|
11 Eylül...
Emperyalist gericiliğin ve saldırganlığın
zincirlerinden boşandığı tarih
Emperyalist barbarlığın yeni adı:
Önleyici vuruş!
11 Eylül saldırısı, yıllardır yeni bir paylaşım savaşı hazırlığında olan savaş çetesinin harekete geçmesi için bulunmaz bir fırsat oldu. Önleyici vuruş stratejisini devreye sokan Bush çetesi, hiçbir kural/yasa tanımadan hedef seçtiği ülkelere saldırıp işgal etmeye başladı. Bu stratejiye göre ABD emperyalizmi, uluslararası hukuk kurallarını, BMyi, gerekirse yarım asırlık müttefiklerini yok sayarak hareket ediyor. Bir ülkeyi yakıp-yıkarak işgal etmek için sahte belgeler, yalan gerekçeler yeterli oluyor. Dünyanın önüne Ya bizden yanasınız, ya da teröristlerden gibi kaba bir ikilem sunan neo faşist çete, emperyalizmin açık işgal dönemine dönüş yapmış bulunuyor.
Önce Afganistan, Usame Bin Ladini ABDye teslim etmediği gerekçesiyle işgal edildi. Vahşi katliamlar eşliğinde gerçekleşen işgal ile, CİAnın başa getirdiği Ortaçağ kalıntısı Taliban rejimi devrildi. Ancak işgalci güçlerle başa geçirdikleri kukla yönetimi Afgan halkına açlık, yoksulluk ve ölümden başka bir şey getirmedi. Afganistan hala emperyalist haydutlar, düşkün işbirlikçileri ve savaş ağalarının zorbalıkla hüküm sürdüğü bir ülke.
10 yıllık boğucu ambargoya tabi tutulan Irak ise, kitle imha silahları bulundurduğu gerekçesiyle, ciddi bir tehdit unsuru ilan edildi. Önleyici vuruş doktrini gereği, Irak zaman geçirmeden işgal edildi. 150 bin askerden oluşan emperyalist ordular vahşi bir saldırganlıkla çullandılar Irak halkının üzerine. Sert bir direnişle karşılaşan işgal orduları halen kitle kıyımlarına devam ediyorlar.
Emperyalist sistem şiddet ve zorbalık üzerinde yükselir. ABD emperyalizminin dünya halklarına karşı işlediği insanlık suçlarının çetelesi de oldukça fazladır. Fakat 11 Eylülden sonra bu saldırganlık dizginlerinden boşaldı. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra kendini dünyanın tek hakimi ilan eden ABD emperyalizmi, küstahlığı ve saldırganlığı doruk noktasına ulaştırdı.
Bush liderliğindeki neo-faşist çete tüm saldırılarını teröre karşı savaş, insan hakları, demokrasi ve özgürlük götürmek gibi gerekçelere dayandırıyor. İkinci emperyalist savaşta Nazilerin yenilmesi ve savaş sonrası Almanyayı örnek gösteriyor. Oysa Nazi faşizmini yenilgiye uğratan Sovyet Kızıl Ordusu ve komünistler önderliğinde savaşan halklardır. ABD emperyalizmi ise, Nazi ve SS artıklarının çoğunu Batı Almanyanın kuruluşunda istihdam etmiştir. Nürnbergde yargılanan Hitlerin üst düzey subaylarını da affederek Alman devletinin kilit kademelerine yerleştirmiştir. ABDnin kurduğu demokrasi işte budur!
Günümüzde de her türden demokratik gelişimi ezmek için uğraşan, her mücadele dinamiğini terörist kategorisine yerleştiren bu haydut çetesinin iddiası, demokrasi ve özgürlüğe susamış halklarla alay etmektir. Ezilen halklar, demokrasiye ulaşmanın bu haydutlara karşı mücadeleden geçtiğini bildikleri içindir ki, emperyalist işgalciler ile ajanlarına karşı direniş yolunu seçiyorlar.
Tüm uluslararası anlaşmalar çöpe atıldı
Saldırganlık ve savaş emperyalist-kapitalist sistemin özüdür. Sistemin jandarması ABD, Bush öncesi dönemde bu saldırgan politikasını diğer müttefikleriyle uyumlu bir şekilde yürütüyordu. Yine kendisi tek hakim güçtü, ancak diğerlerinin bazı çıkarlarını da gözetiyordu. Neo-faşist çete ise, diğer emperyalist güçlerle kimi sadık uşaklarını da hiçe sayarak hareket etmeye başladı.
Bush yönetimi geçmişte ABD yönetimlerinin imzaladığı anlaşmaları tek taraflı olarak geçersiz saydı. Uluslararası enerji ve çevreyle ilgili Kyoto Protokolü, insan hakları ihlallerinden kaynaklı suçların yargılanması için Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluşunu öngören anlaşma ve Sovyetler Birliği döneminde imzalanan Anti-Balistik Füze Anlaşması... Reagen döneminde gündeme getirilip sonradan iptal edilen Yıldız Savaşları projesi ise yeniden gündeme alındı.
İçte ve dışta faşizan uygulamalar
11 Eylülün hemen ardından çıkarılan yasa ile Amerikan rejimi kendi yurttaşlarının demokratik kazanımlarına ağır bir darbe vurdu. Bu ülkede bulunan yabancılar, özellikle Arap ve Müslüman kökenli olanlar, açıkça ırkçı muameleye tabi tutulmaya başlandı. Binlerce Arap kökenli Amerikalı ya da göçmen aylar boyunca gözaltında tutuldu. Amerikan yasaları hiçe sayılarak FBI tarafından sorgulandı. Emperyalist saldırganlığa, siyonist vahşete karşı çıkanlar görevlerinden alındı, kovuşturmalara uğradı. İlerici-sosyalist aydınlar ve bilim insanlarına ABDye girişte terörist muamelesi yapılmaya başlandı. Kimileri Amerikaya sokulmadı. Yapılan yasal düzenlemelerle insanların fişlenmesi, FBI ve CİA tarafından izlenmesi yaygın bir uygulama haline getirildi. Kütüphanelerde kimin hangi kitabı okuduğu bile artık CİAnın bilgisi dahilinde.
Kendi halkına karşı bu kadar pervasız davranan bir yönetimin Afganistanda, Irakta neler yapabileceğini de gördük. Afganistandaki toplama kampları, Guantanamo işkence üssü ile Ebu Garib zindanından yansıyanlar, Amerikan ordusunun caniliklerini gözler önüne serdi. Onbinlerce kadın, erkek, çocuk ve yaşlının füzelerle katledilmesi ise, vahşet görüntüleri olarak insanlığın belleğine kazındı.
İşgalci haydutlar, kiralık katillerden oluşan onbinlerce özel güvenlik şirketi mensubunu da savaş alanına sürdüler. Zira işgalciler için bu paramiliter güçlerin ölümleri sorun değil. Ayrıca işledikleri işkence, cinayet, yağma ve diğer suçlardan da sorumlu olmadıklarını iddia edebiliyorlar. Paramiliter güçlerin Irak işgalindeki istihdamı onbinlerle ifade ediliyor. Bu adım, burjuva demokrasisinin simgesi olan özelleştirmenin bir parçası. Yani emperyalistler katilleri de özelleştirdiler.
Siyonist İsrail devletinin ABD emperyalizmi tarafından özel olarak korunduğu her zaman cömert mali kaynaklarla beslendiği biliniyor. Bushla neo-faşist ekibi bu korumayı doruk noktasına çıkararak, kasap Şaronun tüm isteklerini yerine getiriyorlar. Zira silah ve petrol tekellerinin etkin isimleri aynı zamanda siyonist lobinin de başını çekiyor. Bu ise Filistin halkı için daha çok yıkım ve katliam anlamına geliyor.
Kanlı planları direnen halklar bozacak!
Savaş kundakçıları hedef ülke sayısının 50 olduğunu söylüyorlar. Ancak tek bir halkın direnişi bile onları derin bir bataklığın içine yuvarlamaya yetiyor. Nasıl ki Filistin direnişi Büyük İsrail düşünü kabusa çevirdiyse, Irak halkının direnişi de kendisini dünyanın efendisi ilan eden haydut sürüsünü daha ikinci adımda bir bataklıkla yüzyüze bıraktı. BMyi aşağılayan, Avrupaya hakaret eden savaş çetesi, Irakta zafer ilan ettikten birkaç ay sonra gerisin geri onların kapısına döndü.
Dünyanın gözlerinden ırak tutulan Afganistanda çatışmalar yeniden şiddetlenirken, işgal gücü İSAF halen Kabilin dışına çıkamıyor. Hatta bu şehirde ne kadar hakim olduğu da tartışmalı. Irakta ise direniş güçleniyor. Bu ülkeye demokrasi ve özgürlük getirdiklerini iddia edenler, tam da direnişin gücünden dolayı, her gün pek çok kenti bomba ve füze sağanağı altında bırakarak yüzlerce Iraklıyı katlediyorlar. Evler, işyerleri, ambulanslar, trafikte seyreden araçlar, pazarda alışveriş yapan insanlar işgalci orduların hedefi oluyor. Bu barbarlığın işgalcileri daha da batırması kaçınılmaz olacak. Nitekim şimdiden ABD emperyalizminin kimi akıl hocaları, Irakın Vietnamdan da beter hale geldiğini, Bushla çetesinin Irakı işgal etmek için plan yaptığını, ama çıkmak için ciddi bir planı olmadığını dillendiriyorlar.
Seçime hazırlanan Bush ve savaş kundakçısı ekibin icraatları emperyalist barbarlığın çığrından çıktığını, Irak halkının direnişi ise bu kanlı planları ancak direnen halkların bozabileceğini gösteriyor. Tutarlı anti-emperyalist bir mücadele halklar arası yapay ayrımları ortadan kaldıracağı gibi, dünya halklarından da güçlü bir destek bulacaktır. Irak halkları böyle bir mücadele çizisinde birleştiklerinde bölge halklarının da aynı yolu izlemesinin önü açılacaktır. Bu ise ezilen halkların kurtuluş umudunu çok daha güçlendirecektir.
|