24 yıl önce silahların gölgesinde yazdırılmış cunta anayasası halen yürürlükte. Dolayısıyla, demokratikleşme kılıfıyla yutturulmaya çalışılan ABye uyum yasaları bu anayasa çerçevesinde hazırlanıyor. Bu nedenle, ABnin de onayladığı sözkonusu yasalar 12 Eylül Anayasası ile aynı kategoride değerlendirilmek durumunda.
12 Eylül faşist darbesi yükselen işçi-emekçi hareketine, devrimci harekete karşı, onu bastırmak üzere gündeme getirilmişti. Darbe sonrası hazırlanan yeni anayasa da aynı nedenle ekonomik-demokratik-sosyal hakların gaspını içeriyordu. Türkiye işçi sınıfı, bu faşist anayasa ile pek çok kazanılmış hakkından yoksun bırakıldı. Elbette, yasanın uygulaması da tıpkı yazılması gibi namluların sayesinde gerçekleşebildi. Yönetim zamanla sözde sivillere bırakılmasına, asker -kışlasına değilse bile-MGK perdesi arkasına çekilmesine rağmen, darbe yasaları da, baskı ve terör uygulamaları da süregitti. Bugün, MGKnin de sivilleştirildiği iddiaları altında bile, her ihtiyaç duyulduğunda, askerin baskı ve terör tehdidi kullanılmaktadır.
12 Eylül, işçi sınıfının Cumhuriyet tarihi boyunca karşılaştığı en ağır saldırı olarak tarihe geçmişti. Bugün, demokratikleşme adına yapılan yasal değişiklikler ise 12 Eylül dönemini bile aratacak azgınlıkta bir saldırı programı dahilinde gerçekleştirilmektedir. Doğal olarak, böyle bir demokratikleşmeyi ifade eden yasalar da faşist anayasa ile çelişmiyor, tersine onu pekiştiriyor.
Türkiyenin yarı askeri faşist sistemi, sadece faşist cunta yasalarını koruyup güçlendirmekle kalmıyor, darbecilerini de son derece sıkı biçimde korumaya almış bulunuyor. Anayasayı zor yoluyla değiştirmek niyetini bile idam cezalarıyla karşılayan bu sistem, bu işi fiilen yapmış olan cuntacılarına dokunmuyor. Çünkü onların yaptığı değişiklik sistemin ihtiyacı doğrultusunda yapılmıştır. Ceza yasalarında kastedilen değişiklik ise sistemi değiştirmeye yönelik olandır.
Reformist çevrelerin 12 Eylülün her yıldönümünde gündeme getirdiği cuntacılar yargılansın talebi, gerçek yaşamın bu tablosu karşısında boş bir hayal gibi görünebilir. Fakat dünyadaki kimi örnekler bunun mümkün olabileceğini göstermektedir. Yunanistanda cuntacılar yargılanıp cezalandırılmıştır. Şilide Pinocht için benzer bir süreç yaşanmaktadır. Fakat her iki örnekte de, cuntacıların yargılanması, reformist çevrelerin dillendirmesi ötesinde, geniş kitleler tarafından sahiplenilip yükseltilen bir talep haline geldiği için bu mümkün olabilmiştir.
Kuşkusuz, darbeciler için en ağır ceza, kurdukları faşist sistemin yıkılması olacaktır. Ancak güçlü bir mücadele yükseltildiği taktirde, suçluların bu sistem içinde de cezalandırılması mümkündür. Yüzlerce, binlerce devrimcinin, öncü işçinin kanına giren, onbinlerce Kürtü kirli bir imha savaşıyla yokeden darbecileri cezalandırmak için hiç de bu sistemi tarihe gömecek günü beklemek gerekmiyor.
12 Eylül faşist askeri darbesi Ankarada protesto edildi...
12 Eylül askeri-faşist darbesi 24ncü yılında Ankarada yapılan bir mitingle protesto edildi. 78liler Vakfının girişimiyle bir araya gelen çeşitli sendika ve kitle örgütleri ile reformist çevreler ve kimi devrimci grupların ortak olarak düzenledikleri miting, Tren Garı önünde kitlenin toplanılmasıyla başladı. Yürüyüş güzergahı TRT binasının önünden geçecek şekilde planlanmıştı. Darbenin ilan edildiği ve 1 Nolu Sıkıyönetim Kararnamesinin yayınlandığı TRT binası önünde bir süre beklenildi. Burada konuyla ilgili talepleri içeren bir Demokrasi bildirgesi okundu. Yürüyüş kolunun tamamı buradan geçerken talepler okunmaya devam edildi.
En önde taleplerinin yazılı olduğu çeşitli pankartlarla ve yaklaşık bin kişiyi bulan kitlesiyle yerini alan 78liler, ellerinde bine yakın fotograf taşıyorlardı. Bunlar devrimci mücadelenin yarattığı en büyük değerleri anlatan şehit devrimcilerin fotoğraflarıydı. Burada önemli olan bir diğer nokta ise taşınan resimlerin şehit düştükleri dönemle ilgili bir sınırlama konmamış olmasıydı. Ellerde Denizin, Mahirin resimlerinin yanısıra Ulucanlarda şehit düşenlerin fotografları, farklı yer ve zamanlarda şehit düşmüş pek çok devrimcinin fotoğrafları vardı. Bunlar içerisinde Habib, Ümit ve Hatice yoldaşların fotoğrafları da bulunuyordu. Aslında bu tablonun kendisi bile 78, 68 gibi ayrımların bir anlam taşımadığını, aksine devrimci gelenek ve değerlerin bir bütünlük arzettiğini anlatmaya yeter. Faşist sermaye iktidarının her türlü baskı ve zorbalığına rağmen devrimci mücadelenin kesintisiz bir şekilde bugüne dek sürmüş olması da darbeye karşı verilmiş anlamlı bir yanıt olmuştur.
Mitingin yapılacağı Abdi İpekçi Parkına varıldığında toplam kitlenin sayısı 5 bine ulaştı.
Alanda miting saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşundan sonra 78liler adına Ruşen Sümbüloğlu bir konuşma yaptı. 12 Eylül faşist karşı-devrimi ile devrimcilere yönelik saldırı ve baskıların vardığı nokta bir kez daha anlatıldı ve bu konudaki talepler sıralandı. Ardından KESK Başkanı Sami Evren, 12 Eylülün yarattığı yıkım, bunun bugünkü sonuçları ve buna karşı verilecek mücadele üzerine bir konuşma yaptı. 12 Eylül darbesi ile kapatılan DİSK adına yapılan konuşmanın ardından darbe sonrası katledilen Zeki Kargının annesi Nadire Kargın kürsüye gelerek alandaki tüm oğul ve kızlarına seslendi. Bu konuşma alanda bulunan kitle tarafından uzun süre alkışlandı.
Alanda ve yürüyüş kolunda, Faşizme karşı omuz omuza!, Devrim şehitleri ölümsüzdür!, Darbeciler halka hesap verecek! sloganları sık sık atıldı. Miting Gülay Akgün ve ardından Ahu Sağlamın söylediği ve kitlenin eşlik ettiği devrimci türkü ve marşlarla son buldu.
Mitingin başından sonuna kadar kürsüden çeşitli dönemlerde şehit düşmüş devrimcilerin adları okundu. Miting sonunda ise Eylül ayındaki bir diğer kanlı yaprak olan Ulucanlar katliamında şehit düşen devrimci tutsakların adları okundu.
Mitinge 78lilerin yanısıra, KESK Şubeler Platformu, TÜMTİS, TMMOB, Hacı Bektaş Vakfı, 68liler Dayanışma Derneği, Aydos Vakfı kendi pankartları ile katıldılar. Ayrıca reformist çevrelerin yanısıra Halkevleri, Kurtuluş Sosyalist Dergi, Kaldıraç, Devrimci Mücadele, TÜM-İGD, Özgürlük gibi grup ve çevreler de mitinge katılanlar arasındaydı.
Komünistler mitinge Dünya emeğin olacak! Sosyalizm kazanacak! şiarlarının yazılı olduğu BDSP imzalı pankartla katıldılar. Yürüyüş boyunca ve alanda oldukça canlı ve disiplinli bir biçimde yerini alan komünistler, sık sık Darbenin hesabını emekçiler soracak!, Katil devlet hesap verecek!, Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!, Faşizme karşı omuz omuza!, Kahrolsun MGK, MİT, CIA, kontrgerilla!, Kahrolsun sermaye iktidarı!, Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmezdir!, Yaşasın devrim ve sosyalizm! gibi sloganların yanısıra parti, tecrit ve Irakta süren emperyalist işgale ilişkin sloganlar attılar. Alanda Kızıl Bayrakın 10. yılı vesilesiyle militan gazete satışı yapıldı. Yanısıra Kızıl Bayrak imzalı ve Ya barbarlık, ya sosyalizm! şiarının yazılı olduğu pankart kürsünün karşısına asıldı.