna tanımazlar. Hatta, AGİT kararlarında da ortaya konduğu gibi, Kürtleri bir ulus olarak bile görmezler. Onlar için Kürt ulusu değil, Kürtler vardır. Dolayısıyla Kürtlerin hakları dediklerinde, her Kürtün bir birey olarak insan hakkından sözetmiş olurlar. Bireylerin de egemenlik hakkından söz edilemeyeceğine göre, ulusal egemenlikten asla sözetmezler. Örneğin Zana haksız yere hapiste tutulmuş, erken tahliyeyle mağduriyeti giderilsin... Köyüne geri dönen Kürtler çok yoksul kalmışlar, maddi destek verilsin, vb...
Emperyalistler ve uşakları sadece işçi sınıfı ve emekçi kitlelerle değil, ezilen Kürt ulusuyla da alay ediyorlar. Kürt ulusu yaşanan gelişmelerden gerekli dersi çıkarmalı, hak ve özgürlükleri kazanmanın tek yolu olan mücadeleyi seçmelidir. Her iki ulustan işçi ve emekçi kitlelerin ihtiyacı olan demokrasi, kendi birleşik ve militan mücadeleleriyle kurulabilecektir.
9 Eylülde TİSK Başkanı Refik Baydur, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, KESK Genel Başkanı Sami Evren, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ve DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, AB komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüştüler.
Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç görüşmede işçi-işveren ayrımı yapılmadan sorunların dile getirildiğini belirtti. Verheugenin Türkiye için olumlu bir ilerleme raporu ile karşılaşacağı görüşünde olduğunu söyledi. Salih Kılıçın tek sorunu Türkiyenin emperyalist bir birlik olan ABye girmesi. İşçi ve emekçilerin hak ve özgürlüklerine yönelik saldırılar Kılıçı hiç ilgilendirmiyor. Elbette bu tek başına S. Kılıçın tutumuyla açıklanamaz. Türk-İşin 52 yıllık tarihi burjuvaziye uşaklığın, işçi sınıfına ihanetin tarihidir. Milliyetçilik, sermayeye kusursuz hizmet, işbirlikçilik Türk-İşin başta gelen ilkeleri arasındadır. Bu hainlerin kölelik yasalarına, özelleştirmelere, sosyal hakların gaspına, mezarda emekliliğe gerçekte hiçbir itirazları yoktur. Tüm bu saldırı yasaları görüşülürken ya da onaylanırken istiflerini dahi bozmamışlardır.
Sermayenin ve hükümetin has uşaklarından Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ise, Verheugenin Türkiyenin her zamankinden daha fazla ABye yakın bulunduğunu, kaydettiği ilerlemenin etkileyici olduğunu ifade ettiğini söyledi. Türk-İşte örgütlü işçileri zorla Hak-İşe üye yapmaya çalışarak onların sırtından para kazanma hesabı yapabilecek kadar onursuzlaşan bu hainlerin işçi sınıfının çıkarları diye bir sorunu olmadığı ortadadır. Bunlar gerici rant savaşı veren işçi simsarlarıdır.
KESK Genel Başkanı Sami Evren, görüşmede Eğitim-Senin kapatılması davasını gündeme getirdiklerini, Verheugenin bu konuda yanlarında olduklarını ifade ettiklerini belirtti. Sanki miadı dolmuş burjuva sınıf iktidarı Avrupada demokrasinin temsilcisiymiş gibi, oradaki kısmi hak ve özgürlükler işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin zorlu mücadeleleriyle kazanılmamış gibi tüm umutlarını emperyalist Avrupa ülkelerine bağlamış durumdalar.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ise, Türkiyede birçok alanda ciddi reformların yapıldığını ama çalışma hayatını iyileştirici düzenlemenin yapılmadığını dile getirdi. Çelebi Verheugenden örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Verheugenden isteklerinin yerine getirileceği sözünü aldığını söyledi.
Konfederasyon temsilcilerinin görüşme sonrası yaptığı açıklamalar ibret vericidir. Temel hak ve özgürlükleri için mücadele edeceklerine kalkmış emperyalist ABnin bir temsilcisiyle görüşerek sınıfın sorunlarına çözüm aradıklarını iddia edebiliyorlar.
Elbette bu ülkede temel hak ve özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılacaktır. Ancak bu, işbirlikçi hainlerin emperyalist temsilcilere yaltaklanmaları sonucu değil, sınıfın devrimci öncülerinin önderliğinde, emekçi kitlelerin devrimci sınıf mücadelesiyle olacaktır. Hainleri ve işbirlikçileri sınıf örgütlerinden temizleyecek olan da budur.